‘‘Kız işi şeyler’’: Genç kızlar, popüler kültür ve bu ikisine dair her şeyi ‘cringe’ bulmak
2010’lardan beri hem çeşitli köşe yazılarında hem de sosyal medya platformlarında dile getirilen bir mevzu var: Genç kızların beğenilerinden nefret etmek ve utanç verici bulmak. Google’da “Societies hatred of teenage girls” diye aratırsanız karşınıza pek çok yazı çıkacak. Hemen itiraz etmeyin. Genç kızların taklidinin yapılması, Twilight’tan nefret etmek, K-Pop’la ve fan kitlesiyle, Wattpad romanlarıyla dalga geçmek bize ne kadar da olağan geliyor değil mi? Fazla ‘girly’ olmanın aptallıkla özdeşleştirildiği bir dünyada yaşamıyor muyuz? Bu konuyu biraz açalım. Bu yazımızda genç kızların sevdiği şeylerden nefret etme mevzusuna dadandık.
Genç ve ergen olmak gerçekten zor bir şey. Dönem fark etmeksizin, üst nesiller hiçbir zaman gençleri beğenmiyor. “Şimdiki gençler…” diye başlayan o şikayetler aslında “her zamanki gençler” anlamına geliyor, gençler üst nesillere hiçbir zaman yaranamıyor. Henry James’in 1881 yılında yazdığı “Bir Kadının Portresi” romanında yaşlı adam, genç oğlu ve onun arkadaşıyla sohbet ederken “Ben sizin yaşınızda can sıkıntısı nedir bilmezdim. Canımı dişime takıp çalıştım. Yapacak işiniz varsa sıkılmazsınız; ama siz gençler gereğinden fazla aylaksınız. Aklınız fikriniz eğlenmekte” diyor. Yıl 1881 ama bize ne kadar da tanıdık geliyor değil mi?
Aslında “genç olmak” çok yeni bir kavram. İlginç ama 1945 yılından önce gençler için özel olarak üretilen müzikler, filmler, kıyafetler çok çok az. İngiliz romancı Colin MacInnes 1945 öncesini şöyle tanımlıyor; “Sadece aşırı büyümüş bir çocuk veya az büyümüş bir adamdın, hayat bu ikisi arasında başka kimseye hitap etmiyor gibiydi.” Çocukluktan biraz çıkınca doğrudan yetişkinliğe geçiyordun özetle.
2. Dünya Savaşı sonrasında ise zorlukla ve kıtlıkla mücadele ederek geçen yıllar yerini önceki kuşağın değerlerini reddeden; kendi kıyafetleriyle, müzikleriyle, filmleriyle, ikonlarıyla, yaşayış biçimleriyle, savaş karşıtı gençlerin bağımsızlıklarını ilan ettikleri bir döneme bırakıyor. Kapitalist piyasanın radarına giren gençler, tüketim kültürünün ana kitlesi haline geliyor. Çocuklar ve gençler için milyonlarca farklı ürün veya içerik çıkarılmaya başlanıyor. Barbie’ler, G.I Joe’lar, gençlik filmleri, dizileri, boyband’ler, girlband’ler… Günümüzde bunlardan en fazla eleştiri alan ve ‘dalga konusu’ olanların hep genç kızlar tarafından sevilen şeyler olduğunu itiraf edelim kendimize. En azından benim gözlemim ve kendi tecrübelerim bu yönde.
Bu konuyu kendi hayatımdan yola çıkarak düşünmeye başladım. En yakın arkadaşım yakınlarda bir kız çocuk sahibi oldu. Arkadaşım, onun ikizi ve ben beraber büyüdük; çocukluğumuzu, ergenliğimizi birlikte geçirdik. Hepimizin biriciği dünyalar güzeli bu kız doğduğu günden beri, kız çocuğu olmak ve genç kız olmak üzerine daha fazla düşünür oldum.
Bir gün ona çocuk kitabı almak için raflarda bakınırken, büyüdüğünde ona Matilda’yı, Küçük Kadınlar’ı alırım dedim kendi kendime heyecanla. Sonra düşündüm, kim bilir o büyüdüğü zaman nelerden hoşlanacak, okulunda kızlar arasında hangi kitaplar meşhur olacak, hangi kız grubunun üyelerini aralarında paylaşacaklar ve şarkılarında koreografiler yapacaklar. Onun sevdiği şeyleri biz nasıl bulacaktık acaba? Ve o zaman onun sevdiği her şeyi annesi ve teyzeleri olarak bizim de seveceğimizi, onunla dönemin meşhur starının konserine gideceğimizi, sevdiği müzik gruplarını açıp bize dans gösterileri yaparken onu izleyeceğimizi ve onun sevdiği bir şeyi ‘utanç verici’ bulamayacağımızı düşündüm. Dünyada ise işlerin böyle yürümediğini, kendi ergenliğimin nasıl geçtiğini hatırladım.
90’lı yıllarda doğan ve ergenliğini 2000’lerde süren kuşağın bir üyesi olarak, arkadaşlarımın ve benim topluca sevdiğimiz boyband’ler, girlband’ler, diziler, kitaplar vardı. Okulda bir dönem Hepsi, bir dönem Blue, bir dönem Twilight fırtınası eserdi. Hepsi 1 dizisini izler, Twilight kitaplarını bir gecede bitirirdim. Ama hep bir ses kulağıma fısıldardı: “Bunlar çok utanç verici.”
Hem yetişkinler hem erkek çocukları hem de (ben dahil) bazı kızlar, bu “kız-işi” beğenileri utanç verici bulurdu. Okulumuzda Jonas Brothers çılgınlığı başlamıştı. Bense o kızlarla dalga geçer, yorganımın altında “Neyo – So Sick” dinleyerek hayali bir aşkın peşinde gözyaşları dökerken, hoşlandığım çocuğu Arch Enemy dinlediğime inandırmaya çalışırdım. O gürültüye bir saniye bile katlanamıyordum tabii (metalciler alınmasın). Ama ortalık “kız-işi” müziklere “ya sen bunları mı dinliyosun xD”, “zuhaha bunları mı dinliyorsun” diyenlerden geçilmiyordu. Ben de hemen karanlık tarafa geçmiştim. Bir zombi salgını vardı ve ben zombiye kendimi ısırtıp onlara katılmıştım. İtiraf ediyorum. Sonra Within Temptation’ı, Sonata Arctica’yı keşfettim de, ‘çekinmeden’ sevebileceğim müzik grupları bulmuş oldum. Diğer kızların sevdiği o ‘utanç verici’ müzikleri sevmemem gerekirdi çünkü. Halbuki ne kadar çok seviyordum kız arkadaşlarımla Honey filmini izleyip oradaki koreografileri yapmayı; MyScene, Sims, Barbie Makeover oynamayı. Ama herkese Age of Empires sevdiğinizi söylemeniz gerekiyordu. Onu da seviyordum, ama MyScene kadar değil.
Bugün de işler fazla değişmiş değil. TikTok ilk meşhur olduğu zamanlarda ağırlıklı olarak genç kızlar tarafından kullanılıyordu. Zamanla yaş veya cinsiyet fark etmeden bir sürü insan bu platforma dahil oldu. Hatırlayın, bu uygulamadan genç kızların hakimiyetindeyken çok daha fazla nefret ediliyordu. Bir müzik grubu da ancak “genç kızların sevgilisi” statüsünden kurtulup, her yaşa hitap etmeye başladığı zaman saygınlığını kazanabiliyordu. One Direction, Taylor Swift, Justin Bieber örneklerinde bunu gördük. Justin Bieber, sırf genç kız hayranları çoğunlukta olduğu için bütün ergenliğini alay konusu olarak geçirdi, Taylor Swift de aynı şekilde. Hem sanatçılar hem de onlara hayran olan genç kızlar sürekli aşağılandılar. Durum hâl’a da böyle. K-Pop hayranı kızların nasıl zorbalandığını kendilerinden dinlemek gerek.
Bugünden baktığımda elbette “kız-işi” şeylerden hoşlanan kişilerin zorbalanmasının arkasında yatan içselleştirilmiş mizojiniyi görebiliyoruz. O gürültücü genç kızların sevdiği bir şey iyi olamaz çünkü. “Ben diğer kızlar gibi değilim”cilik de buralardan bir yerlerden türüyor. “Kızlar hep dedikodu yapıyor, makyaj konuşuyor, onlarla anlaşamıyorum”. Herkes itiraf etsin, dedikoduyu kim sevmez. Bunları söyleyen kızlar da aslında söylediklerine inanmıyordu. Herkes bilir ki, özellikle 13-14 yaşlarında kız arkadaşlık paha biçilemez bir şeydir. Ama genç kızlar ve onların beğenileri o kadar ‘cringe’ti ki, bu kültürü kabul etmeyen kişi kendini üstün görmeye başlıyordu. ‘Havalı kızlar’ doğal bir şekilde seksi, akıllı, komik olmalı, bilgisayar oyunlarından, futboldan anlamalı ve kızların sevdiği şeylerden uzak durmalıydı.
Twilight Bella alışverişten hoşlanmıyordu, sporda iyi değildi, dedikodu ve makyaj sevmiyordu ve tüm erkekler ona âşık oluyordu. Twilight dünyasında Twilight romanı çıksa Bella eminim okumazdı. O Uğultulu Tepeler okurdu. Makyaj da yapmazdı. Girly değildi. O yüzden de sevilmeyi o hak ediyordu. Ama Twilight romanının yazarı kendi de tuzağına düştüğü “genç kızlıktan nefret etme”nin darbesini yiyeceğinden haberdar mıydı acaba? Tüm zamanların en yerden yere vurulan kitap ve film serisi haline geldi Twilight.
Yale Üniversitesi’nde ders veren sosyal antropolog ve eğitimci Erika Christakis 2011 yılında Time dergisinde Twilight serisi üzerine “Neden kadın fantezisi bu kadar alaya alınıyor ve korkuluyor?” diye sorduğu bir yazı yazmıştı. Christakis bu konu hakkında şöyle diyor; “Milyonlarca kadın, tıpkı erkek akranları gibi tuhaf, seksi ve mantıksız fantezi hayatlarının tadını çıkarıyor. Erkek türünün her türlü şiddet, tüyler ürpertici, gülünç ve aşağılayıcı film kinayesine izin veriliyor ve biz bunları yüksek sanat olarak kabul etmesek de, hiç kimse bunları eğlence olarak ciddi bir şekilde sorgulamıyor.”
Genç kızların sevdiği ve tükettikleri ürünler ya içi boş olmakla ya da genç kızlara zarar vermekle itham ediliyor. Bu da aslında tarihin en başından beri kadınların hem fiziksel hem de zihinsel olarak korunmaya muhtaç canlılar olduklarına dair bir varsayımdan ileri geliyor.
Kendimi de bu duygudan azade görmüyorum, zaman zaman böyle hissederken buluyorum elbette. Ne zaman bir Wattpad kitabı görsem, gülmemi ve orada yaşanan ilişkiler karşısında dehşete kapılmamı engelleyemiyorum. Mafyalara satılan ve onlara aşık olan kızlar, kötü çocuklar, toksik ilişkiler… “Biri bu kitapları kızların elinden alsın!” diye haykırıyorum. Yine de işe farklı açılardan bakmaya çalışıyorum.
Feminist yazar Bailey Poland, bu “kız-işi” ilgi alanlarının yarattığı korkuyu şöyle değerlendiriyor; “Genç kızların duygularını veya ilgilerini kontrol edemedikleri ve sebepsiz yere aşırı heyecanlandıkları veya üzüldükleri yönünde temel bir varsayım var”. Oysa diyor; “genç kızlar genellikle ilgilendikleri şeyler konusunda çok bilinçlidirler ve bu medya ürünlerinin ardındaki sosyal etkilerin farkındadırlar. Heyecan ve tutkuyu, empatik gelişimin ve topluluk oluşturmanın temeli olarak bilinçli bir şekilde kullanırlar.” Aslında genç kızlar kendilerine, hayranlık üzerinden bir alt kültür oluşturuyor, sevdikleri şeylerin etrafında toplanıp bir duygudaşlık ve aidiyet hissi kuruyorlar. Örneğin K-Pop hayranı gençler, özellikle de LGBTİ+’lar, bu hayranlık üzerinden “bir yere ait olma” hissini yaşadıklarını ve bu sayede gündelik hayatın zorluklarından kaçıp hayata bağlandıklarını söylüyorlar.
Peki erkek çocukların ilgi alanlarına bu zorbalık yapılıyor mu? Ergen bir oğlanken, sevdiğim şeylerin sürekli başkaları tarafından aşağılandığını hatırlıyorum diyen bir erkek var mı? Retorik bir soru değil bu, gerçekten soruyorum. O yıllarda sınıfımızdaki erkekler her hafta Fenerbahçe-Galatarasay maçı yüzünden birbirlerine girerlerdi. Bir gün hepsi Truva filmini izlemiş olarak gelir ve “Ben Hektor’um”, “Ben Paris’im” diyerek sınıftaki kızları da Helen, Briseis diye isimlendirip aralarında paylaşırlardı. Hatırladığım kadarıyla bunlar büyük sınıflar veya yetişkinler tarafından utanç verici bulunmuyordu. Yine de soruyorum, cevabı bildiğim için değil gerçekten içtenlikle merak ettiğim için, “ergenlik dönemim boyunca beğenilerim sürekli aşağılandı ve birileri hep beni bir şeylerden korumaya çalıştı” diyen bir erkek var mı?
Pek çok genç kız ergenlik döneminde beğenilerinin akranları ve yetişkinler tarafından aşağılandığına şahit olmuştur. Bunun sonucunda da kendini beğenileri aşağılanan “o kızlardan” ayırabilmek adına “ben diğer kızlar gibi değilim”ciliğin tuzağına düşmüştür. Şimdi artık her yerde “kendin ol, içinden geldiği gibi davran” benzeri cümleler pompalanıyor. Kim ki bu “kendim”? İnsan özellikle 14 yaşlarındayken, hayatının belki de sonuna kadar aramaya devam edeceği o şeyi arıyor zaten: Kendini. O zamanlar doğal olarak bir su gibiydik, şeklini alacağımız bir kap arıyor, akranlarımızın ve onları da şekillendiren yetişkin medyasının yorumlarına göre biçim alıyorduk. Genç kızken havalı olmak “Ben kızlarla anlaşamam, tüm arkadaşlarım erkek” demekti, “erkeksi” şeylerden hoşlanmaktı. Halbuki genç kızların arkadaşlığı, hayalleri kadar güzel bir şey var mı? Kızların sonsuz neşesi, geleceğe dair hayalleri, hayranlıkları, aşk acıları… Ne olursa olsun, okudukları, sevdikleri şeyler ‘kötü’ bile olsa fark etmez, büyümeye ve hayatta yolunu bulmaya çalışan çocukları ve gençleri rahat bırakamaz mıyız?





