Poster hediyeli ‘glossy’ dergiler ve bir kuşağın kolektif hafızası

Dadanizm newsletter duyuru (600 x 600 px)

Genç kız dergileri… Adı tam olarak böyle midir, emin değilim ama hepimizin zihninde beliren ilk görüntüler: parlak “glossy” kapaklar, pastel tonlar ve posterler, testler, küçük hediyelerle dolu sayfalar. Bu dergiler yalnızca bir dönemin popüler kültür ürünü değildi; aynı zamanda 2000’ler ve 2010’ların genç kuşağı için ortak bir hafıza mekânı oluşturuyordu.

Dergiler, gençliğimizi şekillendiren sayfalarıyla, moda yönlendirmeleriyle, magazin haberleriyle ve “hangi ünlüye benziyorsun?”, “ilişki stilin ne?” gibi bugünün bakışıyla sorgulanabilir testlerle karşımıza çıkıyordu. Bugünden bakınca ilişki testlerinin veya moda yönlendirmelerinin yer yer problemli olduğunu söylemek kolay; ancak o yıllarda bu içerikler büyüme deneyimimizin doğal bir parçasıydı. Yine de tüm tuhaflıklarına rağmen hafızamızda çoğu zaman bir tebessümle anılıyorlar.

Bu dergilerin asıl etkisi, belki de açıkça fark etmediğimiz bir noktada yatıyordu: aynı yaş aralığında büyüyen binlerce kişiyi aynı kültürel referanslar etrafında birleştirmeleri.

Posterleri duvara asmak bir odayı kişiselleştirmekten daha fazlasıydı; ergenliğin ilk aidiyet ritüellerinden biriydi. Kimimiz odasının duvarlarını tamamen kaplardı, kimimiz ailesinden izin alamadığı için posterleri kenarda köşede biriktirirdi. Ama o posterleri saklamak, yatağın yanında bir yere iliştirmek ya da defter arasında taşımak bile ortak bir his yaratıyordu: “Ben de bu dünyanın bir parçasıyım.”

Aynı ünlünün posterinin binlerce evde aynı anda duvara asılıyor olması, farkında olmadan ortak bir hafıza yaratıyordu. Okula gittiğimizde arkadaşlarımızla kapaklar üzerinden konuşabiliyor, “Şu ay gelen hediyeyi aldın mı?” diye sorabiliyor ya da aynı testi çözmüş olmanın tuhaf bir birlik hissini paylaşıyorduk. Hatta bir posterin duvara asılamamış olması bile bu ortak hikayenin parçasıydı: bir şeye heves etmek, o hevesi bazen saklamak zorunda kalmak ve yine de içten içe o kültürün bir parçası olduğunu bilmek hepimizde benzer izler bırakıyordu.

Bu ortaklığı mümkün kılan şey ise yalnızca içeriklerin kendisi değildi; dergilerin her ay düzenli olarak yayımlanması, Paddy Scannell’in “media-time” kavramıyla açıklanabilecek ortak bir zaman ritmi yaratıyordu. Scannell*’e göre medya, farklı yaşamları aynı döngüye bağlayan bir zamanlama sistemi kurar; sözünü ettiğimiz dergilerin yayın takvimi de tam olarak böyle bir eşzamanlılık üretiyordu. Ayın ilk haftasında dergiyi almak için bayiye giden bizlerle aynı günlerde, ülkenin dört bir yanında başka gençlerin de benzer ritüelleri tekrar ediyor oluşu hepimize popüler kültüre aynı anda dahil olma hissi veriyordu. Böylece bu dergilerin hediyeleri, posterleri ve içerikleri yalnızca bireysel kimliklerimizi biçimlendiren araçlar değil; birlikte büyüdüğümüz akran topluluğunun ritüellerini, ortak sembollerini ve paylaşılan duygusal atmosferini kuran mecralar haline geliyordu.

Tüm bu teorik çerçeve, aslında hafızamızda en çok yer eden ayrıntıların neden böylesine kalıcı olduğunu da açıklıyor. O parlak kapakların akılda kalıcılığı, yalnızca görsel çekiciliklerinden değil, bir kuşağın büyüme sürecine eşlik eden sessiz tanıklar olmalarından kaynaklanıyor. Bugün sosyal medyanın üstlendiği rolün bir tür öncülü gibi, o yıllarda bu dergiler hem somut bir nesne hem de ortak bir duygusal alan yaratıyordu.

Kendi deneyimimden bahsedecek olursam: One Direction’ın popüler olduğu dönemde bu dergilerin koleksiyonunu yapardım. Ay başı olur olmaz markete koşup dergimi almak, benim için hem ayın en heyecanlı anıydı hem de tek başıma yaptığım ilk “gerçek alışveriş” sayılırdı. Bu yüzden o günleri, genç biri olmaya attığım ilk adımlar gibi hatırlıyorum. Eminim ki benim gibi binlerce kişi aynı ritüeli yaşadı: markete ya da kitabevine tek başına gidip o dergiyi almak, ablandan ödünç istemek ya da sadece arkadaşında görüp kapağındaki bir görsele vurulmak… Hepimiz bu küçük anların içinde benzer duyguyu bir yerlerde paylaştık.

Okuma önerisi – ‘‘Kız işi şeyler’’: Genç kızlar, popüler kültür ve bu ikisine dair her şeyi ‘cringe’ bulmak

Bugün geriye dönüp baktığımızda, o ritüellerin yerini bambaşka mecraların aldığını, ama bu ortak heyecan duygusunun biçim değiştirerek hala sürdüğünü görmek mümkün. Kapakların yerini header’lar, edit’ler; çıkartmaların yerini ise sonsuz sanal sticker koleksiyonları aldı. Hatta artık yapay zeka ile birkaç saniyede kendi fan içeriklerimizi bile üretebiliyoruz. Bugünün bireyselleşmiş ve algoritmalar tarafından yönlendirilen fandom kültürünün aksine, o zamanlar hepimiz aynı materyale aynı anda dokunuyor, aynı sayfalara aynı merakla bakıyor, aynı posterleri aynı heyecanla kesip çıkarıyorduk. Bu eşzamanlılık, bir neslin birbirine görünmez bağlarla tutunmasını sağladı.

Bu dönüşüm bir “eskiye özlem” mi, yoksa kültürün doğal evrimi mi emin değilim. Ama bildiğim bir şey var: Aynı dönemde büyümüş binlerce kişinin benzer heyecanları yaşamış olduğunu bilmek.

Tam da bu yüzden, o parlak kapaklı genç kız dergileri bugün hala hafızamızda yalnızca bir nostalji ögesi olarak değil; ergenlik heyecanlarımızın bir mekânı olarak duruyor. Bir kuşağın büyüme hikâyesini sessizce saklayan, renkli ve dokunulabilir anılar olarak…

*Scannell, Paddy (1996). Radio, Television, and Modern Life: A Phenomenological Approach. Blackwell.

Dadanizm sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin