Konuş ekrana açık açık: Bir aile skandalından sosyal medya starlığına Gypsy-Rose Blanchard
Aileyle olan ilişkilerin derinliği ve boyutları say say bitmez. Boşuna dememişler “mommy issues”, “daddy issues” diye. Gypsy-Rose ve Dee Dee’nin ilişkisi de işte bu yüzden o kadar zor ama herhangi bir “mommy issues” durumundan da oldukça farklı. Gypsy-Rose Alcida Blanchard (Anderson) annesinin cinayetinden ikinci derece sorumlu tutularak hapse gireli 10 yıl oldu. Aslında her şey Dee Dee’nin kızı Gypsy-Rose’un bebekliğinden beri tedavisi olmayan bir hastalığa sahip olduğunu söylemesiyle başlıyor; etrafındakileri de, Gypsy-Rose’u da bu hastalığa inandırıyor. Evet, bir şekilde tatlı dilliliği ve anaç tavırlarıyla karşısına çıkan doktorları, hemşireleri de kendine acındırarak bu yalanına ikna edecek kadar ilerleyebiliyor. Aslında oldukça sağlıklı olan kızını türlü ilaçlarla zehirleyerek gerçekten de bazı hastalıkların semptomlarına sahipmiş gibi göstermeye devam ettiğini de belirtelim. Hayat boyu süren manipülasyon ve duygusal şiddetle yaşayan Gypsy-Rose bir noktadan itibaren annesinin hastalığı konusunda yalan söylemeye başladığını fark ediyor ve içinde bulunduğu bu sarmaldan kurtulmak için o sıralarda internetten tanıştığı erkek arkadaşı aracılığıyla annesinin cinayetini planlıyor ve sonrasında suçlu ilan edilerek hapse giriyor.
Gypsy-Rose, annesinin kendisini zorladığı bu izole ve şiddet dolu hayatın ardından 8.5 yıl boyunca hapiste kalsa da, hapisteyken kendini hayatında ilk kez özgür hissettiğini söyleyerek aslında tüm başından geçenleri özetliyor gibi. Gypsy-Rose artık kimine göre bir katil kimine göre bir savaşçı. Ama herkes içinse bir sosyal medya starı. Onun bu belalarla dolu hayatına, cinayete ve sosyal medya ve 2000’lerde artan yeni medya teknolojilerinin tüm bu olayların içerisindeki payına dadanıyoruz.
Şimdiden uyarıyoruz; bu yazı, şiddet, taciz ve suistimal içeriyor.

Gypsy-Rose 1991’de 21 yaşındaki Clauddine “Dee Dee” Blanchard ve 17 yaşındaki Rod Blanchard’ın kızı olarak dünyaya geliyor. Dee Dee bebeklikten başlayarak Gypsy-Rose’un birtakım sağlık sorunları olduğunu iddia ediyor. Eski bir sağlık çalışanı olan Dee Dee’nin bu iddiaları kanıtlarla sürdürmesi de zor olmuyor; türlü ilaçlarla Gypsy-Rose’un aslında sahip olmadığı hastalıkların semptomlarını göstermesine yol açıyor. Ve böylece oluşabilecek şüphelerin de önüne geçiyor. Gypsy-Rose’un Dee Dee’nin söylediğine göre bir değil, birçok hastalığı var. Genetik bir kas hastalığı olan ve iskelet kaslarını güçsüzleştiren “müsküler distrofi” ise en ileri boyutta olan. Çok vakit geçmiyor ki yedi-sekiz yaşlarına geldiğinde minik bir motosiklet kazası ardından Dee Dee, Gypsy-Rose’a tekerlekli sandalye kullanması gerektiğini de söylüyor. Ve tüm bunların yanında Dee Dee hasta kızını çok seven, koruyan bir anne gibi kendini yansıtıyor; herkese kendini sevdiriyor. Etrafındakiler bu anne-kıza destek olmak için seferber oluyor.
Dee Dee’nin Münchausen sendromundan muzdarip olduğu tabii olaylar patladıktan çok sonra ortaya çıkıyor. Münchausen sendromunu, kişinin ilgi görebilmek sürekli bir sağlık sorunu olduğunu iddia etmesi, hatta kendini sırf bu sebeple hasta etmek için uğraşması olarak özetleyebiliriz kabaca. Dee Dee’nin de toplumun sempatisini toplamak ve iyi bir anne olarak hem kendini acındırmak hem de alkış toplamak için Gypsy-Rose’un (olmayan) hastalığını kullandığı ve bunu çok ileri bir seviyeye taşıdığı söyleniyor.
https://www.tiktok.com/@ykvgz_/video/7318062740281593130
Yıllar boyu böyle giden, Louisiana’dan başlayıp meydana gelen kasırgayla Missouri’ye kadar uzanan (elbette bu anne-kız kasırga kurbanları olarak da ayrıca bir ilgi görüyor) bu psikolojik şiddet serüveni boyunca Gypsy-Rose’un sürekli saçları kazınıyor (çünkü Dee Dee kızının kanser hastası olduğunu söylüyor), oksijen tüpleri ve sıvı gıda takviyesi kullanması zorunlu kılınıyor ve sahte bir doğum belgesiyle yaşı olduğundan küçük gösteriliyor. Ama bir noktada Gypsy-Rose aslında o kadar da hasta olmadığını fark etmeye başlıyor ve bundan sonrasında yeni bir süreç başlıyor.
Gypsy-Rose’un ilerleyen zamanlarda internet ve sosyal medya sayesinde birden fazla Facebook hesabıyla flört hayatına başlaması Dee Dee’yi oldukça korkutarak Gypsy-Rose’un telefonunu ve bilgisayarını kırmasıyla sonuçlanırken Gypsy-Rose yine de bir şekilde o zamanki erkek arkadaşı Nicholas Godejohn’la tanışmayı ve hatta sonrasında Godejohn’u kendi yaşadığı şehre çağırmayı başarmıştı. Bir sürü akli dengesizlik ve sabıka kaydı bulunan Godejohn, Gypsy-Rose’un yönlendirmesiyle Dee Dee’ye öldürüyor. Sonrasında kaçıyorlar fakat Dee Dee’nin cansız bedeninin bulunmasıyla ikisi de yakalanıyorlar. Süren davalar ve bu korkunç hikayenin medyada büyük bir ilgi yaratmasıyla birlikte Gypsy-Rose dolaylı yoldan cinayetten 10, Blanchard ise cinayetten 25 yıl hapis cezası alıyor.
Hulu’da yayınlanan ve Patricia Arquette’e Emmy kazandıran mini seri The Act’e de ilham olan bu olay ara sıra konuşulsa da muhtemelen birçoğumuz bundan haberdar değildik ya da başka meselelerden dolayı buna sıra gelmedi. Fakat Gypsy-Rose hapiste geçirdiği 8.5 yılın ardından 28 Aralık 2023’te şartlı tahliyeyle özgürlüğüne geri kavuştu. Tabii ki de çok geçmeden TikTok’ta hızlıca yayılan bu bilgi (ve Gypsy Rose’un TikTok 9.8 milyon takipçisi olmasının da etkisiyle) tüm bunlar tekrar konuşulmaya başladı: Dee Dee, “Münchausen sendromu”, hapis ve ardından gelen özgürlük… Tüm bunları açıkça konuşan Gypsy-Rose elbette ki gündemde kallavi bir yer edindi kendisine.
@entertainmenttonight Gypsy Rose Blanchard and her husband Ryan reveal how they fell in love. ❤️ #GypsyRose #gypsyroseblanchard #GypsyRoseHusband
♬ original sound – Entertainment Tonight – Entertainment Tonight
Bunun yanında daha önce de dediğimiz gibi, aslında hiçbir zaman ilgiden düşmedi bu cinayet. 10 yıllarca süren şiddet ve baskının ardından Gypsy’nin özfarkındalığına ulaşması fakat bir yandan da annesinin cinayetine sebep olması insani ve kültürel duyguların kucağındaki birçok kişide kafa karışıklığı ve şiddet uyandırıyor. “Bir anne çocuğuna bunu nasıl yapar” sorusu “bir çocuk annesine bunu nasıl yapar” sorusuyla harmanlanınca işin içinden çıkmak da mümkün olmuyor.
Öte yandan sosyal medyanın genişlemesiyle paralel ilerleyen bu olaylar süreci, video kameraların 1980’lerden 2000’lere artan popülaritesi sayesinde farklı açılardan da belgelenebiliyor. Sosyal medyanın yükselişi oldukça izole bir hayat süren Gypsy Rose’un ‘‘bir tık’’ uzakta Big Bend, Wisconsin’de yaşayan biriyle konuşabilmesine de fırsat sağlıyor. O zamanların yegane sosyal medya platformu olan Facebook daha ayağa düşmemişken Godejohn ve Gypsy-Rose’un ilişkisinin Facebook postları ve özel mesajlaşmalarla büyümesi mümkün hale geliyor.
2022’de Louisiana’da yaşayan Ryan Anderson’la hapishanede bir seremoniyle evlenen Gypsy-Rose hapishaneden çıkışından hemen sonraki gün “özgürlüğün ilk selfie’si” sözleriyle Instagram’da fotoğrafını paylaşınca 6,5 milyondan fazla beğeni alıyor. İşte o zamandan beri de kendi serisi olan “Gypsy-Rose Blanchard ile Hapishane İtirafları”na başlıyor. Aynı zamanda farklı medya kanallarında da varlığını gösteren Gypsy-Rose, geçtiğimiz aylarda ABC kanalında “Good Morning America” programına konuşmuştu. “Benim yolumdan geçen biri varsa benim seçtiğim yolu seçmesin diye” hikayesini anlattığının altını çizerken annesinin bir canavar olmadığını, sadece kendi problemleri olduğunu da söylüyor. People dergisine özgürlüğünden bir gün önce verdiği röportajdaysa annesinin cinayetinden oldukça pişman olduğunu ama yaşadığı durumdan çıkmak için ne kadar çaresiz olduğunu anlatmış. “Her şeyi baştan yapma şansım olsaydı, teyzelerim ve amcalarıma ‘ben hasta değilim annem beni hasta yapıyor’, der miydim bilmiyorum”, “ya da Nick’e gider derdim ki ‘biliyor musun, polise gidip her şeyi anlatacağım.’ Bu konuda gerçekten zorluk yaşadım”.
https://www.instagram.com/p/C1cNGBvu7IK/
Gypsy-Rose’un şok üstüne şok yaşatan hayatı, yıllarca kendini fiziksel birçok probleme sahip zannetmesi ve bunun gibi birçok şeyine yanında, hapishane süresince devam eden ünü, tüm bu travmalara rağmen sakin tavrı, en azından dışarıdan göründüğü kadarıyla sevgi dolu ve huzurlu görünen evliliğiyle diğer cinayet olaylarına kıyasla çok daha farklı bir ilgi uyandırıyor. Televizyonun, sosyal medyanın ve birçok ünlünün ilgisini ve desteğini kazanan Gypsy-Rose ise geçtiğimiz ayda çıkan kitabıyla da birlikte bir yazar, aktivist ve sosyal medya fenomeni. Medyanın farklı kanallarından yayılan bu olay ve üzerine Gypsy-Rose’un dikkat çekici seviyede samimi karakteriyle tüm kalpleri fethetmesi de sosyal medyanın nasıl sonuçlar doğurabileceğinin doğrudan kanıtı olarak karşımıza çıkıyor.