Peki biz şimdi neyiz?: Bilgi Üniversitesi’nin kapatılma ve yeniden açılma hikayesi
21 Mayıs gecesi Cumhurbaşkanlığı kararıyla faaliyetleri durdurulan Bilgi Üniversitesi, yalnızca birkaç gün sonra yeniden açıldı. Ancak bu kısa süre içinde yaşananlar; öğrencilerin, akademisyenlerin ve Türkiye’deki vakıf üniversitelerinin ne kadar kırılgan ve güvencesiz bir zeminde var olduğunu bir kez daha gösterdi. Evet, bundan sonraki süreçte, bir aya mezun olacak pek çok öğrencinin eğitimine devam edeceği ve en azından akademik dönemin sağ salim bitirileceği aşikâr. Ama tüm bunlar neden yaşandı? Ve daha önemlisi, tekrar yaşanabilir mi?
Çoğumuzun yakından takip ettiği üzere 21 Mayıs gecesi Bilgi Üniversitesi’nin faaliyetleri Cumhurbaşkanlığı kararıyla durduruldu. Bu pek tabii şehrimizde bir ilk değildi. Daha önce Şehir Üniversitesi, Fatih Üniversitesi, Murat Hüdavendigar Üniversitesi, Süleyman Şah Üniversitesi gibi pek çok üniversite finansal veya politik sebeplerle kapandı/kapatıldı. Peki Bilgi Üniversitesi’nin farkı ne?
Önceki örneklerden temel farkı, görece daha “köklü” bir üniversite olması denebilir; bu yıl tam 30. yılını kutluyor Bilgi Üniversitesi. Orada eğitim görenlerin veya çeperinde olanların bildiği üzere okulun çok yönlü ve pratiğe dayalı bir eğitim sistemi var. Karşılaştırmalı Edebiyat, Klinik Psikoloji ve muazzam bir caz eğitimi verdiği bilinen Müzik Bölümü, bu alanlarda uzmanlaşmak isteyenlerin kapısında yattığı bölümler. Keza sağladığı teknik ve pratik imkânlarla Sinema TV Bölümü de bir dönemin parlayan yıldızı denebilir: Derviş Zaim, Ezel Akay, Zeynep Dadak gibi yönetmenlerin yarı zamanlı ders verdiği, atölyeler yaptığı bir dönem var.
Şimdi biraz retrospektif bir şekilde ilerlemeye çalışalım…
Bu Bilgi Üniversitesi’nin ilk vukuatı mı? Gururla söyleyebilirim ki asla değil. 2011’de Sinema TV bölümünde çekildiği sonradan ilan edilen ve “akademik özgürlüğün sınırını deneme” amacı güden erotik/pornografik bir bitirme projesi krizi yaşanmıştı. Bunun sonucunda benim de o sırada okuduğum bölüme polisler girmiş, bilgisayarlara el konmuş, konuyla ilgisi olduğu düşünülen hocalar okuldan uzaklaştırılmıştı. Evet, üzülerek söyleyebilirim ki bu son günlerdeki eylemler ilk değildi; biz de o dönem hocalarımız okula geri gelebilsin diye eylem yapmıştık. O dönem Sinema TV okuyan herkes için çok yorucu, belirsiz ve tuhaf bir dönemdi.
2015 yılında ise üniversitede düzenlenen Ermeni Soykırımı konferansı da milliyetçi kanattan çok tepki çekince iptal edilmişti; Bilgi Üniversitesi’nden 100 akademisyen, Ermeni Soykırımı: Kavramlar ve Karşılaştırmalı Perspektifler konferansının üniversitede yapılmasının engellenmesine tepki gösteren bir açıklama yayımlamıştı. Hatırlatmak gerekirse bu, Ermeni Soykırımı’nın kabul edilmesinin ana akım televizyonlar dahil çok fazla alanda gündemde olduğu bir dönemdi.
Yani söz konusu üniversite, görebileceğiniz üzere, hiçbir zaman ne öğrencilerine ne de akademisyenlerine güven ve stabilite veren bir kurum olmadı. Mezun olduğumda bir şükür çekmiştim mesela.
Bu arada okul çok defa el değiştirdi: 2019’a kadar Laureate International Universities’in bir parçasıyken Can Holding’e devredildi. Bu el değiştirmelere paralel olarak okulun politikaları ve yatırım yaptığı bölümler de sürekli değişti. Başlangıçta “sosyal bilimler üniversitesi” olarak yola çıkmış, bununla ün kazanmış olmasına rağmen Bilgi Üniversitesi bünyesinde mimarlık, diş hekimliği gibi bölümler de açılmaya başlandı. Yani bu okul kapitalizmden ve onun yarattığı ekonomik eğilimlerden de kaçamadı.
Bilgi Üniversitesi’nin ve pek çok üniversitenin bir gecede kapatılabildiği bu evrende, özel bir okula para verip karşılığında bir eğitim ve finalde bir diploma almaya talip olduğumda, bu paranın karşılığını alamamam çok olası. Bu durumda benim bir “tüketici” olarak tazminat hakkımın olması gerekmez mi? Kapitalizm bunu da bizim için düşündü: Hayır. Hatta bundan sonraki süreçte kapatılan okulun vakfına para ödemeye devam etmem de olası. En azından önceki kapatılma örneklerinde böyle olmuş. Şehir Üniversitesi kapatıldığında öğrenciler Marmara Üniversitesi’ne geçmiş ve harçlarını — üstelik enflasyon oranında zamlanarak — ödemeye devam etmişler. Bu zor günlerde kapatılan okulumuzun vakfına destek olmak boynumuzun borcudur değil mi ama?
Okulların kapatılması durumunda öğrenciler için süreç biraz daha öngörülebilir, ancak akademisyenler için herhangi bir tazminat ya da kolaylaştırıcı bir süreçten söz edilmiyor. Bir gecede işsiz kalan öğretim görevlileri için tazminat talebiyle davalar açılmış. Ancak davaların akıbetiyle ilgili bilgi almak mümkün olmadı.
Bu hafta Bilgi Üniversitesi’nin Santralistanbul kampüsünde neler oldu?
Öğrenci dayanışma grupları (Bilgi Dayanışma, Bilgili Susmuyor, Bilgi’ye Sahip Çık), TKP, Öğrenci Kolektifleri ile Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası ve Sosyal-İş üç gün boyunca okula çağrılarını yineledi. Bu arada güvenlik ve polis, okuldan olmayan kimseyi içeri almamaya karar verdi. Dolayısıyla destek için gelen pek çok insan dışarıda kaldı. 23 Mayıs’ta kapıda çıkan arbedede sendikadan bir kişi yaralandı. 24 Mayıs’ta, rektörlüğün içeri erzak girmesi de dahil her şeyi yasakladığı gün, okula ve kendilerine destek için kampüse gelen insanlar içeri alınmadı. Eylemlere katılan pek çok insan polisten şiddet gördü.
25 Mayıs’ta Bilgi Üniversitesi’nin, en az kapatılma kararı kadar yıldırım bir kararla, yeniden açıldığı duyuruldu.
Peki biz şimdi ne yaşadık?
Öğrenci hareketleri de, sendikalar da direndi. Bundan sonraki süreçte, bir aya mezun olacak pek çok öğrencinin eğitimine devam edeceği ve en azından akademik dönemin sağ salim bitirileceği aşikâr. Ama tüm bunlar neden yaşandı? Ve daha önemlisi, tekrar yaşanabilir mi? Bu yangından mal kaçırır gibi, kimse doğru düzgün bilgilendirilmeden ve öğrencilerle öğretmenleri kesinlikle mağdur ederek bir üniversitenin kapatılması, özel okullara ve vakıf üniversitelerine istenildiği gibi müdahale edilebileceğini gösteriyor. Üniversite açma, kapama, askıya alma ve kayyım atama gibi yetkilerin tümü Cumhurbaşkanlığı’nda olduğu sürece hiçbir kurumun tam olarak özerk ve güvende olamayacağı açık. Bilgi’ye ne olacağını ise zaman gösterecek.