5 maddede dadandık: Haftalık popüler kültür raporu (1-7 Kasım) 

Dadanizm newsletter duyuru (600 x 600 px)

Geçtiğimiz hafta boyunca dadandığımız ama çok tembel olduğumuz için yazmaya üşendiğimiz birkaç popüler kültür haberi…

1) Güzel şeyler de oluyor: Zohran Mamdani New York’un yeni belediye başkanı oldu.

New York belediye başkanının bizi de ilgilendirdiği bir çağdayız. Evet, ilgilendiriyor çünkü dünyadaki iyi-kötü tüm gelişmeler insanlığın ortak meselesi artık. Ayrıca biz seçim bağımlısı bir ülkeyiz, umuda o kadar ihtiyacımız var ki, gerekirse 8 bin kilometre uzaktaki bir seçimi de takip ederiz.

Zohran Mamdani’nin New York’un yeni belediye başkanı olması dünyanın dört bir yanında sevinçle karşılandı. Çünkü dünyanın durumu ortada; gözlerimizin önünde Filistin’de yapılan soykırım, göçmen karşıtlığı, sermaye sahipleriyle çıkar ortaklığı kurup halkın durumunu hiç umursamayan politikacılar… Zohran Mamdani ise tam tersi bir politika izliyor ve insanlara küçük de olsa bir umut ışığı sunuyor.

Mamdani 34 yaşında, göçmen bir aileden geliyor, kendini demokratik sosyalist olarak tanımlıyor. Akademisyen Mahmood Mamdani ile film yapımcısı Mira Nair’in oğlu, Uganda’da dünyaya geliyor, yedi yaşındayken ailesiyle birlikte ABD’ye göç ediyor. Ayrıcalıklı bir aileye doğmuş olmasına rağmen, politikalarını alım gücü ve geçim derdi üzerine kuruyor, işçi sınıfının ve gençlerin dertleriyle ilgileniyor. New York’un çok parası olduğunu, ancak bu paranın eşit şekilde kullanılmadığını söylüyor. Kiraları dondurmak, ücretsiz otobüsler, ücretsiz çocuk bakımı sistemi, saatlik ücretin artırılması gibi halkın yararına olacak pek çok uygulama vadediyor. Daha önce de taksi şoförleriyle birlikte açlık grevine katılmış ve New Yorkluları örgütleyerek, çevreye zararlı bir enerji santralinin yapımını engellemişti. Seçim kampanyası boyunca sokakta insanlarla temas etti, podcast yayınlarına katıldı, influencer’larla videolar çekerek medyayı etkili şekilde kullandı. Güleryüzlü, enerjik ve samimiydi. LGBTİ+’lara, göçmenlere, Filistin’e desteğini her fırsatta dile getirdi, aktivist gruplarla birlikte eylemlere katıldı.

Mamdani’nin rakibi olan Andrew Cuomo, Trump ve Elon Musk’ın yanı sıra Airbnb’nin kurucusu ve Estee Lauder ailesi gibi dünyanın en zengin insanlarından da maddi destek alıyordu. Bunlara rağmen Mamdani seçimi kazanmayı başardı.

Bu elbette dünya için iyi bir haber ama büyük konuşmak için henüz çok erken. Önemli olan seçildikten sonraki süreç. Bakalım Mamdani neler yapacak veya yapabilecek, vaatlerini ne kadar gerçekleştirebilecek, politik kariyeri nasıl devam edecek? Ama Mamdani’nin zaferi bir umut değil de nedir?

2) Billie Eilish ödül konuşmasında milyarderlere seslendi.

Güzel şeyler demişken, buradan devam edelim…

Billie Eilish geçtiğimiz günlerde New York’ta düzenlenen Wall Street Journal Magazine Innovator Awards gecesinde “Müziğin Yenilikçisi” ödülünü aldı. Sunucu Stephen Colbert, Billie’nin gıda yoksulluğu ve iklim kriziyle mücadele etmek için turne gelirlerinden elde ettiği 11,5 milyon doları bağışladığını duyurdu. Billie, Mark Zuckerberg’in de aralarında bulunduğu seyirci grubunun önünde yaptığı ödül konuşmasında milyarderlere seslendi: “Şu anda dünyanın gerçekten çok kötü ve çok karanlık olduğu bir dönemdeyiz ve özellikle ülkemizde insanların her zamankinden daha fazla empatiye ve yardıma ihtiyacı var. Paranız varsa, onu iyi şeyler için kullanmak, belki de ihtiyacı olan insanlara vermek harika olur. Hepinizi seviyorum ama burada benden çok daha fazla parası olan birkaç kişi var. Milyarderseniz neden milyardersiniz? Kötü bir niyetim yok ama evet, paranızı dağıtın, shorties” dedi. Shorties (ufaklıklar) ifadesi öylesine bir laf atma mıydı, yoksa 1.70 boyundaki Zuckerberg ve Jeff Bezos’u mu kastediyordu, bilemeyeceğiz. Ben öyle olduğuna inanmak istiyorum. Yumuşatmana da hiç gerek yoktu Billie. Gerçekten neden milyardersiniz siz?

@billboard

“If you’re a billionaire… why are you a billionaire?” 👀 @BILLIE EILISH calls out billionaires with Mark Zuckerberg in the room as she receives WSJ’s Music Innovator award. 🏆 #speech #billieeilish #hitmehardandsofttour

♬ original sound – billboard

People dergisinin ulaştığı bir tanığa göre, robot Zuckerberg, Billie’nin konuşmasını alkışlamamıştı.

3) All’s Fair dizisi nasıl bu kadar kötü olabilir?

Bir dizi, bu kadroyla, nasıl bu kadar kötü olabilir? Ryan Murphy’nin yeni dizisi All’s Fair, ilk üç bölümüyle yayına girdi. All’s Fair, Los Angeles’ta erkek egemen bir hukuk bürosundan ayrılıp kendi şirketlerini kuran üç kadının hikayesini anlatıyor. Dizi hızlı (ve garip) bir girişin ardından 10 yıl sonrasına atlıyor; Allura (Kim Kardashian), Liberty (Naomi Watts) ve Emerald (Niecy Nash-Betts), boşanma davalarına bakan ve yalnızca kadın müvekkillerle çalışan, milyon dolarlık bir şirketin sahipleri olarak karşımıza çıkıyorlar. Bir de Carrington Lane (Sarah Paulson) karakteri var; eskiden birlikte çalıştığı bu ekibe pek de anlayamadığımız bir nedenle düşman olmuş.

Sadece ilk bölümü izledim ve şok oldum. Kadroda Naomi Watts, Sarah Paulson, Glenn Close ve One Battle After Another’la yıldızı parlayan Teyana Taylor var. Judith Light, Ed O’Neill, James Remar ve daha bir sürü usta oyuncuyu yan rollerde görüyoruz. Dönemin en başarılı oyuncuları bir arada ama senaryo o kadar kötü ki, hiçbir diyalog ağızlarına oturmuyor; herkes çok kötü oynuyor. Silah zoruyla mı tutuldunuz, itiraf edin.

İhale kesin Kim Kardashian’a kalacak, insanlar başrolde o var diye ona yüklenecekler ama inanın sorun Kim Kardashian değil. Tüm oyuncular o kadar kötü ki, Kim hiç sırıtmıyor, elinden geleni yapıyor. Bugün de Kim savunduk hayırlısı.

Yönetmenlik, görüntü yönetimi, senaryo tam bir fecaat. Reklam filmi estetiğinde, tuhaf renk kullanımı, tuhaf açılar, tuhaf kesmeler. Eleştirmenler de diziyi yerden yere vurdu, Rotten Tomatoes sonucu yüzde 6, IMBD puanı da 3.0 oldu. Ama diziyi kitsch/camp bir yerden de sahiplenen, çok eğlenceli bir kötülüğü olduğunu söyleyen seyirciler de oldu; “muhteşem bir şekilde aptalca” veya “benim tarzım saçmasapan bir camp-show” diyerek zevkle izlediklerini belirttiler.

Dizi, kadınların güç kazanma hikayesi şeklinde pazarlanmaya çalışılıyor ama senaryo bu mesajların hiçbirini karşılayamıyor. Çok başarılı, çok zeki (ve feminist) avukatlar olarak anlatılan Allura ve Liberty, ilk bölümdeki davayı kazanmak için karşı taraftaki adama şantaj yapıyorlar ve hop 2 dakika içinde 210 milyon dolarlık boşanma anlaşması gerçekleşiyor. Nerede zeka, nerede adalet, nerede hukuk bilgisi?

Kağıt üstünde, insana bir diziden keyif aldırabilecek her şey var; gösterişli mekanlar, erkeklere savaş açan bir grup kadın, hukuk draması. Ama ne yok; mantık, senaryo ve oyunculuk. Ryan Murphy git emekli ol artık.

4) Millie Bobby Brown ve rol arkadaşı David Harbour arasında neler oluyor?

Geçen hafta Millie Bobby Brown’un, beşinci sezon çekimleri başlamadan önce, Stranger Things dizisindeki rol arkadaşı David Harbour hakkında istismar (cinsel değil) ve zorbalık suçlamasında bulunduğu ortaya çıkmıştı. İngiliz gazetesi Daily Mail’in haberine göre, sayfalarca uzunluktaki şikayet dilekçesi hakkındaki soruşturma sürmekteydi. Soruşturmanın sonucu ve iddialarla ilgili ayrıntılar şu anda bilinmiyor. Taraflardan ve dizisinin yapımcıları Duffer kardeşlerden bu konuda herhangi bir açıklama gelmemişti. Ancak 6 Kasım’da yapılan beşinci sezon prömiyerinde birbirine sarılan ve gülüşen ikili “aramız gayet iyi” mesajı verdiler. Galada röportaj veren Millie, David için “Babam gibi, birbirimize sahip olduğumuz için çok şanslıyız” dedi. Kafamız karıştı doğrusu. Diziye zarar gelmemesi için rol mü yapıyorlar, yoksa önceden çıkan haberler mi doğru değil? Doğru değilse neden yalanlama gelmemişti? Bu nasıl iş anlayamadık. İşin doğrusunu yakında öğreneceğimizi umuyoruz.

@entertainmenttonight

Millie Bobby Brown says it’s been “so special” to have David Harbour on the ‘Stranger Things’ journey with her. 🖤 #strangerthings #milliebobbybrown #davidharbour

♬ original sound – Entertainment Tonight

Bu arada Stranger Things seti hakkında ortaya çıkan ilk iddia bu değil. 2018 yılında set ekibinden Peyton Brown, Intagram göndersinde “sette üst düzey iki adamın birden fazla kadını arayıp sözlü taciz ettiğine tanık olduğunu” iddia ederek, üçüncü sezon için diziye geri dönmeyeceğini söylemişti. Peyton’ın sözlü tacizle kastettiği bağırma, hakaret ve tehdit gibi davranışlardı. Bu üst düzey iki adamın dizi yaratıcıları Matt ve Ross Duffer olduğu düşünülmüştü. Kardeşler “Setimizde birinin rahatsızlık hissettiğini öğrenmekten derin üzüntü duyuyoruz. Prodüksiyonun stresli doğası gereği, zaman zaman sinirler gerilebilir ve bunun için özür dileriz” diye bir açıklama yapmışlardı. “Öyle hissettiler” ifadesi, eylemin ağırlığını failden alıp mağdurun algısına yükleyen, ne yazık ki çok tanıdık bir savunma refleksi. Bu yapım (üstelik çocuk oyuncularla dolu bir yapım), korunaklı bir iş ortamı sunmayı başaramamış görünüyor.

5) Jacob Elordi’nin başrolde olduğu Frankenstein sonunda geliyor.

Yönetmen Guillermo Del Toro’nun son filmi Frankenstein sonunda Netflix’e geliyor.

@netflixph

I’ve always been drawn to the shadows, and now they’re alive before my eyes. I can’t wait to step into the darkness with Oscar Isaac, Jacob Elordi, Mia Goth, and Christoph Waltz. Guillermo del Toro’s Frankenstein is coming to Netflix on November 7 #Frankenstein #GuillermoDelToro #OscarIsaac #JacobElordi #MiaGoth #ChristophWaltz

♬ original sound – Netflix Philippines – Netflix Philippines

Sinemada yaratık makyajı görmeyi sevmeyen biri olarak (tam açıklayamıyorum ama işte yeşil insan izlemeyi sevmiyorum), Del Toro’yla aram açılmıştı ama Frankenstein, Jacob Elordi, Oscar Isaac, Christopher Waltz ve Mia Goth isimlerini yan yana görünce kayıtsız kalmak çok zor. Filmin görselleri oldukça güzel görünüyor ama akıllarda bir soru var; Jacob Elordi’nin o güzel suratını makyaj olmadan görebilecek miyiz? Sanırım göremeyeceğiz.

Mary Shelley’nin sadece 19 yaşındayken yazdığı başyapıtı Frankenstein’ın gösterişli ve pahalı bir uyarlamasını izleyeceğiz. Frankenstein romanı doğrudan veya örtük şekillerde onlarca kez sinemaya uyarlandı. Wikipedia’ya göre 423 uzun metrajlı film, 204 kısa film, 78 TV dizisi ve 287 TV bölümü, Frankenstein’ın canavarının bir versiyonunu veya yorumunu içeriyor. Bu nedenle Del Toro’nun sadece görsel büyüyle yetinmeyip, anlatıda da özgün bir derinlik yakalamasını umuyoruz. Filmin teknik işçiliği harika görünüyor. Tek tek elle yapılan objeler için ciddi emek ve para harcanmış. Jacob sadece yüz ve el makyajının altı saat, tüm vücut makyajınınsa 11 saat sürdüğünü anlatıyor.

Bütçesi 120 milyon dolar olan 149 dakikalık film ilk olarak Venedik Film Festivali’nde gösterildi. Eleştirmenlerden farklı yorumlar aldı. The Independent’tan Geoffrey McNab, film için “Jacob Elordi, görsel olarak çarpıcı ancak tematik olarak eksik olan bu filmde çok sempatik bir canavar rolünde” dedi. Filmi fazlasıyla beğenen Hollywood Reporter’dan David Rooney ise “Del Toro’nun en iyi çalışmalarından biri olan bu film, sıra dışı bir güzellik, duygu ve sanatla dolu destansı bir hikaye anlatımı” diye yazdı. Jacob Elordi’nin, filmin ilk yarısında hiç konuşmadan, yalnızca bakış ve mimikleriyle sergilediği performans da ayrıca takdir topladı. İzleyip göreceğiz.

Dadanizm sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin