Endüstrileştirmediklerimiz endüstrileştirebildiklerimize anlatsın: Industry dizi incelemesi
Geçtiğimiz haftalarda üçüncü sezon finalini yapan Industry, her pazar kilitlendiğimiz Roy kardeşlerin taht kavgasının başarısızlıkla sonuçlanmasıyla biten Succession Sunday’lerin yerini doldurduğundan beri herkesin konuştuğu o dizi olmaya hak kazanmıştı zaten. Kurmaca bir yatırım bankası Pierpoint’te işe giren bir avuç yeni mezunu ele alan Industry, bir taraftan ‘‘Yatırım bankacılığından HBO dizisi mi olur’’ sorusunu cevaplarken diğer bir yandan da modern hayatın ekonomik prekarlığı içerisinde boğulup gitmemek için akıntıya karşı yüzen üç gencin seks, uyuşturucu ve hırs dolu kariyer iniş çıkışlarını konu alıyor. Peki yatırım bankacılığının “y”sini bilmeyen biri için nedir, ne değildir Industry? Dadandık.
Industry, finansal hayatlarını geride bırakıp senaristliğe atılan Mickey Down ve Konrad Kay ikilisinin gözbebeği. Oxford’da tanışan iki arkadaş, yeni mezun olmanın getirdiği gelecek kaygısı ve belirsizlikle oturmak yerine benzer yollar çizerek yatırım bankacılığında çalışmaya başlar. Yaklaşık bir sene sonra kurumsal bankacılığın yüksek baskılı ortamının ona göre olmadığını karar veren Down, topu ilk atan olur ve eğlence sektöründe şansını denemeye karar verir. Bu denli keskin bir kariyer değişikliğine giriştikten sonra hayatını karşılayabilmek için Sacha Baron Cohen ve Michael Coster gibi isimler için asistanlık yaptığı detayını da unutmamalı.

Kay ise kariyerinin Industry’nin tartışmasız en acımasız karakterlerinden biri olan Harper’a ilham vereceğinden habersiz, üç yıl boyunca Morgan Stanley’de hisse senedi satışmanı olarak çalıştıktan sonra 2013’te sonunda şirketten ayrılmaya karar verir. Geriye dönüp baktığımızda Kay’in bankacılık kariyerinin kefenine son çiviyi çakmasının ikilinin yaratıcı iş birliğinin başlangıç noktası olduğunu söylemek mümkün. Düzenli birlikte yazmaya başlasalar da yapım şirketlerine sattıkları senaryo fikirlerinin hiçbir yere varmamasından şikayetçi ikilinin şansı BBC yapımcısı Jane Traner’la yollarının kesişmesiyle döner. Hep finans sektörünün çetrefilli dünyasını konu alan bir prestij dizisi yapmak istediğini belirten Traner, Kay ve Down’un bir zamanlar kaleme alıp neden sonra “Kim 2008 krizi sonrası kurumsal bankacılık hakkında bir dizi izler ki” diyerek çekmeceye kaldırdığı pilot senaryosunu HBO’ya pitch eder ve Twitter gençliğinin enflasyon menflasyon demeden her pazar akşamı (tabii HBO’suzluktan muzdarip bizler için her pazartesi demek daha doğru olur) yeni bölümü izlemek için akın akın bilgisayar başına kurulduğu Industry doğar.

Eğer diziyle haşır neşirliğiniz varsa, Industry’nin bir zamanlar finans sektöründe çalışmış iki Oxford mezunu tarafından yazılmış olmasına şaşırmamışsınızdır. İlk bakışta hali hazırda pek bir anlatı şemasına oturtulamayan “kurumsal bankacılık” tamlaması ortalama bir dizi severin gözünü korkutsa da, esasında Industry’nin herhangi bir ofis dramasından pek bir farkı yok. Mad Men ve Succession gibi prime time prestij dizileri tadında yazılmış fakat Game of Thrones’un bölüm sonu plot twist’lerinden de nasibini almış bir kurumsal gençlik dizisi desek, cuk oturur. (Üçüncü sezonun kadrosuna Kit Harington’ın da katılması da bu tespitimizi doğrular nitelikte)
Günümüz İngiltere’sinde sınıfsal kimlik, iş güvencesizliği, cinsel istismar ve ticari yolsuzluk konularını ele alan Industry’nin ilk sezonu bizi Pierpoint bankasında işe girmeye hak kazanmış dört yeni mezunla tanıştırıyor: Hırslı ve kurnaz, bir o kadar da zeki Harper (Myha’la); kendisine ailesinin servetinden bağımsız bir yol çizmek isteyen Yasmin (Marisa Abela); ait hissetmediği masalarda kendine bir yer edinmeye çalışan naif Robert (Harry Lawtey); ve iş arkadaşlarının aksine bankacılık kariyeri için özsaygısından taviz vermemeye kararlı Gus (David Jonsson).

Spoiler vermeden belirtelim: Industry, ilk bölümünden itibaren seyirciyi ekrana kilitlemeyi biliyor. Kurumsal hayatın gri monotonluğuna inat, izleyiciye adeta nefes alacak saniye bırakmıyor. Finans terimlerinden ibaret diyaloglar ve üç bin dolarlık takım elbiseler gözünüzü korkutmasın, Industry kurumsal hırstan gözü dönmüş, sadece kendi çıkarlarını gözeten ve kapitalist besin zincirinin zirvesine ulaşmaya çalışan insanların da içten içe bizden biri olduğunu bize hatırlatırken, parçası olmaktan başka çaremiz olmayan bu merhametsiz sistemin insan ilişkilerine biçtiği değeri gözler önüne seriyor.