Parçalanarak birleşiyoruz: Lyra Pramuk ve Hymnal albümüne dadanıyoruz

Dadanizm newsletter duyuru (600 x 600 px)

Lyra Pramuk’u dinlerken insan sesi farklı bir titreşime dönüşüyor, tanıyamıyoruz ama bir yandan da “bu ses bir yerden aşina geliyor” diyoruz. Bence barındırdığımız, o pek çok farklı parça harekete geçerek, çok ilkel bir yerden birleştiriyor bizi.

Berlin’de yaşayan Pramuk, klasik vokal eğitimini gece kulübü kültürünün katmanlarıyla birleştiren ve sesi sadece bir ifade aracı değil, yeniden biçimlenen bir madde olarak ele alan bir ses sanatçısı. Kendi sesini kullanarak, insan sesini duymaya alışık olduğumuz sınırlarını yıkıyor. Bu esnada ses öbeklerinin anlam arayışını, modüler bir synthesizer ile yapı bozumuna uğratıyor.

!K7 plak şirketi imzalı Hymnal albümü, kilise korolarının ilahi vari yankılarını elektronik müzikle sıkı sıkıya bağlayan bir tür çağdaş ayin denemesi.

Pramuk’un vokalleri, farklı bir duyma biçimi öneriyor: Hem insan hem insan-olmayan; hem doğal hem işlenmiş; hem organik hem tamamen kurgulanmış.

Bu parçalanma, değişim ve yeniden oluş, yalnızca müzikte değil, Pramuk’un kimliği ile de örtüşen bir bölge. Pramuk’un trans var oluşu, Hymnal’ın kurduğu ses evreninin merkezinde yer alıyor. Albümdeki türler arası geçişler, kimliğin ve bedenin tek bir formda sabitlenmek zorunda olmadığını hatırlatan bir alan açıyor. Pramuk var oluşu, ses üzerinden kimliğin de aynı esneklikle yeniden düşünülebileceği bir zemin olarak görüyor. Hymnal bu yüzden bir araya gelme ve dönüşüm fikrini gerçekliğe çeviren bir deney.

Pramuk, müziğin kökenine dair düşüncesini şöyle özetliyor: “Müzik, insanlık tarihi boyunca kutsal bir pratiktir — insanlar, hayvanlar ve Dünya arasında bağ kuran bir ritüel. Hepimizin ortak hakkı olan bir iyiliktir.”

Hymnal, tam da bu yaklaşımın yankısı. Hymnal albümü için Pramuk’a Sonar Quartett, şair Nadia Marcus ve sanatçı Jenna Sutela ile birlikte çalışıyor. Albümün belki de en etkileyici katmanı ise bildiğimiz organizmalarının sınırına girmeyen bir bestecinin varlığı: slime mold. (Physarum polycephalum).

Marcus’un metinlerinden seçilen kelimeler bir yüzeye diziliyor; Sutela’nın çalıştığı slime mold büyüyerek bu kelimelerin üzerinden geçiyor. Pramuk, bir hafta boyunca bu hareketi izliyor, fotoğraflıyor ve haritalandırıyor. Ardından Pramuk, sekiz gün süren, bir inziva, bir trance’i, bir rave’i andıran bu süreçte vokallerini kaydediyor. Bu kayıt süreci, John Cage’in rastlantısallık mirasına selam veren, slime mold’un oluşturduğu görsel partisyon şekillendiriyor. Üretim sürecinde vokaller, Sonar Quartett’in yaylılarının rastlantısal titreşimleriyle birleşiyor.

Tam bu noktada slime mold’un kendisi, doğanın garip bir argümanı gibi beliriyor: Tek bir hücreden ibaret ama hiç bölünmeden büyüyor; çoğu canlının sahip olduğu iki cinsel tip yerine yüzlercesiyle var oluyor. Beden, çoğalarak değil genişleyerek sürüyor; tekilliği, içinde sayısız olasılık taşıyor.

Bu büyüme hâli kelimelerin üzerinden geçerek karşılık buluyor. Ses, anlamı reddettiğinde kekeliyor, takılıyor ve tam burada özgürleşiyor. Pramuk’un sesi, kontrol edilen bir bütünlükten daha çok çatlaklardan sızan bir “birlik” öneriyor. Belki de anlamsızlıkta birleşmek kolaylaşıyor. Sesler üst üste biniyor, çoğalıyor, deviniyor.

Hymnal’da ses konuşmanın kıyısına geliyor fakat geri çekiliyor; anlamdan uzaklaşıyor, anlamın ötesinde alternatif bir varoluş öneriyor. Bu, doğanın bize önerdiği hibrit bir alan aslında: Parçalara bölünerek, anlamı kenara iterek birleşmek. Bugünün birliktelikleri artık kusursuz bir bütünlüğe yaslanmıyor; çatlaklardan, kopukluklardan, yan yana gelerek kırık yüzeylerden kuruluyor.

Pramuk’u dinlerken, insan sesi bedenin içinde barınan o kolektif ilkelliği harekete geçiriyor. Belki de tam bu noktada, yeniden bir araya geliyoruz.

Dadanizm sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin