Bir çürümenin deneysel anatomisi: Hiçbir Şey Normal Değil
Malum, distopyalar artık uzak bir gelecek tahayyülü olmaktan çok, tanıdık manzaralara dönüşmüş durumda. Bir zamanlar romanlarda ve filmlerde gördüğümüz çöküş hikâyeleri, bugün gündelik hayatın arka planında sessizce akıyor. Hiçbir Şey Normal Değil’e bakarken de tam olarak bu hissin içinden geçiyoruz: Ceylan Özgün Özçelik’in yönettiği bu belgeselde, doğanın ortasında yükselen tuhaflık ve terk edilmişlik abidesi Naturland’e doğru yola çıkıyor, “fantastik” gibi görünen bu yapının can sıkıcı gerçekliğiyle yüzleşiyoruz.
Ceylan Özgün Özçelik’in son filmi Hiçbir Şey Normal Değil, “normal” anlayışının yerle bir olduğu bir evrende geçiyor. Pandemi, ardı ardına gelen doğal felaketler ve bitmeyen savaşlarla kuşatılmış bizler için bu evren pek de şaşırtıcı sayılmaz belki de.
Distopik bir Alice Harikalar Diyarında gibi de düşünülebilecek olan film, inşaatı 1980’lerde başlayan ve 2000’lerde açılan, Türkiye’nin ilk “ekolojik” tatil köyü olarak kamuoyuna sunulan Naturland’e odaklanan deneysel bir belgesel. En azından, distorte edilmiş, kaleydoskopik görüntülere eşlik eden reklam tonlamalı anonslardan bunu anlıyoruz. Bu tatil köyü, dönemin popüler söylemi olan “ekoloji” kavramının içinin boşaltılarak pazarlanmasının somut bir örneği. Antalya’daki ormanlık alanların ve dağların oyularak bu tatil köyüne dönüştürülmesi “ekoloji”nin ne kadar yapıştırma bir kavram olduğunu açık ediyor zaten.
Görüntülerin ve seslerin yoğun biçimde bozulduğu bu tatil köyü evreninde, bir dansçı çift ve bir kadın oyuncu hikaye anlatımına eşlik ediyor. “Eşlik ediyor” demek özellikle önemli; çünkü film, ana karakterin Naturland olduğunu bir an bile unutmamıza izin vermiyor. Bu ana karakter, bolca hayvan heykeliyle ve “meyvemizi ağaçtan, yumurtamızı tavuktan alıyoruz” diskuruyla bezeli bir otel aslında. Hatta Nuh’un Gemisi’nden Üç Maymun’a uzanan çeşitlilikte olan heykeller Melih Gökçek’in Anka Park’ını ve oradaki çılgın boyutlar ve miktardaki dinazorları anımsatabilir.
Özçelik, film için uzun soluklu bir masa başı araştırmasının ardından hem tatil köyünde kalmış kişilerle hem de burada çalışmış emekçilerle görüşmüş. Yani filmde voice-over olarak duyduğumuz sesler hem o dönemde otelle ilgili yapılan reklamlardan hem de kişisel tanıklıklardan oluşuyor.
Bu noktada, Ceylan Özgün Özçelik’in sinematografisi ve film yapma pratiğine de değinmek gerekiyor. Zira Hiçbir Şey Normal Değil, yönetmenin benzer bir görsel dille ürettiği ilk deneysel belgesel değil. Cadı Üçlemesi +15: Cezaevinden Notlar (2022) ve Ankebut (2020) filmlerinde de found footage estetiğiyle, kocalarını öldürmek zorunda kalmış kadınların kişisel anlatılarını bir araya getirmişti. Bu filmde de anlatılar; birbirini aynalayan, labirentimsi biçimde çoğalan ve sonsuz bir döngü hissi yaratan görsellerle birleşerek, terk edilmiş tatil köyünün kaotik ve tuhaf yapısını güçlendiriyor.

Filmin sonlarına doğru Naturland’in dönemin politik figürleriyle (örneğin Ertuğrul Özkök ve Turgut Özal) ve parayla yakın ilişkisini kavramaya başlıyoruz. Mesela bir dönem politik ve medya figürlerinin müdavimleri arasında olduğu otel, orman arazisine Turizm Bakanlığı tarafından inşa edilmesinin ardından Orman Bakanlığı ile ciddi sürtüşmelere de yol açmış. Ayrıca bazılarını Hasibe Eren’in seslendirdiği otel çalışanlarından da çöküş döneminde yaptıkları ekstra çalışmaların karşılıklarını ve hak ettiklerini alamadıklarını, kimi çalışanların bu nedenle yargı yoluna başvurduğunu öğreniyoruz. Sahiden de filmin başında dendiği gibi “burası bildiğimiz hiçbir yere benzemiyor.” Otel 2010’larda kapanıyor, o zamandan beri de, gördüğümüz gibi, doğanın ortasındaki bir tuhaflık ve terk edilmişlik abidesi olarak yerini koruyor.

Dünya prömiyerini 2024 yılında Ji.hlava Film Festival’da yapan ve iPhone 13 Pro Max ile çekilen Hiçbir Şey Normal Değil bir dönemin ve belki de her dönemin politik ve ekonomik çürümesini bir araya getirmesi ve bunu alışık olmadığımız deneysel bir estetikle yapması açısından türünün tek örneği sayılabilir. Kapitalizmin, “ekoloji” gibi hayati bir kavrama politik yozlaşmayla beraber nasıl çökebildiğini gösteren bu yapımı ana akım salonlarda görme ihtimaliniz maalesef çok düşük. Ancak bir çürümenin anatomisini gözler önüne seren bu filmi 22 Ocak’a kadar İstanbul Modern’in “Biz de Varız!” seçkisinde izlemeniz mümkün.