Madonna (yine neyi) itiraf edecek, Firdevs Hanım?

Dadanizm newsletter duyuru (600 x 600 px)

Devam filmlerinin, yeniden çevrimlerin ve nostalji hamlelerinin hüküm sürdüğü bir dönemdeyiz. Fakat Madonna hiçbir zaman geçmiş başarılarının gölgesinde yaşamayı seven bir yıldız olmadı. Kariyeri boyunca eski formüllere dönmek yerine kendini yine yeniden yaratmayı tercih etti. Şimdi ise o da kendi diskografisinde bir devam filmi çekiyor. Popun kraliçesi, kariyerinin en sevilen dönemlerinden birine geri dönüyor. Ancak Confessions II sadece nostaljiye yaslanan bir devam albümü değil; Madonna’nın geçmişiyle hesaplaşırken bugünün pop dünyasına hâlâ söyleyecek sözü olduğunu hatırlatan iddialı bir dönüş hikâyesi. Kısacası, itiraflar bitmedi.

Popüler kültür son birkaç yıldır durmadan geçmişe dönüyor, malum. Eski diziler geri geliyor, yarım kalmış hikayeler devam filmleriyle tamamlanıyor, hatta bazen çoktan kapanmış hikayeler yeniden açılıyor ve ortaya pek de iyi olmayan sonuçlar çıkıyor. (Bizim ‘pek de iyi olmayan’ diyerek kibarlığı koruma çabamız… Of bu gözler ne felaketler gördü…) Müzik aleminde de durum pek farklı değil; yıllardır küs olan gruplar el sıkışıp tekrar bir araya geliyor, TikTok sayesinde 20 yıllık şarkılar yeniden liste başı oluyor, yeni kuşaklar eski albümleri keşfediyor. Nostalji artık galiba sadece bir duygu değil; başlı başına bir endüstri. Bu döngünün merkezinde yer alan isimlerden biri de hiç kuşkusuz Madonna. Son 40 yılın popüler kültür tarihine baktığınızda, kendinizi bir noktada mutlaka Madonna’nın farklı eraları arasında dolaşırken buluyorsunuz. Like a Prayer, Ray of Light, Music, American Life, Confessions on a Dance Floor… Herkesin Madonna era’sı kendine, üstelik o kadar da çok ki!

Evet, Madonna üzerinden nostalji yapmak çok kolay ama işin ilginç tarafı şu ki Madonna’nın kendisi bugüne kadar bu oyuna pek dahil olmadı. Kariyerinin büyük bölümü eski Madonna’ları geride bırakmak üzerine kuruldu hatta. Her yeni albüm farklı bir era demekti ve her yeni era bir Madonna’yı geride bırakıp yeni bir hikaye anlatmak üzerineydi. Confessions II tam da bu yüzden ilginç bir yerde duruyor. Yeni bir Madonna albümünün gelecek olması apayrı bir heyecan sebebi ama Madonna bu sefer ilk kez kendi diskografisinde geçmişe dönüyor. Üstelik seçtiği dönem de rastgele değil; 2005 tarihli Confessions on a Dance Floor başarılı bir Madonna albümü olmasının da ötesinde Madonna’nın son büyük era’larından birini yaşatmıştı bize. O dönemin müzik sahnesine ABBA sample’lı bir dans marşı bırakmış ve kulüplerden radyolara kadar her yeri ele geçirmişti; popüler kültüre altın harflerle adını yazdırmıştı kesinlikle. Bugün albüme dönüp baktığımızda yalnızca Hung Up’ı, mor neonları ya da disko toplarını hatırlamıyoruz; bir pop yıldızının kariyerinin yirminci yılında bile oyunun kurallarını değiştirebildiği nadir anlardan birini hatırlıyoruz.

Belki de bu yüzden Confessions II duyurulduğunda türlü türlü meraklara kapılıverdik bir anda. Tamam yeni şarkıları dinlemek için aşırı sabırsızlanıyoruz ama asıl soru daha da karmaşık: Madonna neden şimdi geriye dönüp o döneme tekrar bakıyor? Kariyeri boyunca kendisini sürekli yeniden icat eden, eski zaferlerine yaslanmak yerine yeni riskler alan bir sanatçı için nostalji beklenmedik bir hamle gibi gözükebilir. (Ancak Madonna gibi bir isim için nostalji ‘beklenmedik’ olabilirdi zaten…) Ama burada farklı bir dinamik söz konusu: Madonna’nın ilk kez kendi tarihine dönüyor olması, bir geri dönüşten çok bir yüzleşme hissi yaratıyor.

3 Temmuz’da yayınlanacak olan Confessions II (ya da ”resmî” adıyla Confessions on a Dance Floor: Part II) Madonna’nın 15. stüdyo albümü olacak. Aynı zamanda Madame X’ten tam yedi yıl sonra gelen ilk albümü. 40 yılı aşan kariyeri düşünüldüğünde bu, Madonna’nın iki stüdyo albümü arasındaki en uzun ara. Başka bir deyişle Confessions II, yalnızca sevilen bir döneme dönüş değil; kariyerindeki en uzun sessizliklerden birini de bozuyor olacak.

Bu yeni dönemin ilk ipuçları da oldukça bilinçli seçilmiş görünüyor. Confessions’ın bu ikinci turunda sadece albümün ismini değil, arkasındaki yaratıcı ekibi de tekrar yanına alıyor Madonna. İngiliz yapımcı Stuart Price, 2005 tarihli albümün başarısında önemli bir rol oynayan isimlerden biriydi. Confessions on a Dance Floor’u özel kılan şey yalnızca şarkılar değildi tabii; albümün baştan sona tek bir gece gibi akması, şarkılar arasındaki geçişler ve dans pistini merkeze alan bütünlüklü yapı da en az albümden çıkan hit parçalar kadar konuşulmuştu. Price’ın projeye geri dönmesi bu nedenle teknik bir detaydan çok daha fazlası.

Şimdiye kadar yayınlanan parçalar da bu hissi destekliyor. İlk olarak paylaşılan I Feel So Free bile adıyla bir manifesto gibi duruyor. Ardından gelen ve albümün öz hakiki çıkış single’ı olarak konumlandırılan Bring Your Love ise başka bir açıdan dikkat çekici. Çünkü şarkıda Sabrina Carpenter yer alıyor. Son iki yılın en büyük pop yıldızlarından biriyle yapılan bu işbirliğini yalnızca ticari bir tercih olarak okumak kolay ama eksik olur. Hung Up dünyayı ele geçirdiğinde Carpenter henüz ilkokul çağındaydı. Bugün ise pop müziğin merkezindeki isimlerden biri.

Bu iş birliğinin albümle sınırlı kalmaması da tesadüf gibi görünmüyor. Madonna ve Carpenter geçtiğimiz haftalarda Coachella’da birlikte sahneye çıkarak Bring Your Love’ı ilk kez canlı seslendirmişti. Sosyal medya bayıldı tabii bu ikiliye. Bir tarafta kırk yılı aşkın kariyeri boyunca pop müziğin kurallarını defalarca değiştirmiş bir figür, diğer tarafta bugünün pop evreninin en güçlü isimlerinden biri. Madonna’nın kariyerinde yeni kuşak yıldızlarla kurduğu ilişkilerin uzun bir geçmişi var elbette; Britney Spears’tan Nicki Minaj’a uzanan bir sürü iş birliği canlanıyor gözümüzde. Ancak Sabrina Carpenter ile giriştiği bu güç birliği biraz daha farklı hissettiriyor. Bir zamanlar Madonna’nın şarkılarıyla büyüyen kuşağın artık sahnenin başrolüne yerleşmiş olması, Confessions II’nin alt metinlerinden biri gibi duruyor. Madonna bir yandan geçmişine bakarken, diğer yandan o geçmişin mirasçılarıyla aynı masaya oturuyor. Ah zaman ne hızlı akıp gidiyor!

Son günlerde en az şarkılar kadar dikkat çeken bir diğer şey ise yine internetin orta yerine düşen Confessions II – The Film adlı kısa film oldu. 5 Haziran’da Tribeca Festival’da ilk kez izleyiciyle buluşan ve 8 Haziran’da YouTube’da yayınlanan film, Julia Garner’dan Kate Moss’a, Benedict Cumberbatch’ten Sabrina Carpenter’a kadar uzanan bir kadroya sahip.

İlk bakışta bir yıldızlar geçidi gibi görünse de filmin asıl meselesi bu isimler değil. Entertainment Weekly’nin de dikkat çektiği gibi ortaya çıkan şey klasik bir albüm tanıtımından çok Madonna’nın kendi mitolojisini yeniden sahneye koyduğu deneysel bir performans. Kulüp geceleri, paparazzi kültürü, şöhret fantezileri ve kariyerinin farklı dönemlerine göz kırpan görüntüler arasında ilerleyen film, yeni bir hikaye anlatmaktan çok eski hikayeleri yeniden düzenliyor. Özellikle Julia Garner’ın varlığı bu açıdan dikkat çekici. Yıllardır konuşulan Madonna biyografisinde Madonna’yı canlandırması beklenen oyuncunun şimdi bu projenin merkezinde yer alması tesadüf gibi görünmüyor. Madonna burada yalnızca yeni bir albüm duyurmuyor; kendi hikayesini yeniden anlatıyor. Belki de Confessions II’nin asıl meselesi tam olarak bu. Yeni bir Madonna yaratmak yerine eski Madonna’larla konuşmak. Yazının başında ”yüzleşme” dememiz de tam da bu yüzden.

The Guardian’ın da vurguladığı gibi Madonna son dönemde dans pistini yalnızca eğlenceyle değil, özgürleşme ve dönüşüm hissiyle de ilişkilendiriyor. Bu da Confessions on a Dance Floor’un yıllar boyunca neden bu kadar güçlü kaldığını hatırlatıyor. Confessions on a Dance Floor’da kaçış da vardı, yalnızlık da, özgürlük de, yeniden başlama hissi de.

Bu albümün ne kadar iyi olacağını henüz bilmiyoruz. Yeni şarkılar gerçekten Hung Up kadar etkili olur mu, bunu da zaman gösterecek. Ama Madonna’nın kariyerinde ilk kez kendi efsanesine bir devam bölümü yazmaya karar vermiş olması şimdiden başlı başına bir popüler kültür olayı.

Dadanizm sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin