Travma üstüne travma: Memoir of a Snail film incelemesi
Dostluk hakkında yapılan en iyi filmlerden biriydi, 2009 yapımı animasyon Mary and Max. Bir adam ve kız çocuğunun mektup arkadaşlığı üzerinden yalnızlık, bağımlılık gibi zor temalara da değinen; melankolik ama neşeden de ödün vermeyen bir hikayeydi.
Stop-motion bu film; çıktığı dönemde çok ses getirmiş, yaratıcısı Adam Elliot büyük takdir görmüş ve birçok uluslararası ödülle onurlandırılmıştı. Tam da böyle bir çıkış yakalamışken, Elliot uzun metraja tam 15 sene ara verdi! 2015’te yalnızca bir kısa filmi olan Elliot, bu uzunun aranın ardından Memoir of a Snail ile geri döndü, beklenti de büyüktü tabii! En İyi Animasyon adaylığıyla gündemde olan filmi, sayılı haftalar kalmışken izlemek istedik.
Dikkat, kendimizi tuttuk ama yazının devamında hikayeye dair ufak spoiler’lar karşınıza çıkabilir!
Memoir of a Snail (Bir Salyangozun Anıları), doğum sırasında annelerini kaybeden iki kardeş Grace ve Gilbert’ın acı-tatlı hikayesini konu alıyor. Annelerinin kaybını aşamayan babaları da ne yazık ki hayata uzun süre tutunamıyor ve o da ölüyor. Böylece tek başlarına kalan iki kardeş önce sosyal hizmetlere ve oradan da farklı ailelere evlatlık veriliyor. Birbirini çok seven çocuklar ayrı düşüyor. Bir sahne var: Grace bir ameliyat geçiriyor ve kan ihtiyacı oluyor. Gilbert, çocuk aklıyla kan verdiğinde öleceğini düşünmesine rağmen kardeşine fedakarlık yapmaktan çekinmiyor. İşte birbiri için her şeyi verecek bu iki kardeş kopunca, asıl dram o zaman başlıyor. Uzaktan uzağa, mektuplarla ve bir gün yeniden kavuşmanın hayaliyle sevgilerini ilk günkü gibi koruyorlar. Bu ayrılıktan günümüze kadar uzanan sürecine, Grace’in Sylvia isimli salyangozuna hayatını anlatışıyla tanık oluyoruz.
Sylvia, Grace’in tek salyangozu değil. Genç kızın bu hayvanlara, takıntı derecesinde bir bağlılığı var. Başına gelen her yeni talihsizlikle, bir salyangoz figürü satın alarak hayata tutunmaya çalışıyor ve ne yazık ki bu durum zaman içerisinde istifçiliğe dönüşüyor. Tam da bu noktada, canımı sıkan konulara da girmek istiyorum.

Karakterlerimizin yaşadığı bu hiç de kolay olmayan durumlar, bir yerden sonra ‘‘artık bu da olmaz’’ dedirten boyuta gelmeye başlıyor. Üstelik her bir yeni olay, kısacık bir cümle içerisinde geçiştirilirken, olanı sindirip bir sonraki felakete hazırlanmak için zaman bile tanımıyor bize. İki kardeşin hayatla tatlı sert mücadelesini izlediğimizi düşünürken, çok hızlıca Yaprak Dökümü boyutuna geçiyoruz. Aile kaybı, akran zorbalığı, zor bir ailede büyümek, kayıplar, biraz daha kayıplar, body shaming, homofobi, din üzerinden istismar, sadakatsizlik gibi her biri birbirinden ciddi ve ayrı birer film olabilecek kadar sert temaları üzerimize atıveriyor Elliot. Bana öyle geliyor ki 15 senenin acısını çıkarır şekilde, ‘‘duygulanacaksınız, bu sahnede olmadı tamam ama birazdan sen de ağlayacaksın’’ der gibi, bizi bir şeyler hissetmeye resmen zorluyor. Bu trajedi unsurları, yer yer tetikleyici boyuta dahi geliyor. Mary and Max’teki dengeli komedi ve dram harcı ne yazık ki burada tutmuyor ve oldukça kasvetli bir film izliyoruz.
Filmin belki de en güçlü karakteri olan ve spoiler vermek istemediğim için detaylandırmadığım Pinky’nin rengarenkliği bile, filmin karanlığından kurtaramıyor bizi.
Tabii ki Elliot bizi bu şekilde yere çakılı bırakmıyor; ancak gelişme kısmında o kadar çok buhran yaşıyoruz ki, filmin sonunda bize verilmek istenen o mesaj da, veriliş şekli de ne yazık ki tüm iyi niyetine rağmen son derece sığ kalıyor. Bizi umutlandırmak isterken, her birinin çözümü son derece emek isteyen, sabır isteyen bu sorunları ciddiye almadığını düşündürüyor ne yazık ki.

Tüm bunlara karşın, filmin sanat tasarımı kusursuz. Tüm karakterler, figürler, mekanlar ve ayrıntılar kuklalarla hazırlanıyor ve tek bir sahnenin ardında bile müthiş bir hazırlık süreci var. Kendine hayran bırakan bu görsel unsurlar ve Grace karakterine sesiyle hayat veren Sarah Snook bile filme sempatiyle yaklaşmak için yeterli oluyor. Her ne kadar anlatısındaki güçlük beni biraz üzse de röportajlarını kaçırmadığım Elliot’ın filme verdiği emek ve Mary and Max’in yüzü suyu hürmetine bu filmi de sevgiyle anacağım.
Golden Globes’da ödülü Flow’a kaptıran filmimizin Oscar’dan nasıl çıkacağı da merak konusu.