Tek kullanımlık hayatlar: Tüm kara mizahı ile Mickey 17 filmine dadandık

Dadanizm newsletter duyuru (600 x 600 px)

Bu sene 75. yıldönümünü kutlayan Berlin Film Festivali – namıdiğer Berlinale – kapsamında Avrupa galasına gidebilme şansını edindiğimiz, 2019’da En İyi Film dalında Akademi Ödülü kazanan Parazit’in yönetmeni Bong Joon-ho’nun dört gözle beklenen yeni filminin 7 Mart’ta ülkemizde vizyona girişini kutlamak adına, filmin uyarlandığı bilimkurgu romanından Robert Pattinson’ın Fargo’dan esinlendiği Amerikan aksanına kadar Mickey 17’ye dadandık.

Yazının ilerisinde spoiler’lar var elbet.

Edward Ashton’ın Mickey7 adlı romanından uyarlanan Mickey 17, insanları kopyalayabilen bir MR makinesinin ortaya çıkardığı etik sorunların parlamentoda masaya yatırıldığı uzak bir gelecekte geçiyor. Robert Pattinson’ın canlandırdığı ana karakterimiz Mickey, çocukluk arkadaşı Timo (Steven Yeun) vesilesiyle girdiği borcu bahane ederek, ikiliyi katletmek isteyen tefeciden kurtulmak için, megalomanyaklığı Elon Musk’ı aratmayan siyasetçi Kenneth Marshall (Mark Ruffalo)’ın öncülüğünde Nilfeim adlı bir gezegeni kolonileştirmek için yola çıkan uzay gemisine ‘expendable’ yani ‘harcanabilir kişi’ olarak katılır. ‘Harcanabilir kişi’ adı altında vücudunu klonlamaya ve akabinde gemideki bilim insanları tarafından bir kobay faresi olarak kullanılmaya razı olan Mickey, tam 16 kere ölüp dirilmiştir. Yani anlayacağınız, filmin ilk 10 dakikası boyunca ağzından hayat hikayesini dinlediğimiz Mickey, aslında kendisinin 17. kopyası: Mickey 17.

Toy ama bir o kadar da sevimli baş karakterimizin asıl hikayesi, uzay gemisinin Nilfeim’e indikten sonra çıktığı bir keşif gezisinde mağaraya düşüp ölmeye terk edilmesiyle başlar. Halihazırda harcanabilir bir vücut olduğu için keşif arkadaşları tarafından kolayca gözden çıkarılan Mickey 17’nin hayatı, akıllara kazınan Dune solucanlarının minyatür varyantlarını andıran gezegen yerlisi bir sürüngen türü tarafından kurtarılmasıyla değişir. İlk başta kendisine bir tehdit olarak gördüğü bu böcekimsi yaratıkların ona yardım etmesine müteşekkir olan Mickey 17, uzay üssüne geri döndüğünde beklenmedik bir sürprizle karşılaşır: Ölümünün kesinliğinden şüphe duymayan mürettebat, Mickey’nin vücudunu tekrar klonlamış ve yerine geçmesi için Mickey 18’i yaratmıştır. Çift klonların var olmasının yasaya aykırı olduğunu bilen Mickey 17, kendisine kıyasla daha agresif bir kişiliğe sahip olan rakibini ortadan kaldıramayacağını anlayınca, görev ve yemekleri dönüşümlü paylaştıkları bir hayat sürdürmelerini önerir. Ve tahmin edebileceğiniz üzere bu plan, Kenneth Marshall ve otoriter karısı Ylfa (Toni Collette)’nı arka plandaki güç çatışmaları ve murrettabatin geri kalanindan sakladiklari politik çıkarları nedeniyle umdukları gibi işlemeyecektir.

Birden fazla iç içe geçmiş hikâye çizgisini takip eden Mickey 17, değindiği çevresel kaygıları, siyasi gündeme çizdiği paralelleri ve bilim kurgu ile harmanladığı kara mizah unsurlarını göz önünde bulundurursak, sinematik üslubu açısından Parazit’ten çok Bong Joon-ho’nun Okja ve Snowpiercer filmlerini andırıyor. İlk bakışta tüyleri ürperten fakat film suresince sevimlileşen bu sürüngenlerin filmin duygusal çekirdeğini oluşturmasında, efsanevi yönetmen Hayao Miyazaki’nin Rüzgârlı Vadi (Nausicaä of the Valley of the Wind) filmini akıllara getiren bir tarafı olması da cabası.

Joon-ho, eleştirel bakış açısını sosyoekonomik eşitsizliğe olduğu kadar, insanları kopyalayabilen bir teknolojinin can pahasına verimliliği artırmaya yeltenen ellere düştüğünde nasıl bir distopyaya yol açabileceğini gözler önüne sermek için kullanıyor. Mickey 17, bireyin değersizleştiği, insan vücudunun kapitalist üretim hattının değiştirilebilir bir dişlisi olarak görüldüğü bu düzenin gülünçlüğünü mizahi bir üslupla gözler önüne seriyor. Mickey’nin ödeyemediği borçlardan dolayı fiziksel benliğini satılığa çıkarmak zorunda kalması ve her ölümünde yerine yenisinin konulması, bireyin sistem tarafından nasıl metalaştırılıp tek kullanımlık bir kaynağa indirgendiğini gösterirken, insanın yerine konulabilirliğini mizahi bir dille sorguluyor.

Bong Joon-ho sinemasının bir vazgeçilmezi olan eleştirel alt metninin ötesinde, Mickey 17’yi izlemesi bu denli keyifli bir film yapan en önemli unsur kuşkusuz Robert Pattinson’ın başrol performansı. Aynı karakteri iki farklı kişilik olarak canlandırmak her oyuncunun harcı olmayabilir ama Pattinson, oyunculuğuna benim gibi şüpheci yaklaşan seyircileri bile komedik zamanlamasıyla ikna edecek, seyir zevki çok yüksek bir performans sergiliyor. Filmin Berlinale basın toplantısında Mickey 17’nin aksanına, Steve Buscemi’nin Fargo filminde canlandırdığı Peter Stormare karakterini kanalize ettiğini itiraf eden Pattinson, aynı zamanda yönetmen Joon-ho’ya göre ana karakterin ikinci benliği Mickey 18’in çoğu repliğini doğaçlamış.

Joon-ho’nun Snowpiercer ile demiryolu imgesi üzerinden sınıfsal uçurumları ve Okja ile canlıları sömürülebilir kaynaklara indirgeyen ekonomik düzeninin gaddarlığını ele aldığı düşünülürse, Mickey 17 de benzer bir çizgide ilerleyerek kapitalist sistemin insan emeği ve bireysel kimliği, teknolojik gelişmelerle ekolojik dengeyi bozarak nasıl kendine mal ettiğini gösteren trajikomik bir anlatı sunuyor. Bazılarımız için Parazit’in yanına yaklaşamayacak bir film olsa da, Mickey 17’nin sinemaseverler tarafından benimsenerek modern bir bilimkurgu meseli olarak hafızalarda yer edinmesi kaçınılmaz.

Dadanizm sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin