Tarihin acımasız gerçekliğine inat solmayan kız neşesi: My Lady Jane

Dadanizm newsletter duyuru (600 x 600 px)

İngiliz kraliyet ailesine düşkünlüğümüz malum. Kate ortadan kaybolunca ateşler içinde kaldık. Tek yürek olduk. Kate’in hasta olduğunu öğrenince dualara sarıldık. Bir olduk. Bütün olduk. İşte o hassasiyet, o empati, o duygusal yoğunlukla sizi Amazon Prime’ın yeni dizisi My Lady Jane’i izlemeye davet ediyorum. Zaman, bu zamandır. Gün bugündür. Dokuz Günlük Kraliçe adıyla tarihin tozlu sayfalarına karışan Leydi Jane Grey’in hikayesini yeniden keşfe çıkın. Radikal bir anlatı sunan My Lady Jane’e öyle böyle değil, amasız fakatsız, baya baya dadandık.

My Lady Jane hakkında sabaha kadar konuşabileceğimi fark ettikten sonra Bridgerton’ın üçüncü sezonunun yarattığı hayal kırıklığına kına yaktım. Penelope-Colin aşkının kitaplara uygun bir şekilde ekrana yansıtılmaması en büyük(!) derdim bu sıra. My Lady Jane, isminden de anlaşılacağı üzere bir dönem hikayesi. Birinci sezonu Amazon Prime’da yayımlanan dizi, yazarları arasında Jodi Meadows’un da bulunduğu aynı adlı romandan uyarlama. Satir komedi türünün bir örneği, bu sebeple aşırı ciddi ve sıkıcı bir anlatım beklemeyin. Başrollerinde Emily Bader ve Edward Bluemel var. Dizinin oyuncu kadrosu hayli kalabalık. İkiliye Kate O’Flynn, Dominic Cooper, Jim Broadbent, Anna Chancellor gibi usta oyuncular eşlik ediyor.

1553 tarihlerinde, VI. Edward tarafından İngiltere tahtının varisi seçilen bir kadın Leydi Jane. VII. Henry’nin torununun torunu, neredeyse bütün eşlerini öldüren VIII. Henry’nin büyük yeğeni, I. Mary ve I. Elizabeth’in kuzeni olur kendisi. VI. Edward, tahtta olduğu dönemde kuzeni Jane’i (kardeşi Mary’e rağmen) varis ilan edince işler karışıyor. Jane, özüne sadık bir Protestanken Mary de bir o kadar tutkulu bir Katolik. Uzun lafa karga karışır, sevgili okurlar. Edward’ın tahta Katolik birinin geçmesini istemediği rivayet edilir. İşte ne yapacaksınız, monarşi falan. (Hazır yeri gelmişken Wimbledon’da yüzünü gösteren Kate’e de şifa diliyorum.) Jane, tahtta yalnızca dokuz gün kalıyor. Bu soru bir gün Kim Milyoner Olmak İster’e katılırsanız karşınıza çıkabilir, şimdiden uyarayım. Jane’in taht mücadelesini merkezine alan dizi, Jane’in dokuz günlük kraliçeliğine farklı bir açıdan yaklaşıyor. Daha fantastik bir açıdan diyelim.

Savaş deyince İngilizler

Bu dünyada (çoğunlukla) istedikleri zaman bir hayvanın formunu alabilen Ethiyenler var. Krallığın başına bela, en azından Mary öyle düşünüyor. Ancak Jane herkesin eşit şartlarda yaşaması gerektiği inancında. Tanıdık geldi mi? Jane, hikayelerde anlatıldığı gibi çok zeki, eğitimli, doktorluğa meraklı idealist bir kadın. O dönemde bir kadının kitap okuması ne kadar tuhaf karşılanırsa karşılansın, Jane bağımsız bir hayat sürdürmeye niyetli. Ne var ki işler planladığı gibi gitmiyor. Annesi tarafından zorla evlendirilen Jane’i, hem aşk hayatında yaşadığı zorluklar hem de kraliçe olmanın ağır sorumlulukları rahat bırakmıyor. Dizinin odaklandığı mekan kurgusu dönemin gerçekliğini yakalar nitelikte. Aynı yorumu senaryo için söylemek mümkün değil. Fakat bu sizi diziden uzaklaştırmasın zira senaristin amacı tam olarak böyle hissetmenizi sağlamak. Absürt komedi seyircisine hitap eden dizinin, tarihi gerçeklere bağlı kalmak gibi bir kaygısı yok.

Ya sonra?

Dizinin yaratıcısı Gemma Burgess, karakterlerini istediği gibi yönlendiriyor, çekip çeviriyor. Ya tarih farklı olsaydı? Ya Jane ölmeseydi? Ya Edward… Anladınız siz. Bu sorular etrafında şekillenen yepyeni, her şeyden farklı, herkese ayrı, çağları aşan (abarttım) bir Tudor dönemi hayal edin. Şekil değiştirebilen Ethiyenler ve insanlar arasında bir küçük iç savaş meselesi dönüyor. İngiliz kraliyet tarihinden habersiz okurlar için bu alegorinin dönemin Protestan-Katolik ikililiğine bir referans olduğunu doğrulayabilirim. Hayaller-hayatlar akımının güzide bir örneği dizi aslında. Gerçekliği büken bir yazarın kaleminden ancak hayallerde mümkün olabilecek bir Tudor uyarlaması. Dizi, VI. Edward dönemine yönelik hafif ama hoş eleştiriler sıkıştırıyor araya. Can sıkmadan, seyirciyi yormadan.

Gemma Burgess, taşlama yapmaktan çekinmiyor. Gülmeye, ağlamaya, üzülmeye, coşmaya vakit ayırmıyor. Seyircinin aynı anda pek çok duygu hissetmesini sağlayan bir senaryo akışı yaratıyor Burgess. Kendisinden önce gelen temsilcilerine selam durmayı da ihmal etmiyor. Gözlerim her dönem dizisinde olduğu gibi Jonathan Rhys Meyers’ı arasa da Jane’i canlandıran Emily Bader’a ısındığımı itiraf etmeliyim. Önünün açılmasını temenni ederim. My Lady Jane, Bridgerton gibi tarih kitaplarının anlattıklarına karşı.

Biraz da Bridgerton dedikodusu yapmayalım mı?

Bridgerton’ın üçüncü sezonu, dizinin bugüne kadarki en yüksek reytinglerini alsa da benim gönlüm Shondaland’e biraz kırık. Tamam, tarihle birebir örtüşsün diye bir derdimiz yoktu. Fakat bu gerçekliği bükme mevzusu, tarihe uygun olmayan makyaj seçimlerine kadar uzadı da uzadı. Dizinin tonuna yakışmayan hareketler. My Lady Jane’in tarih karşıtlığı, absürt bir tonla ele alındığı için Bridgerton kadar gözüme batmıyor. Elle Fanning ve Nicholas Hoult’un gözlerimizi şenlendirdiği The Great’i izleyenler, My Lady Jane’i de hevesle kucaklayacaktır eminim. Bize böyle diziler lazım değil mi ama?

Türkiye’de televizyon sektörünü ele geçiren dönem dizilerine adeta duvar ören Prens düşkünleri de My Lady Jane’in hicivi bol, ateşi keskin diyaloglarından zevk alabilir. Jane’i sevmemek imkansız. Yetenekli, komik, gözü pek bir karakter. Eşi Guildford Dudley’e de epey aşık. Bir dönem dizisinde bulunması gereken birincil nitelik tarihi gerçeklik mi derseniz… Hayır derim. Aşk, tutkulu aşk, Türk dizilerinde eşi benzeri görülmemiş bir aşk. AŞK BE AŞK! Aradığım kriterlere o kadar uygun ki My Lady Jane.

Gör bu diziyi Amazon Prime

Dizinin tanıtımının yeterince yapılmamış olması yüreğimi dağlıyor. Amazon Prime, The Idea of You’nun tanıtımına bir ülkeyi doyuracak kadar para harcadığı için olabilir mi? Mümkün. Nicholas Galitzine’e değerdi ama. My Lady Jane’in aldığı pozitif eleştirileri okuyan birileri vardır umarım. Bu eleştiriyi de pozitif olarak kabul edebilirsiniz saygıdeğer bilirkişiler. Dizinin ikinci sezon onayı alıp almayacağı belirsizliğini koruyor. Neyse ki Amazon Prime, bir sezon yayınlar sonra iptal ederim mantığıyla iş yapmıyor. O yüzden bu diziyi bağrımıza basalım, izlenme oranlarını artıralım ve sezon onayını kapalım sevgili okurlar. Yaşasın hiciv komedi, yaşasın Capri-Sun, yaşasın kız neşesi!

Dadanizm sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin