Bir anti-romantik komedi: Anora film incelemesi

Dadanizm newsletter duyuru (600 x 600 px)

Bu sene Cannes Film Festivali’nin en prestijli ödülü Altın Palmiye’yi eve götürmeye hak kazanarak adını tarihe yazdıran çağdaş Amerikan sinemasının öncü yönetmenlerinden Sean Baker yeni filmi Anora ile Hollywood’un parlak ışıkları altında görmeye alışık olduğumuz romantik komedilere ters köşe yapıyor. Mikey Madison’ın gözlerimizi alamadığımız başrol performansından, yönetmenle birlikte düzenlediği seks işçilerine özel film gösterimine kadar Anora hakkında konuşacak çok şeyimiz var.

Tangerine, The Florida Project ve Red Rocket gibi uzun metraj filmlerini izlemeye doyamadığımız Baker’ın sinemasının en özgün niteliği, toplumun kenarlarına itilerek yabancılaştırılmış kitleleri yargılamaksızın, acımasızlıktan uzak, bilhassa insani bir bakış açısıyla ele alması.

Okuma önerisi – Umutsuzluğun tozpembe hali: The Florida Project

Filmlerinde seks işçilerine ve akabinde seks işçiliği etrafında kurgulanan anlatılara sıkça yer veren Baker, bu vesileyle toplumsal tabuları kırmaya hayatını adamış bir yönetmen. Anora’nın Cannes’daki basın toplantısında da seks işçiliğinin bütün dünyada suç olmaktan çıkması gerektiğinin altını çizmesine şaşmamalı. 2012’de çektiği Starlet filmi sayesinde porno endüstrisi ve dolayısıyla seks işçilerinin gündelik hayatlarının gerçekleriyle haşır neşir olan Baker için seks işçiliği, herhangi bir geçim kaynağından farksız görülmeli. Bu noktayı vurgulamak adına olacak, Baker’in başrol oyuncusu Mikey Madison’la birlikte Los Angeles’ta seks işçilerine özel bir film ön gosterim düzenlemiş olduğunu da not düşelim. Filmlerinin ortak amacının evrensel ve insani hikayeler anlatmak olduğunu vurgulayan Baker, Anora ile, My Fair Lady’den Pretty Woman’a sinema uyarlamalarının eksik olmadığı ve hemen hemen her kuşaktan sinemaseverin aşina olduğu George Bernard Shaw’un Pygmalion öyküsünü, halihazırdaki beklentilerimize meydan okurcasına beyazperdeye yansıtıyor.

Bundan sonrası çokça spoiler!

Yükselen yıldızı gözlerimizi kamaştıran Mikey Madison, New Jersey’de yaşayan bir seks işçisi olan Anora’yı canlandırıyor. Günlerini uyuyarak, gecelerini ise Headquarters adlı striptiz kulübünün müdavimleri için dans ederek geçiren Anora’nın hayatı, zengin bir Rus oligarkın oğlu Ivan’la tanışmasıyla altüst olur. Anora’nın bozuk Rusçasına ve alaycı mizacına çabuk ısınan Ivan, ona reddedemeyeceği bir teklif yapar: Bir haftalığına sevgili olmaları karşılığında 15 bin dolar. Anora ilk başta Ivan’ın samimiyetinden tereddüt etse de, zaten ihtiyaç duyduğu bu yüklü paraya hayır diyemez. Las Vegas’ta geçirdikleri seks ve uyuşturucu dolu bu haftanın sonunda ise Ivan’ın aklına, birlikte geçirdikleri zamanı uzatmak için daha da dahiyane bir fikir gelir: Anora’yla evlenerek yeşil kart almak.

Ivan’ın gündelik endişelerden ve parasızlıktan yoksun lüks hayatının konforlarına veda etmek istemeyen Anora için bu, monotonlaşmış günlük hayatından bir kaçış yoludur. İkili, 2000’li yılların romantik komedilerini aratmayan bir montajda evlenir fakat düğünleri Anora için mutlu bir sondan ziyade hayal kırıklıklarından oluşan bir kabusun başlangıcı olacaktır. Ivan’ın evlilikten bihaber anne babasının olanların farkına varmaya başlmasıyla birlikte işler karışır. Ivan’a ”göz kulak” olmakla sorumlu Toros ve onun yardakçısı Igor, çatkapı malikaneye gelip ikiliyi evliliklerini geçersiz kılmaya zorlayınca olaylar daha da içinden çıkılmaz hale gelir. Ivan, Toros ve Igor’u görür görmez ortadan tüyer ve Anora’yı evine izinsiz giren iki yabancı adamla baş başa bırakır. Üçlü, günün geri kalanında Brooklyn sokaklarında Ivan’ın izini sürmeye mecbur kalır. Günün sonunda, Pretty Woman’dan nasibini almış hayallerin gerçekleşebileceğine inanma gafletinde bulunan Anora, onu toplumun bir seks işçisine biçtiği değere göre ”kullanıp atan” zengin ve benmerkezci Ivan’ın vurdumduymazlığıyla karşı karşıya kalacaktır.

Anora, Baker’ın şu ana kadar yazıp yönetmenliğini üstlendiği filmler arasında en ana akım vari olanı. Bunu yaptığı gişe hasılatından da anlamak mümkün. Önümüzdeki ödül sezonunda da bir hayli ilgi görecek olması da cabası. Peki toplumun kenarlarına itilmiş ve yoksullukla cebelleşen seks işçilerinin hayatlarının acı tatlı gerçekliklerine Tangerine, The Florida Project ve Red Rocket gibi filmlerinde de değinmiş bir yönetmenin filmografisinde Anora tam olarak kendine nasıl bir yer ediniyor?

Bize kalırsa, Anora, Baker’ın klişeleşmiş romantik komedi türüne karşı tutumunu, Hollywood screwball komedilerine duyduğu sevgiyle harmanlayarak yansıttığı bir durum komedisi. Film süresince etrafındaki insanlar tarafından hor görülen Anora için önce heyecanlansak, sonra yüreğimiz parçalansa da kendimizi onunla özdeşleştirmeyi bir an olsun bırakmamamız, sadece Mikey Madison’ın Oscarlık başrol performansından değil, aynı zamanda Baker’ın Anora’yı ne kendi kendine yeten güçlü kadın arketipine ne de yaşadığı adaletsiz dünyanın mağduru olmaya mahkum trajik bir kahramana indirgememesinden kaynaklanıyor.

Bu vesileyle, internette büyümüş ve her geçen gün yaşaması daha da zorlaşan bir dünyada kendi benliğini bulmaya çalışan Z kuşağı için Anora, geleceğe dair hayallerimizi boşa çıkaran ve naif umutlarımızın gözlerimize çektiği perdenin ardında yatan sert gerçeklikleri gözler önüne seren bir anti-romantik komedi.

Dadanizm sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin