Anla beni yaz aşkım: The Summer I Turned Pretty dizi incelemesi

Dadanizm newsletter duyuru (600 x 600 px)

Sonbahar iyice kendini göstermişken geride bıraktığımız yaz ve yaz aşkları aklımıza düştü. Tüm yıl heyecanla beklediğimiz, görmedikçe kafamızda idealize ettiğimiz, yılın en hafif ve keyifli zamanlarını geçirdiğimiz o kişiden bahsediyoruz. Akşam deniziyle, ıslak saçla yapılan kumsal yürüyüşleri ve dondurma turlarıyla tüm masum hisleri barındıran bir hayal belki de. Herkesin yaz aşkı kendine tabii. Benim için ise bu yazın aşkı, tüm bu hisleri iliklerimize kadar hissettiren gençlik dizisi The Summer I Turned Pretty oldu.

Her çarşamba sabahı yeni bölüm heyecanıyla uyanıp üniversiteli bir grup gencin ne tip dramlar yaşadığını izledim. TikTok’taki abartılı teorileri takip ederken tanımadığım insanlara sinirlendim. Finalde bol bol ağladım ve içten içe bu karakterlerin neden bu kadar ilgi çekici olduğunu sorguladım. Neyse ki yalnız değildim. Zira dizi, milyonlarca kişi tarafından izlenerek yılın fenomenlerinden biri haline geldi ve özellikle Y kuşağının takıntısı oldu. Bu sevgi selinin karşılığında da dizinin yaratıcıları hikayenin finalin ardından yeni bir filmle devam edeceğini müjdeledi.

Jenny Han’ın aynı adlı roman üçlemesinden uyarlanan ve bu yıl üçüncü sezonu Amazon Prime Video’da yayınlanan dizi, klasik bir aşk üçgenini anlatıyor. Bu durumu karmaşıklaştıran, ana karakter Belly’nin arasında kalıp bir türlü karar veremediği iki erkeğin abi kardeş olması. Hatta aşk üçgenindekilerin annelerinin en yakın arkadaş olduğunu belirtelim. Bir de buna ergenlikle gelen abartılı hisler eklenince, her şey daha da ilginçleşiyor tabii. Aynı temayı irdeleyen eserlerden bir diğeri The Knife’dan Pass This On’u arkaya açıp spoiler’sız bir şekilde The Summer I Turned Pretty’e ve gençlik hikayelerinin cazibesine dadanıyoruz.

Belly (Lola Tung), Jeremiah (Gavin Casalegno), Conrad (Christopher Briney), Steven (Sean Kaufman), and Taylor (Rain Spencer) in THE SUMMER I TURNED PRETTY Photo: Erika Doss © AMAZON CONTENT SERVICES LLC

İlk sezonu 2022’de yayınlanan The Summer I Turned Pretty, adından da anlaşılacağı üzere ana karakterimiz Belly’nin (Lola Tung) güzelleştiği bir yazın ve o yazın tüm hayatını nasıl şekillendirdiğinin hikayesi. Romantik komedilerin en sevdiği kalıplardan çirkin ördek yavrusu masalının modern bir versiyonu anlayacağınız. Belly ve ailesi, yıllardır tüm yazlarını aile dostları Fisher’ların Cousins’daki yazlık evinde geçiriyorlar. Evin sahibi Susannah (Rachel Blanchard) ve Belly’nin annesi Laurel (Jackie Chung) kız kardeş gibi yakın bir ilişkiye sahipler. Belly ve abisi Steven’ın en yakın arkadaşları da yıllar içinde Susannah’nın oğulları Conrad (Christopher Briney) ve Jeremiah (Gavin Casalegno) olmuş. Belly’miz ise kendini bildi bileli Conrad’a aşık ve hayatı boyunca hiç karşılık görmeyi beklemeden onu sevmiş. Ta ki o yaza kadar…

Okuma önerisi – Yaz güneşinin ve karpuz tabaklarının eşliğinde ilk aşkların kusursuz heyecanlara kapıldık: The Summer I Turned Pretty değerlendirmesi

Dizinin ilk sezonu, 15 yaşındaki Belly’nin güzelleştiğini hissettiği ve kendine güvenmeye başladığı yazla açılıyor. Belly’nin değişimi hem Conrad’ın hem de Jeremiah’nın ilgisini çekiyor. İki kardeş karakterimize yavaş yavaş aşık olurken Belly de bu ilgiyle ne yapacağını tartmaya başlıyor. Bir yandan Susannah’nın yalnızca Laurel’la paylaşıp çocuklardan sakladığı kanser teşhisi, tüm sezonun arka planında yavaş yavaş seyirciyi huzursuz etmeye başlıyor. Belly’nin kararsızlığı, aşk üçgeninin abi-kardeşin rekabetiyle birleşimi, karakterlerin sırayla Susannah’nın hastalığını öğrenerek tutmaya başladıkları yas, bir daha hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını işaret ediyor.

Çok da spoiler vermeden dizinin ilk iki sezonu boyunca yas, kardeş rekabeti, ergenlik ve büyüme temalarını keşfettiğini söyleyebiliriz. Son sezona geldiğimizde de Belly kardeşlerden birini seçmiş gibi görünse de, hala diğeri için bir şans olduğunu fark ediyoruz. Zaman atlamasıyla 21 yaşına gelen Belly’nin bu seçiminin artık son seçimi olacağını ve birlikte olacağı kişiyle hayatını birleştireceğini de dizinin tanıtımlarından anlıyoruz. Böylece tüm hayranları ikiye bölen, sosyal medyada hashtag’lere dönüşen #TeamConrad ve #TeamJeremiah savaşı son bir kez başlıyor.

Diziyi bu kadar büyük bir fenomen haline getiren birçok faktör var. İlki, kitapların da yazarı Jenny Han’ın kalemi. Gençlik edebiyatında ustalaşan Han’ı, aynı zamanda çok beğenilen Netflix filmi To All the Boys I’ve Loved Before’dan tanıyoruz. 2008-2011 arasında geçen romanları, günümüze uyarlarken sosyal medya öncesi rahat, özgür ve masum dünyanın hissini korumayı başarıyor. Genç bir kızın tüm karmaşıklığını olabildiğince gerçekçi bir yerden aktarırken, en temel romantik komedi unsurlarına başvurarak seyirciyi her an merakta tutmayı da ihmal etmiyor. Kitaba göre daha çok yer verdiği tüm yan karakterleri ilginç kılan Han, her hafta heyecanla içine girmek istediğimiz huzurlu ve yumuşacık bir dünya yaratıyor. Yazın rahatlığını ve hafifliğini bünyelere hissettiriyor. Bu dünyayı hem kafa boşaltma hem de konfor alanı gibi düşünebiliriz.

Dizinin bölümleri yayınlama takvimi de bu kadar popülerleşmesinde büyük rol oynuyor. Blok halinde yayınlanan ilk iki sezonun aksine üçüncü sezon, haftada bir bölüm yayınlayarak ilerledi. Bu da seyircinin her hafta heyecanla beklediği ve hafta boyu sosyal medyada analiz edip hakkında bol bol içerik ürettiği bir konu yaratmış oldu. Üçüncü sezon prömiyerinde geçen sezona göre yüzde 40 artan seyirci sayısı, herkesin bu kitlenin parçası olmak istemesiyle hafta hafta katlanarak arttı. Bu haftalık dizi bekleme hali bir yandan da hepimize nostaljik hisler yaşattı. Haftalık yayınlanan dizilerin daha başarılı olduğunu birçok örnekte görüyoruz zaten.

Kişisel olarak bu coşkunun bir parçası olmaktan keyif alsam da, sosyal medyadaki teorilerin geldiği noktadan fazlaca bunaldığımı da belirtmem gerek. Tatlı montajlar, eski bölümlere göndermelere dair analizlerle başlayan içerikler, yerini hızlıca abartılı komplo teorilerine bıraktı. Arkada bir saniyeliğine görünen sayılara yüklenen anlamlar, aslında açıklanandan fazla bölüm yayınlanacağı teorisi, çalan şarkıların sözlerinden yapılan uzun analizler akla bir zamanların Lost forumlarını getirmeye başladı. Bu komplocu ve dedektif tavır, dizinin yarattığı hafif ve eğlenceli dünyayla da çelişiyordu üstelik.

İlk olarak Fight Club’la popülerleşen ve Christopher Nolan filmleriyle kaçınılmaz hale gelen sürpriz son ve ters köşe beklentisi bazı izleyicilerin algısını kalıcı olarak bozdu. İzlediği film ya da diziden çok finale ve ne taraftan kandırılıyor olabileceğine odaklanmaya başlayan seyirci, paranoyaklaşmaya ve hiçbir şeyden keyif alamamaya başladı. Bu tip bir karmaşa iddiası olmayan bir gençlik dizisini bile bu hale getirmeye gerek yoktu halbuki. Hep birlikte Cousins’da keyifli vakit geçirip yarım saatliğine komplo teorilerinden uzaklaşabilirdik. Hatta bu kadar sonuç odaklı olup Belly’nin kimi seçeceğini tahmin etmeye çalışmaktansa, karakterleri finale götüren yolculuğu izlemek çok daha keyifliydi bence.

Tüm hayatını Fisher ailesiyle geçirip tüm romantik gerçekliği bir abi kardeşten ibaret olan Belly’nin yolculuğunun benim için en keyifli kısmı, herkesten uzaklaşıp Paris’e gittiği bölümler oldu. Yalnız başına, farklı bir ülkede, çat pat konuştuğu bir dile rağmen tutunma çabası karaktere kendini ve potansiyelini hatırlattı. Jenny Han, kendi başına varolmadan ve yalnızlığın tadını çıkarmadan Belly’nin yaptığı her seçimin anlamsız olacağını bize gösterdi. Bu yüzden de finalde kendi hür iradesiyle birlikte olacağı kişiyi seçmesi, kimi seçtiğinden çok daha anlamlıydı. Bu yumuşacık dünyayı henüz keşfetmediyseniz, sizi oldukça eğlenceli üç sezon bekliyor. Komplo teorilerine yenik düşmeden keyifle tüketebilirsiniz.

Dadanizm sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin