Çimenlerin neon yeşili olduğu bir müzik endüstrisi: “Hyperpop” ve türlerin kısıtlayıcılığı
Yakın zamanda bir arkadaşınızın profil fotoğrafında isminin neon yeşil arkaplanın üzerine pikselleri seçilen bir fontla yazılı olduğunu fark ettiyseniz, tebrikler, 2024 yazına ulaştınız. Charli xcx’in son albümü brat, aylar süren reklam kampanyasının ardından 7 Haziran’da bekleyenleriyle kavuştu. Albümün neon yeşil arka plan üzerine Arial fontuyla ”brat” yazan tasarımı başta radikal minimalistliğinden dolayı olumsuz tepkiler alsa da, yayılan meme’ler sayesinde albüm, ilk single’ı Von Dutch’ın yayınlandığı Şubat ayından bugüne kendi reklamını yapmayı başardı ve neon yeşil bir daha asla eskisi gibi olmadı.
Albüm kapağının minimalist tasarımı, “hyperpop” janrasından sayılan ve maksimalist elementlere sahip hareketli pop müziği ile bir tür kontrast yarattığı için daha çok öne çıktı. Hyperpop türünün öncülerinden sayılan Charli XCX, bu albümüyle kariyerinin en çok övgü toplayan eserine imza attı. Bir hyperpop projenin listelerdeki hakimiyeti, kültür genelinde daha geniş bir soru uyandırdı: Hyperpop ne ve artık bunların bir önemi var mı?
Okuma önerisi – Ana akım olmak ya da olmamak: Charli XCX’in Brat albümüne dadandık (Üstümüz başımız limon yeşili)
2023’un en güçlü pop projelerinden biri olan Desire, I Want To Turn Into You albümüyle pop müziği yeniden tanımlayan Caroline Polachek, Tom Power ile bir röportajında kendisinin de muzdarip olduğu hyperpop kategorileştirmesi hakkında şöyle demişti: “Janralar hakkında çok düşünmüyorum. Bence bu kavram nihayetinde radyo istasyonları tarafından icat edildi.” (Tom Power’ın ‘Artık Spotify var’ demesine cevaben) “Bence Spotify da aynı derecede suçlu. Spotify, daha önce gerçekten var olmayan ‘hyperpop’ terimini icat etti. Hyperpop, iş birlikçilerimin, özellikle de İngiliz müzik kolektifi ‘PC Music’ ile ilişkilendirilen kişilerin çalışmalarını tanımlamak için kullanılan bir terim. Spotify, birçok sosyal sahneyi geniş bir bağlamda bir araya getirmek için bir janra adı icat etti – hatta birçok kişinin müziği birbirleriyle biçimsel veya tınısal olarak hiçbir ilgisi olmamasına rağmen. Bazen ben de bu kategoriye sokuluyorum ve sadece iletişim halinde olan insanlara bir isim verilmesini oldukça ilginç buluyorum.”
E peki, bu kavram son 10 yıldır birçok sanatçının kariyerini tanımlamak için sıkça kullanılıyorsa ve sanatçılar bunu sınırlayıcı ve gereksiz buluyorsa, bu kavramların gerekliliği hakkında herkesi bir referanduma davet ediyorum. Bir zamanlar plak dükkanlarına alacakları plağı üstünkörü bir estetiğe, belki albüm kapağının göz alıcılığına göre seçmesi gerekenler için bu kategorizasyonların varlığı tabii ki çok daha anlaşılabilir; esasında bu tür kategorizasyonlar, satın aldığınız albümün tınısı hakkında size dinlemeden de fikir verebilecek tek kriterdi.
Günümüzün müzik tüketme alışkanlıklarında bu kategorizasyonların önemini kaybettiğini gözlemleyebiliriz. 2000’lerden sonra doğmuş ve fazla maceracı hissetmeyen birinin bir plak dükkanından hiç dinlemediği bir albümü satın alma ihtimali artık çok düşük. Ama bir taraftan da günümüz plak endüstrisinin paragöz büyük sanatçılar tarafından 25 varyasyonlu albümleriyle suistimal edilmesinden de son derece rahatsızım, ama bu başka bir günün konusu. Spotify’in dans edilebilirlik, enerji, tonalite, valens, akustiklik, enstrümantallik, canlılık ve tempo gibi sadece algoritmaları gözeterek bir sınıflandırma oluşturması ise ortalama bir müzik dinleyicisi için oldukça yetersiz.
Janra konusundaki tartışmalar, farklı sebeplerden de son birkaç yılda ivme kazandı. Yaratıcı sınırlamaların yanı sıra müzik sınıflandırılması sırasında ırk faktörünün haddinden daha fazla rol oynaması iyice göze batmaya başladı.
2024 yılında çıkardığı Cowboy Carter albümünün “American Requiem” şarkısında Beyoncé bol bol bu durumdan yakınıyor: “Used to say I spoke too country / And then the rejection came, said I wasn’t country enough.” Spekülasyonlara göre Grammy ödüllerinin “Daddy Lessons” şarkısını country dalında aday gösterecek kadar country bulmamasına atıfta bulunduğu düşünülüyor. Ek olarak Beyoncé’nin aynı albümde yer verdiği country devlerinden Linda Martell, janraların yarattığı kısıtlamaları “Janralar ne kadar komik konseptler, değil mi? Bence öyle. Teoride, anlaşılması kolay, basit tanımları var, ancak pratikte, bazıları için oldukça sınırlandırıcı olabilir” diyerek belirtiyor. Dolayısıyla, Beyoncé’nin endüstride böylesine büyük bir yer kaplayan Teksaslı bir kadın olarak güneyli beyaz erkeklerin egemen olduğu türe kabul edilmemesine masum bir bahane bulunamıyor. Savaş karşıtı olduğu için türden dışlanan Dixie Chicks’ten de gördüğümüz gibi, country türü en çarpık sebeplerden barındırdığı sanatçılar konusunda bir hayli muhafazakar.
Daha geleneksel ve çıkışı hyperpop’un çok daha gerisine giden türler için bu sınıflandırmayı anlamak daha kolayken tınısal anlamda brat ve Desire, I Want To Turn Into You birbirini andırmıyor bile. brat’te birkaç farklı anda adı geçen prodüktor A. G. Cook, Caroline Polachek’in albümünde bir şarkının prodüksiyonunda yer alıyor, e biz de dolayısıyla A. G. yaptığı için hyperpop mu, değil mi diye sorgulamadan ‘‘zıplayıveriyoruz’’. (“Zıplayıverdim, A. G. Cook’tan ötürü” ya da Charli xcx şarkısında her ne dediyse.)

Spotify’ın diğer streaming platformlarına göre sanatçılara gülünç miktarlarda para ödemesi yetmiyormuş gibi bir de müzik kolektiflerini sanatçıları kısıtlayacak bir şekilde janra olarak kakalamaya çalışmayacağını sananlar için kötü bir haber kısacası. Özellikle kişiye özel “Anti Anxiety Dogs Mix,” “Delulu Mix,” ve “Rizz Mix” gibi çalma listeleri hazırlayabilen bir şirket için janra türetecek kadar geleneksel sınıflandırmalara sadık kalması fazlasıyla karakter dışı bir tutum gibi hissettiriyor. Kültürel el koyma durumları bir yana, Teksaslı bir kadını country türünden dışlamak günümüzün bağnaz politik şartlarına göre bile fazla ekstrem kalıyor. Evet milyarderleri sevmiyoruz ama bu sınıflandırmalardan Beyoncé gibi bir endüstri devi bile rahatsızsa herkes külahını önüne koyup bu sınıflandırmaların gerekliliği düşünmelidir.