Pop müzik yavaşlarsa: Rosalía, LUX ve algoritmaya direnen özgün sesler

Dadanizm newsletter duyuru (600 x 600 px)

Bir süredir müzik sahnesinin nabzını hızlandıran Rosalía Vila Tobella, dördüncü stüdyo albümü LUX’la yeniden karşımızda. Hem de tüm ihtişamıyla. Hatta, sanki gökyüzünden süzdüğü ilhamı müziğe dönüştürmüş gibi. Evet, ben abartmalara doyamam, fakat LUX’ın ardındaki yaratım süreci, modern pop üretiminin konfor alanına hakikatten hiç benzemiyor. Los Angeles’ta neredeyse üç yıl boyunca inzivaya çekildiği konuşuluyor. Malum, 13 farklı dilde şarkı sözleri yazmak ve onları tekrar tekrar yeniden yazmak, hiç kolay olmamalı. Üstelik bu albüm, Björk’ün dokunuşlarını ve Londra Senfoni Orkestrası’nın ihtişamını da içine alan müthiş bir ses evreni.

Vakti gelmişti… Keyifle dadandık.

Rosalía, El Mal Querer ve özellikle 2022’deki albümü olan Motomami sonrası pop, flamenko ve deneysel üretimi bir araya getiren çizgisini, 7 Kasım 2025’te çıkan dördüncü albümü LUX ile çok daha “orkestral/avant-pop” gibi bir alana taşıdı. Albümün Londra Senfoni Orkestrası ile kaydedilmesi, Björk ve Yves Tumor gibi isimlerin eşlikleri, klasik müzik esintileri ve 13 dil vurgusu bu büyük yön değişiminin en çok konuşulan tarafları. Albüm etrafındaki en net söylem ise daha törensel, orkestral ve ruhani bir dille üretilmiş olması. Neredeyse ”pop-opera” gibi yeni bir vizyona yerleşmiş durumda.

‘Başarılı’ olmak adına algoritmalara oynanan ve viral anlar peşinde koşulan bir dönemden geçerken, Motomami’den Lux’a böyle büyük ve riskli bir çıkış, bilinçli bir ters akım hamlesi diyebiliriz. Zaten eleştiriler, Rosalía’nın popun mevcut formüllerine yaslanmak yerine “yüksek konsept” bir estetik kurduğu, daha törensel ve zamansız bir Rosalía anlatısı sunduğu yönünde.

Bu yüzden de bunu kariyer olgunlaşması hatta sanatçının miras inşası olarak okuyabiliriz. Geçtiğimiz günlerde New York Times’ın Popcast programına konuk olduğunda da kendisine izleyicisinden fazla mı şey beklediği soruluyor. Sanatçı ise “Kesinlikle, evet! Her ne kadar dopamin çağında olsak da, ben o kadar tersini istiyorum” diyor. Keza bize göre de, bu albüm kadın sanatçıların cesaretine ve yenilikçi vizyonuna dair müthiş bir örnek.

Biraz araştırınca bu içgörümüzün kutsal veriler ışığında desteklendiğini de görüyoruz. Luminate’ın 2024 verilerine dayanan analizinde, popun güncel yayınlarında solo kadın sanatçıların streaming payının ciddi biçimde yükseldiği, hatta Top 100 içinde kadınların payının belirgin şekilde büyüdüğü ve yeni seslerin yani Sabrina Carpenter, Chappell Roan, Olivia Rodrigo ve Tate McRae gibi sanatçıların bu ağırlığı taşıdığı vurgulanıyor. Görüyoruz ki pop müzik artık tek bir kalıba sıkışmak yerine birden fazla kadın yıldızın kendi mikro evreninde büyüdüğü ve ürettiği sihirli bir döneme işaret ediyor.

LUX yayımlandıktan üç gün sonra Charli XCX de Emerald Fennell’ın yakında gösterime girecek Wuthering Heights uyarlaması için yazdığı şarkıya dair duygularını Substack’inde içtenlikle paylaşıyor. Bu film için müzik üretme fikrinin onu Brat sonrasında bambaşka bir şey denemeye teşvik ettiğini belirtiyor. “Bu dünya, son iki buçuk yıldır içinde yaşadığım dünyanın tam tersiydi. Yeniden bir özgürlük duygusu hissetmeye başladım” diyor.

Kısacası, pek çok kadın sanatçı tek derdi algoritma olmadan, dinleyicisini zorlayan, ses dünyası açısından karmaşık ve daha derinden işler üretmeyi seçiyor artık. Buna verilen tepkiler de bize kalırsa şaşırtıcı derecede olumlu. Yazar ve içerik üreticisi olan Clare Yeo da LUX’un yaratığı atmosferi şöyle özetliyor: “Fast-food müziğe ve fast-food sanata fazlasıyla alıştık. Ama bu… bu tam anlamıyla bir ziyafet.”

Yani dinleyiciler, sadece dopamin tuzağı gibi işleyen anlık zevklere değil, çok daha fazlasına hazır olduklarını gösteriyorlar; sanatçılar onları zorlamak istiyor ve onlar da zorlanmak istiyor. Peki neden şimdi? Çünkü sosyal medyaya ve onun bütün uzantılarına fazlasıyla doyduk. Aşılacak ne eşik varsa çoktan geçtik; kültürün nasıl tekdüzeleşip sıradanlaştığını gördük ve bundan yorulduk. Şimdi, bize başka bir yerden, daha derin ve sahici bir tonda seslenen şeylerin peşine düşmek istiyoruz.

DJ ve radyo sunucusu olan Derrick Gee, kendini aynı zamanda “profesyonel müzik hayranı” olarak da tanımlıyor, dinleyicilerin “gerçek” sanata yeniden yönelmesinin bir başka sebebinin de yapay zekâ üretimi içerikler sebebiyle yaşadığımız zihinsel yorgunluk olduğunu söylüyor.

Bilinçli bir farkındalıkla ya da tamamen içgüdüsel biçimde, hepimiz yavaş yavaş kendi küçük direnç alanlarımızı kurmaya başladık. İlginç olan, bu akımların çoğunun yine sosyal medyada, özellikle de TikTok’ta popülerleşmesi; ama bu kez ekran başına oturuşumuzun sebebi bambaşka.

İnsanlar, hayal güçleriyle yeniden temas etmek ve dağılan dikkatlerini onarmak için uzun süre hiçbir uyarıcı olmadan oturdukları “rawdogging boredom” videolarını paylaşıyor; klasik edebiyat ve kült filmlerden oluşan “kişisel müfredatlar”ını içerik hâline getiriyorlar.

@katend06

I saw someone else do this and wanted to try.

♬ оригінальний звук – Libriolla

Yani evet, hâlâ aynı platformları kullanıyoruz, ama bu kez amaç sadece oyalanmak değil: daha çok şey talep eden, daha çok odak, emek ve sabır isteyen bir yaşama ve sanata doğru bilinçli bir yöneliş isteğiyle yapıyoruz bunu. Tüm bu pratiklerin ortak noktasında, yalnızca tüketmek değil, gerçekten eşlik etmek istediğimiz, bizi hem zihinsel hem duygusal olarak doyuran işlere duyduğumuz arzu var.

Bu tablo, birkaç gösterişli pop eserinin yarattığı geçici heyecandan çok daha fazlasına da işaret ediyor. Hatta daha geniş, belki de yavaş ama bir şekilde ilerleyen bir kültürel yeniden ayarlanmadan söz ediyoruz.

Hem sanatçılar hem de izleyiciler için algoritmaya meydan okuyan sanatla karşılaşmak artık yalnızca hoş bir ihtimal ya da romantik bir arzu değil; giderek daha net hissedilen bir eksiklik duygusu ve gerçek bir özlem hâline geliyor. Bu özlemin algoritmaların ve yapay zekânın giderek güçlenen çekim alanına ne kadar direnebileceğini elbette zaman gösterecek. Yine de uzun zamandır ilk kez, derinlik arzusunun ekrana bir kez daha kaydırıp geçme refleksinden daha güçlü olduğu, en azından o refleksi sorgulatacak kadar sesini yükselttiği bir dönemin içindeyiz.

Bugünün pop ikliminde özgünlük artık sadece bir ses meselesi değil, bir tutum. Üretim ritmi, risk alma cesareti, dünya kurma becerisi ve algoritmanın teklif ettiği kolay dopamin yerine sabır isteyen bir deneyimi seçme kararlılığı… Bu yüzden Rosalía gibi isimler, trendi yakalamaktan çok trendin hızına karşı kendi temposunu dayattığında kültürel olarak daha güçlü bir iz bırakıyor.

Anlayacağınız, mesele tabii ki teknolojiyi reddetmek değil, onun sunduğu sonsuz olasılıklar içinde kendi tarzını ve varoluşunu ısrarla seçmek; ve bu çağda belki de hepimiz için en radikal hareket tam olarak bu.

Dadanizm sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin