Mutlu hissettiren müziklerin insanı Şenceylik ile hayallerinin peşinden gitmeye dair bir sohbet
Mutlu hissettiren müziklerin insanı Şenceylik’i anlatmak için şarkılara ihtiyaç var. En çok da can yakmayan, kasıp kavurmayan, dinledikçe umut veren şarkılara. Siz onu içimize işleyen “Kırıldı Vazo” şarkısından ya da Can Ozan’la yaptığı düetten hatırlıyor olabilirsiniz. Kelimeler tükenmeden sözü Şenceylik’e bırakıyoruz. Bu bir kavuşma, teslimiyet ve dünyanın tüm kötülüklerine karşı gülen bir müzisyenin öyküsü.
Şenceylik’i tanıyorum. En azından tanıdığımı düşünüyorum. Kendisini ODTÜ’lü bir müzisyenden duymuştum. Bir de Boğaziçi müzisyenleri var aramızda. Şenceylik de onlardan biri. Boğaziçi Üniversitesi’nin Türkiye’deki müzik endüstrisine kazandırdığı isimlerden. İlk tanışmamız mail üzerinden oluyor. Ben ona Şenceylik dedikçe, o maillerini Eda diye imzalıyor. Gerçek ismi Eda Sena Şenceylan ama öyle içten gülümsüyor ki sanki adı hep Şenceylikmiş gibi. Çok sonraları sıcak bir sonbahar akşamında Anadolu Yakası’nda yüz yüze geliyoruz. Tahminlerim doğru, Şenceylik gülünce gece aydınlanıyor. Üstelik bunca kaosa, kibirli ve çok bilmiş bir dünyaya rağmen. ‘‘Nasılsın?’’ soruma ‘‘Heves, şevk, şükran doluyum’’ cevabını veriyor. Oh! Bunca gülen birinin kötü hissetmesine katlanamazdım. Şenceylik’e soracağım soruları heyecanla hazırladım. Yerimde duramıyorum meraktan.
İstikamet Boğaziçi Üniversitesi
‘‘Müzik maceram evde çocuklukta çaldığım orgla başladı, ortaokulda klasik gitar ve devamında akustik ve elektro gitarla devam ettim. Lisede kendi kendime evde gitar çalışırdım’’ diyor Şenceylik. Ancak tesadüflerden uzak kariyerinin başlangıcı. Evde müziğin eksik olmadığını dile getiriyor: ‘‘Babam evde bol bol Türk Sanat Müziği dinlerdi. Abimin ise her türden yerli-global-pop seçkisi vardı. Kasetler dinlerdik. Hatırlıyorum, ilkokulda beğendiğim şarkı sözlerini renkli kalemlerle not aldığım bir defterim vardı. Hecelerin melodilere oturuşuna hayran olurdum. İnsan çocukken kendi haline bırakılınca neye çekiliyorsa; ne okursa okusun, kaç yaşına gelirse gelsin, özünde yine onu istiyor’’. Sözlerinin onu sürüklediği yer Boğaziçi Üniversitesi. Okulu tercih etmesinin nedenlerinden biri de meşhur müzik kulübü. Orkestrada bir süre gitar çaldıktan sonra, kulübün klasik ve rock müzik korosuna katılan Şenceylik uzun bir zaman alto korist olarak görev alıyor. Kulüp yıllarını ‘‘Hayatımın en tatlı dostluklarını edindiğim, kendimi ve müziği keşfettiğim müthiş yıllardı’’ diye anıyor.
İçinde delice yanan bir ateş var
Şenceylik yıllardır hayatımızda aslında. ‘‘Kırıldı Vazo’’ şarkısındaki nahif sesine, zarif dizelerine aşina kulağımız. İlk albümü ‘‘Eteğimdeki Taşlar’’ ise bu yılın hazinelerinden. Çok değil birkaç hafta önce bu röportajı yapmamızı sağlayan ‘‘Yukarı Bak’’ isimli şarkısını Beşiktaş’tan kalkan Üsküdar vapurunda keşfettiğimi gizlemiyorum ondan. Kendimi sonbahara kaptırmıştım oysa. Neşeli Günler filmindeki Julie Andrews gibi hissetmeyi beklemiyordum. Depresif tüm ruhlarla savaşmak için mi geldi acaba dünyaya Şenceylik? ‘‘Ben de o melankolik ruhlardan biriyim’’ cümlesine tutunuyorum hemen ancak bir fakatı var onun: ‘‘Güneşe koşmak, yarını merak edip her gün kendini aşmak için delice yanan bir ateş var içimde. Şarkıyı 10 dakikada tek kalemde yazdım ama içimde birikmiş bir geçmişi var, hep olduğu gibi. Şarkı karanlık bir yerden geliyor. Ben 2021’de babamı aniden kaybettim. Bir-iki yıl ‘Hayatta niye herhangi bir şeye emek vereceğim ki? Zaten öleceğiz’ düşüncesine kapıldım. Çok zor bir çukur o. Sonra biraz yalnız ve içe kapanık bir dönemin ardından, ‘E zaten her şey bitecekse, hayallerimizin peşinden gitsek ya! Her an çok değerli’ diye düşünen tarafa geçtim’’.
Şenceylik’in öğretisini avuçlayıp saklıyorum gömleğimin cebine. Bu süreçte kendini bulduğundan bahseden Şenceylik’e göre, kötü ya da iyi deneyim yok, önemli olan olaylara karşı tepkimiz. ‘‘Yukarı Bak’’, umudunu canlı tutan herkes için. Şenceylik, şarkının nakaratını nasıl yazdığını şöyle anlatıyor: ‘‘Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin #AşağıBakmayacağız mesajı çok içime işlemişti. ‘Zorbalıklar, boynumuzu bükmeye çalışanlar hep olacak, hayat da illaki kalbimizi kıracak ama biz yukarı bakmayı seçeceğiz’ diye düşündüm. O zamandan beri, olumlu, zeki, adil, sağlıklı eylemlerin peşindeyim, kendimi her gün bu kafaya çekmek istiyorum. İyiye dönüşüm için attığımız her adımda kendi hayatımızda gurur verici bir başkaldırı hikayesi yazıyoruz’’. Şarkının kahramanına sitem ediyor Şenceylik, her şeye rağmen mutlu olmasını istiyor. Bu yüzden ona ‘‘Bardağın dolu tarafını görenlerden misin?’’ sorusunu sormaktan çekinmiyorum.
Cevabı çok net, keşfettiklerinin kutsallığı aşikar, fikirlerini anlatıyor: ‘‘Aslında o kişi benim ve ona sitem etmekten çok ‘Olsun be’ diyorum. ‘Yukarı Bak’la keşfettiğim şey, bardağı olduğu gibi kabullenmekti. Bardağın yarısı dolu veya boş değil. Bardak da bana dahil, eksik sandığım suyu belki ben içtim, bana iyi geldi o yüzden şu an eksik, o benim bedenimde. Belki suyu içmedim, bir bulutta bereketli bir toprağa dökülmeyi beklediğinden bardakta değil, henüz rastlaşamadık. Bardak kendisinden çok daha büyük bir şeyin parçası. Bakmaya, anlamaya gönüllü olunca bununla kavuşmak müthiş bir teslimiyet açıyor”. Varoluşun açık, coşkulu ve meraklı tarafında Şenceylik.
Tercihi geleneksel enstrümanlardan yana
Müziğinde geleneksel enstrümanları kullanırken cesaretinden ödün vermiyor. Özgün müzik üretmek isteyenler için müziğin endüstriyel dönüşümü çıkmaz bir sokağa dönüşürken Şenceylik’in geleneksel enstrümanlara yönelik hayranlığı biricikliğini koruyor. ‘‘Yakın zamanda önemli büyük bir müzik sektörü paydaşından ‘eski tip üretim’ ve ‘yeni tip üretim’ ayrımına dair tanımlar duyduğumda biraz şok oldum. Artık ‘canlı enstrüman kaydı’, hele ki geleneksel enstrümanların doğru şekilde dahil olması bir lüks olarak görülüyor. Çok sayıda insanın bir sanat eserine kendi uzmanlık alanında katkı sunmasına ‘eski moda’ ve ‘meşakkatli’ gözüyle bakılıyor. İnanmak güç. Müzik, özümüzü ve etrafımızdaki doğayı anlamak için müthiş bir düzlem. Gerçek ve güçlü olan üretimin doğadan geldiğine inanıyorum’’ sözlerine katılmamak zor. Şarkılarında kullandığı şiirsel dil iyi bir gözlemci olduğunun kanıtı. İnsanları dinlemeyi, kendi hayatından notlar almayı seviyor.

Fotoğraf: Berkay Eminol
Uzun yürüyüşlere çıkıyor, odasında kendine sakin bir alan yaratıyor söz yazmak için. Bazen de telefonu kapatıp her şeyden uzaklaşmayı seçiyor. Usanmadan Queen dinliyor, vazgeçecek gibi durmuyor. Grubun ‘‘It’s a Hard Life’’ şarkısı kulağının bir ucunda. Hatırladığı ilk şarkı Zeki Müren’den ‘‘Şimdi Uzaklardasın’’. Jeff Buckley’in “Grace”, Jacob Collier’ın “Little Blue” şarkısı da vazgeçemediklerinden. Ancak tabii müdavimlik bir müessese, Şenceylik de Fikret Kızılok hayranı. “Farketmeden”i tekrar dinliyorum o deyince. Pinhani’den “Nehirler Durmaz”, Şebnem Ferah’tan “Okyanus” da sevdiği şarkılar listesinde. Can Güngör’ü de hatırlıyor Şenceylik. “Sular Dar” albümünün onda iz bıraktığını söylüyor. Linkin Park’ın “The Emptiness Machine” şarkısına müptela olduğunun altını da çiziyor. Şenceylik’in ayağı henüz Portekiz’e değmese de Portekizcenin hüzünlü notalarına baş yasladığını anlıyorum. Şu sıralar Carminho ve Maro dinlemesinin başka bir açıklamasını bulamıyorum çünkü.
Prodüktörlüğünü Özgür Atmaca’nın üstlendiği, ilk albümünde yer alan üç şarkının akustik versiyonlarını içeren bir EP yayınladı Şenceylik. Hem de çok taze… Efe Ekşioğlu, vokal ve gitar performanslarına eşlikçi. Bir sürprizi daha var Şenceylik’in. Eda Baba’nın yeni albümünde sözü ve müziği ona ait olan ‘‘Kupalar’’ şarkısı yer alıyor. ‘‘Çok mutluyum, heyecanla albümü bekliyorum’’ derken mutluluğunu kilometrelerce öteden hissediyorum. Şenceylik, dışarıya taşan, insanı saran bir mutluluğu temsil ediyor benim için. Çok eski bir şarkının nakaratı gibi, tekrar tekrar kafamda çalıyorum şarkılarını.