Pek de kurgu gibi olmayan bir bilimkurgu: Severance dizisine dadandık

Dadanizm newsletter duyuru (600 x 600 px)

‘‘İşi işte bırakmak lazım’’ öğüdünü gerçekten uygulayabilen kaç kişiyiz? Sabah can sıkıcı bir toplantı olduğu için kaçan uykular, o toplantıda yaşanan gergin diyalogları kafamızın içinde tekraaar tekrar oynayıp ‘‘keşke cevabını verseydim ona’’ ile biten overthinking mesaileri, performans değerlendirmeleri, raporlar, briefing’ler… Bunlar hiç olmasa, hayat nasıl olurdu?

Apple TV+ dizisi Severance’ın çıkış noktası, tam da bu sorular. Lumon Industries isimli köklü dev bir holdingin bir grup çalışanı, görev gereği bir operasyon geçiriyor ve işle özel hayatı birbirinden tamamen koparıyorlar… Bu operasyonla beyinlerine bir çip yerleştiriliyor ve ofiste bulundukları sekiz saat boyunca özel hayatlarına dair hiçbir şey hatırlamıyorlar. Buna da ‘‘severance’’, yani ‘‘ayrışma’’ deniyor, yaptırana da ‘‘ayrık’’. Ofiste bulundukları süre boyunca; evliler mi, çocukları var mı, hobileri neler, en son izledikleri film ne; hiçbirinin cevabı yok onlar için. Neyse ki, sorgulama da yok. Tüm bir iş günü boyunca karşılarındaki ekranda, neyi temsil ettiğini bilmedikleri bir grup rakamı birbirinden ayrıştırıyorlar ve hepsi bu kadar. Tabii aynı şekilde ofisten dışarı adım atar atmaz, işe dair tüm kaygılar da anında bitiyor. O gün ne yapıldığına, iyi veya kötü geçen bir gün oluşuna, iş arkadaşlarına dair hiçbir tortu kalmıyor zihinlerinde. Kağıt üzerinde hiç fena fikir değil aslında. Kağıt üzerinde…

Adam Scott’ın hem içseli (ofisteki hali), hem de dışsalı (iş dışındaki hali) ayrı ayrı muhteşem canlandırdığı ana karakterimiz Mark S. Evet, Mark-s. Eşini trajik bir şekilde kaybetmiş ve bu yas halinden biraz olsun uzaklaşabilmek adına bu programa kaydolmuş. Bölüm arkadaşları Irving ve Dylan ile birbirinin aynı günleri devirip akşam olunca vedalaşarak yollarına bakıyorlar. Kadroya yeni birinin, Helly’nin dahil olmasıyla bu sonsuz döngü kırılıyor ve Helly’nin içseli sisteme uymak istemeyince tüm ekip, daha önce hiç girmedikleri derin sorgulamalar içine giriyor.

Lumon ofisinin ‘‘ayrık’’ olmayan çalışanlarının görevi ise hep kontrol, tam kontrol. Yapmaları gereken tek şey, ekibin öyle çok da soru sormadan, sorgulamadan, taşkınlık çıkarmadan, birbirleriyle pek derin bağlar kurmadan görevlerini layıkıyla yapmalarını ve istenen performans rakamlarına ulaşmalarını sağlamak. Tanıdık geldi mi? 🙂 Motivasyonu ve sinerjiyi yüksek tutmak için de kavun partileri, efendime söyleyeyim waffle partileri, kurum içi geziler, müzik saati gibi birbirinden yaratıcı(!) etkinlikler düzenleyip duruyorlar. Bu da tanıdık geldi mi? Lumon Industries kurucusu Kier Eagan’ın fotoğrafları, ilham verici sözleri, başarı hikayesi ofisin her yerini süslüyor ki çalışanlar bu kurumun felsefesinden bir an bile uzaklaşmasınlar, daha verimli olsunlar, daha çok bağlansınlar, daha çok çalışsınlar. Bu da eminim çok uzak gelmedi. Kurallar biraz olsun esnemeye kalkarsa da farklı farklı ders verme, ‘‘had bildirme’’ yöntemleri var. İlk bölümü izlerken ofisteki karakterleri kariyer geçmişimdeki insanlarla eşleştirmeye çalışmaktan konuya odaklanamadım. Şimdi bu diziye nasıl bilimkurgu diyelim ki…

Dokuz bölümden oluşan ilk sezon boyunca, her bir bölümde gizem sarmalına ayrı bir düğüm atılıyor ve heyecan dozu arta arta sezon finaline taşınıyoruz, ki bu yönüyle bana biraz Lost’u hatırlattı. Tatlı tatlı izlerken, ‘‘Bu da neydi şimdi?’’ diyeceğimiz çok sürpriz yaşanıyor ve olup bitene cevap ararken ekrana kilitleniyoruz. Severance’ı gerçek zamanlı takip edenler 2022’den bu yana tam üç yıl yeni sezonun yolunu gözlemek zorunda kaldılar. Bu kadar uzun bekleyişten sonra, ikinci sezon ne kadar tatmin edici başladı derseniz, orası tartışılır ama ilerleyen bölümlerde açılacağına eminim çünkü birinci sezondan cevaplanması gereken çok soru kaldı ve Lumon’un mutlaka bir planı vardır.

Projenin yaratıcısı Dan Erickson, hikayeyi oluştururken nefret ettiği işinden ilham almış. Hmm… Fikri, yapımcı kimliği de olan Ben Stiller’a götürüyor ve birlikte uzunca kafa yorduktan sonra Apple TV+’da karşımıza çıkarıyorlar bu harikayı. Stiller birinci sezonun altı bölümünü yönetiyor; bölümlerin her biri, büyük ekranda izlenmesi gereken birer görsel şölen. Her sahne kusursuz bir fotoğraf… Severance; Patricia Arquette, John Turturro ve Christopher Walken gibi efsanelerin de yer aldığı oyuncu kadrosu, sanat yönetmenliği, müzikleriyle epey başarılı bir şekilde ilerliyor.

Jeneriği bile tek başına bir Golden Globe, bir Emmy hak ediyor. Bu arada, ödüllere değinecek olursak tabii birinci sezonda her yeri Succession domine ettiği için Severance birazcık geride kalıyor ama ikinci sezonuyla, pardon ikinci ‘‘quarter’ıyla’’ hedeflenen performans rakamlarına ulaşacaklarından şüphem yok.

Bu sistem gerçekten olsa ayrışmak ister miydim, işte buna hâlâ bir cevap bulamıyorum.

Dadanizm sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin