Suçlu arayışından etik haberciliğe: Türkiye’de okul saldırıları

Dadanizm newsletter duyuru (600 x 600 px)

Türkiye geçen hafta 24 saat içinde meydana gelen iki ayrı okul saldırısıyla sarsıldı; kayıpların yasını tutarken yaşananların ağırlığı hâlâ sürüyor. Son günlerde art arda gelen bu acı haberler, yalnızca ülkeyi değil, gündelik hayatın ritmini de kesintiye uğrattı. Biz de görüntülerin ve bilgilerin durmaksızın dolaşıma girdiği bu yoğunlukta bir adım geri çekilip, neyi nasıl yazmalı, hangi dili kurmalı ve uzmanlar bu konuda ne öneriyor sorularına odaklanarak soluklanmayı tercih ettik.

Peş peşe yaşanan okul saldırılarının ardından, şiddetin nasıl anlatıldığına, dijital ortamda nasıl dolaşıma sokulduğuna ve medyanın diliyle neyin öne çıkarılıp neyin geri plana itildiğine yakından bakıyoruz.

*******

14 Nisan 2026’da Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde eski bir öğrenci lisede ateş açtı ve çok sayıda kişi yaralandı. Ertesi gün, 15 Nisan’da Kahramanmaraş’ta Ayser Çalık Ortaokulu’nda 14 yaşındaki bir öğrenci, 1’i öğretmen, 8’i öğrenci olmak üzere fail hariç 9 kişinin hayatını kaybetmesine ve çok sayıda yarala neden olan bir saldırı gerçekleştirdi.

Peş peşe yaşanan bu iki saldırı, yalnızca güvenlik açıklarını ve eğitim politikalarını değil; aynı zamanda bu tür şiddet olaylarının nasıl anlatıldığı, nasıl dolaşıma sokulduğu ve nasıl tüketildiği meselesini de yakıcı biçimde gündeme taşıdı.

Bu tür olayların ardından ise çoğu zaman aynı tartışma hattı hızla devreye giriyor: oyunlar, diziler, dijital ağlar; failin kimliği, ailesi ve ruh sağlığı üzerinden kurulan açıklamalar. Oysa mesele, bu kadar basit ve doğrusal bir neden-sonuç ilişkisiyle açıklanamayacak kadar katmanlı. Bu refleks, çoğu zaman anlamaya değil, hızla bir suçlu belirlemeye; tabiri caizse tek bir “günah keçisi” üzerinden vicdan rahatlatmaya hizmet ediyor ve esasen derinleşen yapısal sorunların görünmez kılınmasına yol açıyor.

Ne yapmalı, nasıl ve ne zaman sorularının tek bir cevabı yok; ancak bu belirsizlik, etik sorumluluğu ertelemek ya da refleksif biçimde hareket etmek için bir gerekçe de sunmuyor. Tam tersine, tam da bu anlarda daha dikkatli, daha ölçülü ve daha sorumlu bir dil kurmak gerekiyor.

Neler oldu?

Takvimler 15 Nisan’ı gösterirken Kahramanmaraş’ta Ayser Çalık Ortaokulu’nda 14 yaşındaki bir öğrenci, eğitim aldığı okulda silahlı saldırı gerçekleştirdi.

Saldırıya ilişkin ilk bilgileri, Kahramanmaraş Valisi Mükerrem Ünlüer verdi. Ünlüer, saldırının gerçekleştiği Ayser Çalık Ortaokulu’nda gazetecilere yaptığı açıklamada, saldırganın okulun öğrencisi olduğunu ve sırt çantasında getirdiği silahlarla saldırıyı gerçekleştirdiğini açıkladı. İlk bilgilere göre okulun sekizinci sınıf öğrencisi olan saldırgan sınıflara girip hedef gözetmeksizin ateş açtı.

Vali Ünlüer, saldırganın da öldüğünü, “Kargaşa anında kendisine ateş etti. İntihar amaçlı mı, yoksa kargaşa sırasında mı kendisine sıktı şu an için bilinmiyor” sözleriyle duyurdu. Saldırgan okula 5 silah ve 7 şarjörle gelmişti.

Yapılan ilk açıklamalarda, saldırganın babasının eski emniyet mensubu olduğu da açıklandı. Daha sonra Anadolu Ajansı’nın haberine göre, saldırıyı gerçekleştiren 8. sınıf öğrencisi İ.A.M.’nin babası U.M. gözaltına alındı ve işlemlerin ardından tutuklandı.

Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığı, Ayser Çalık Ortaokulu’ndaki saldırıya ilişkin soruşturma kapsamında önemli bulgulara ulaştığını duyurdu. Savcılık, 3 cumhuriyet başsavcıvekili ile 10 cumhuriyet savcısını soruşturmada görevlendirdi. Saldırganın evinde ele geçirilen dijital materyallerde, 11 Nisan 2026 tarihli ve “büyük bir eylem gerçekleştireceğine” dair bir belge ortaya çıktı.

Olayın ardından resen soruşturma başlatıldığını belirten Başsavcılık, süreci yürütmek üzere üç Cumhuriyet Başsavcı Vekili ve 10 Cumhuriyet Savcısının görevlendirildiğini açıkladı. RTÜK, Kahramanmaraş 2. Sulh Ceza Hakimliğinin kararı doğrultusunda, Kahramanmaraş’ta yaşanan olaya ilişkin yayın yasağı getirildiğini açıkladı.

Okul saldırısının ardından Eğitim-İş ve Eğitim-Sen’in çağrısıyla iki günlük iş bırakma kararı alan öğretmenler, Ankara’da Milli Eğitim Bakanlığı’na yürüdü. Okullarda artan şiddete tepki gösteren öğretmenler, yürüyüşün ardından bakanlık önünde “yaşam nöbeti” başlattı. Ülke genelinde yürüyüşler ve eylemler yapıldı.

Medyanın neyi nasıl ve neden söylediği neden önemli?

Medyanın temel misyonu, insan hakları ve demokrasinin korunması ve geliştirilmesine katkıda bulunmaktır. Bu kavramların tehlikede olduğu durumlarda ise misyon bu kez, bu kavramların savunulmasına katkıda bulunmaya yönelir. Medyanın yapılanması, görevleri, sorumlulukları ve Türkiye medyasının yapı ve sorunları üzerine konuşabileceğimiz onlarca başlık, bu başlıkların her biri üzerine yazılmış onlarca çalışma var elbette. Bu yazı onlardan biri olma niyetinde değil.

Ancak cinsiyetçi, homofobik ve şiddeti tarif ederken onu meşrulaştıran medya dili de bize çok şey söylüyor, başımıza gelen olayları nasıl algılayıp yorumladığımızın en önemli belirleyicisi oluyor. Tıklanma ve görünme; salt bir kazanç aracı olarak düşünüldüğü için kullanılan dil ve görseller; haberi sunuş biçimi kimi zaman doğrudan hedef gösterici, sansasyonel olabiliyor, doğrudan yanlış bilgi verilebiliyor. Duyguların sömürülmesi, nefretin ve öfkenin tek bir kanala akıtıldığı, hızla yayılıp yeniden üretildiği bir döngüyü besliyor.

Düşmanca bir dilin yaygınlaştığı, şiddeti yeniden üreten ve kutuplaşmayı derinleştiren her anlatım biçimi ise toplumsal yarayı iyileştirmek yerine daha da derinleştiriyor, hatta çoğu zaman görünür kılarken normalleştirme riskini de beraberinde getiriyor.

Tüm suç dizilerin ve bilgisayar oyunlarının mı?

Her gün bir felaket haberine, toplumdaki çürümüşlüğü ve hukukun ayaklar altına alındığı münferit olaylarla karşı karşıya gelirken bir yandan da sürekli “kaydırıyoruz.” Krizler çağında sosyal medyada kaydırmak ve paylaşım yapmak elimizden gelen tek şey olabiliyor maalesef çoğu zaman.

İşte tam da bu noktada, böylesine acılı olaylar karşısında yapılan yorumlar, üretilen komplo teorileri, uzmanlık iddiasıyla ortaya atılan teşhisler ve “büyük oyunları” çözme çabaları daha görünür hale geliyor. Deyim yerindeyse her kafadan bir ses çıkıyor.

Okul saldırıları özelinde, failin önceki görüntüleri, ailesiyle olan ilişkisi gibi aklınıza gelecek her başlık üzerinden çıkarımlar yapıldı. Peki tüm bunların insanları korkutmak ve yanlış bilgiyi alenen yaymak dışında nasıl faydaları olabilir?

bianet’ten Nalin Öztekin’e konuşan Sosyoloji Mezunları Derneği Başkanı Özgür Aktütün olayların sosyal medyada saldırıyı yapan çocuğun aile yapısı, sınıfsal konumu, etnik kimliği ya da cinsel yönelimi üzerinden yapılan tartışmalara şu sözlerle değindi birkaç gün önce:

“Eğer çocuk göçmen olsaydı, Suriyeli olsaydı, Kürt olsaydı ya da daha alt sınıftan bir profil çizseydi, onlar için işler daha kolay olacaktı. O zaman ‘keko’ diyeceklerdi. Kendi argümanlarını daha rahat kuracaklardı. Ama öyle olmayınca bu kez bireysel klinik sağlığına yöneldiler, cinsel kimliğe yöneldiler. Yani yine kişiyi bir yere sabitleyerek sistemi görünmez kılmaya çalıştılar.”

Dizileri ne yapacağız?

Tüm suç dizilerin ve bilgisayar oyunlarının mı? Bu tür sorular, her kriz anında hızla ortaya çıkıyor ama çoğu zaman meseleyi daraltmaktan öteye gitmiyor. Şiddeti yalnızca medya içeriklerine indirgemek, okul içi dinamikleri, sosyal çevreyi, ruh sağlığı hizmetlerine erişimi ve toplumsal şiddet kültürünü görünmez kılıyor. Oysa araştırmalar, tek bir değişkenin bu tür karmaşık olayları açıklamakta yetersiz kaldığını defalarca ortaya koyuyor.

Burada asıl tartışılması gereken, dijital içeriklerin nasıl tüketildiği, denetim mekanizmalarının nasıl çalıştığı ve çocukların hangi sosyal koşullarda büyüdüğü. Yani mesele “ne izliyoruz”dan çok, “nasıl bir dünyada yaşıyoruz” sorusu.

Arayanlara bir rehber

Enstitü Sosyal, akran zorbalığıyla mücadelede çocukların sosyal çevresini bütüncül bir yaklaşımla ele alan “Akran Zorbalığı Belirtilerini Gözleme ve Önleme Rehberi” yayımlandı. Biz de bu yazıyı derlerken o rehberi kaynaklarımızdan biri yaptık.

Rehberden hareketle medya bölümünde sunulan bir dizi öneri ise şu şekilde:

Kurgusal içeriklerde şiddetin normalleştirilmesi ve cezasızlık algısı konusunda öneriler:

RTÜK yayın ilkelerine, kurgusal yapımlarda işlenen suç ve şiddet eylemlerinin hukuki sonuçlarının senaryoya dengeli bir şekilde entegre edilmesi yönünde bir madde eklenmelidir.

Toplumda şiddeti artıracak sahnelere yönelik ceza kriterleri belirlenmelidir.

RTÜK, kurgusal içeriklerin yayınlanmadan önce denetlenmesine yönelik bir komisyon oluşturmalıdır.

Kurgusal yapımlarda şiddet uygulayan karakterlerin kahramanlaştırılması hakkında öneriler:

RTÜK, şiddeti kahramanlaştıran ve bir çözüm yolu olarak meşrulaştıran yapımlara yönelik denetimlerini sıkılaştırmalı ve yaptırımları artırmalıdır.

Yapımlarda şiddet dışı çatışma çözme yöntemlerinin de gösterilmesi için pozitif teşvik mekanizmaları oluşturulmalıdır. Benzer şekilde, şiddet yoluyla kazanım elde eden karakterlere karşı, şiddet kullanmadan aynı/denk düzeyde kazanımlar elde edebilen karakterler yazılması teşvik edilmelidir. Örneğin, maddi teşvik ya da yapımı öne çıkarmaya yönelik algoritmik teşvik uygulanabilir.

Şiddet haberlerinin sunumu konusunda öneriler:

Şiddet haberlerinin, çocukların ekran başında olma olasılığının düşük olduğu 22.00’den sonraki saatlerde yayınlanması kuralı getirilmelidir.

Haber dilinin, cezayı orantısız biçimde yücelten veya mağduru “kurbanlaştıran” bir anlatımdan arındırılıp, olayı analitik bir dille sunması sağlanmalıdır. RTÜK’te buna yönelik kontrollerin sağlanacağı bir denetim komisyonu kurulmalıdır.

İnsanların psikolojilerini etkileyecek olaylar, toplumun psikososyal dinamiklerine uygun tonda ve tüm hassas gruplar gözetilerek, gerekli olmayan bilgiler paylaşılmadan yayınlanması temin edilmelidir.

Haber bültenlerinde olumlu gündemlerin de yer alması için haftalık bazda en az %30 pozitif gündem kotası gibi uygulamalar hukuki olarak zorunlu hâle getirilmelidir. Olumlu gündemlerin temsilinin sağlanması için bunun takibi haftalık veya aylık olarak RTÜK tarafından yapılmalıdır.

Şiddet içerikli dijital oyunlar hakkında öneriler:

Türkiye’de satılan veya erişime sunulan tüm dijital oyunlar için zorunlu bir yaş ve içerik derecelendirme (reyting) sisteminin (PEGI benzeri) hayata geçirilmesi sağlanmalıdır.

Bu derecelendirme sisteminin, oyunların fiziksel ve dijital satış noktalarında belirgin bir şekilde gösterilmesi zorunlu kılınmalıdır.

Ailelere yönelik, dijital oyunların olası riskleri ve ebeveyn denetim araçlarının kullanımı hakkında bilinçlendirme kampanyaları (kamu spotu, ebeveyn eğitimleri vs.) yapılmalıdır. Aynı zamanda aileler için oyunların içerikleri, gelişim düzeyine uygunluğu vb. gibi bilgilerin olduğu

bir web sitesi ilgili BTK veya Siber Güvenlik Başkanlığı gibi ilgili kurumlar tarafından kurulmalı ve bilinirliği sağlanmalıdır.

Dijital ortamda zorbalığa uğrayan çocukların dijital ayak izi hakkında öneriler:

Çocuklar için dijital “unutulma hakkı” özel bir koruma rejimi hâline getirilmelidir. İnternet Kanunu, çocukların dijital ortamlarda mağdur edildiği içeriklere yönelik açık ve bağlayıcı hükümlerle güçlendirilmelidir.

BTK koordinasyonunda dijital platformlara, çocukların zorbalığa maruz kaldığı veya mahremiyetinin ihlal edildiği içerikleri en geç 24 saat içinde kaldırma yükümlülüğü getiren özel bir “çocuk odaklı unutulma hakkı” mekanizması oluşturulmalıdır.

Platformlara çocukların dijital ayak izini korumaya yönelik proaktif sorumluluk yüklenmelidir. Teknoloji şirketleri, çocuklara yönelik zorbalık ve ifşa içeriklerini yapay zekâ destekli erken tespit ve otomatik kaldırma sistemleriyle yayılmadan engellemekle yükümlü kılınmalıdır.

Ebeveynlerin çocuklarını sosyal medyada paylaşmasının uzun vadeli riskleri konusunda kamu spotları, ebeveyn eğitim programları yoluyla bilinçlendirme çalışmaları yürütülmelidir. Paylaşımların çocukların dijital ayak izi üzerindeki kalıcı etkileri, dijital dünyada çocuk hakları çerçevesinde ele alınmalıdır.

Rehberin tamamına ve kalan önerilere buradan ulaşabilirsiniz.

Dadanizm sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin