Gel gönlümü yerden yere vur Sauron: The Rings of Power’a dair hayal kırıklıklarımız

Dadanizm newsletter duyuru (600 x 600 px)

The Rings of Power, uzun bir aradan sonra ekrana döndü. İkinci sezona dair beklentilerimiz o kadar yüksekti, o kadar delicesine merak içindeydik ki… Yine acılar, yine keder. Bir Sezen Aksu şarkısı gibiyiz. Dizinin birinci sezonu eleştirilerin odağında kalınca, senaristlerin daha iddialı bir hikayeyle dönüş yapacağını düşünen bu masum yazar gözyaşlarını tutamıyor. Anlaşılan o ki geçen sürede hiçbir şey değişmemiş. Bu diziyi sevmeyi çok istedim fakat olmuyor. İkinci sezonun ilk yarısı tamamlanmışken gerçeklerden konuşmanın zamanı geldi.

The Rings of Power’ın sorununun ne olduğunu düşünürken tek bir neden saymanın yeterince dürüst olmadığına karar verdim. John D. Payne ve Patrick McKay’in yaratıcılığını üstlendiği, J.R.R. Tolkien’in dünyasından esinlenen The Rings of Power’ın ikinci sezonuna dair konuşacak çok şey var. İkinci sezonun ilk yarısı Prime Video’da yayımda. Birinci sezon hakkında yazdığım eleştiride dizinin üzerine çullanmış bir aidiyetsizlik olduğundan bahsettiğimi hatırlıyorum. Size yalan söylemeyeceğim. Fenalık geldi üstüme, biri kolonya döksün bileklerime lütfen. Hemşire yok mu? Tansiyonum çıktı.

Sauron oyun istiyor

Eleştirilere bu kadar kulak kapatan bir dizi daha görmedik belki de. Galadriel’in ekran süresinin kısaltılması dışında, The Rings of Power bildiğimiz gibi. Diziyi Tolkien’den ve Peter Jackson’ın yönetmen koltuğunda oturduğu film serisinden ayırarak yorum yapmakta fayda görüyorum. Bu şekilde bile canımız sıkkın çünkü. Dizi ikinci sezona kaldığı yerden sakin bir giriş yapıyor aslında. Galadriel ve elflerin yüksek kralı Gil-Galad, Halbrand/Sauron’un yüzüklerini elf ırkını kurtarmak için kullanmak isterken Elrond bu davaya karşı. Cücelerin dünyası kaos ve tehdit altında. Sauron ise… Sauron nerede ve ne yapıyor, daha da önemlisi neden yapıyor belli değil. Hobbitlerin hikayesi seyirciyi doğru anda içine çekmeyi başaramıyor. Númenor’daki karakterlere sempati beslemek ise zor.

John D. Payne ve Patrick McKay’in yaratıcı senaryosu, ikinci sezonda da seyirciyi kısıtlayan bir yol izliyor. Seyircinin karakterlerle bağ kurması neredeyse imkansız. Hiçbirinin derdi, sizin derdiniz olmuyor. Onlarla gülüp, onlarla ağlamıyorsunuz. İçiniz, iyiler kazanacak, Sauron kaybedecek diye heyecanla dolmuyor. Hatta itiraf etmeliyim ki Sauron kazansın istiyorum. Buyurun. Oyun istiyor Sauron. Bırakın kazansın çocuk ya! Legolas, Gimli ve Aragorn’un, Pippin ve Merry yaşasın diye günlerce koştuğu, dağları aştığı sahneyi hatırlayanlar olacaktır. İşte o heyecan, o motivasyon, o koşturmaca… Uçtu, gitti, puf oldu. The Rings of Power’ın karakterlerinden beklentiniz böylesine bir adanmışlıksa üzgünüm. Aradığınız motivasyona şu an ulaşılamıyor. Dizinin karakterleri sancılı ve acı çekiyor.

Midemizde kelebekler uçuşmuyor

Karakterlerin oradan oraya savrulmasının önüne geçmek için senaryoyu güçlendirmek gerekiyor. Fakat senaristlerin böyle bir niyeti yok anlaşılan. Her bölüm değişen yazarlardan ziyade tek senaristle yola devam etmek bir çözüm. Özellikle epik fantastik türle uğraşan senaristlerin, evren yaratma sürecinde dağıldığını, hikayeyi de yerle yeksan ettiğini düşünüyorum. Türk dizileri ilk beş bölümde harika ilerler mesela. Derken 13. bölümden sonra işler karışır, senarist bazı karakterlerin senaryoya nasıl ve neden hizmet ettiğini unutur. Benzer bir durumu The Rings of Power’da da yaşıyoruz. Birden fazla hikayeyi tek bir evrende anlatmaya çalışan dizinin senaristleri, bu hikayeleri neden anlattığını bilmiyor sanki. Karakterlerin önemli bir bölümünün nihai amacı Sauron’u alt etmek. Ancak o gün gelene kadar farklı karakterleri, Orta Dünya içinde oradan oraya koştururken izleyeceğiz sanırım. Galadriel ve Elrond arasındaki iç çatışmanın gereksizliğinden mi dert yansak, Arondir’in kendi halinde ortamlarda takılmasına mı?

Soruyorum size, Theo’nun varlığı tam olarak neye hizmet ediyor? Geçen sezon finalinde Sauron olduğunu öğrendiğimiz Halbrand artık Annatar. O da Celebrimbor ile Eregion’da takılıyor. Cüceler de burada. Dizi tüm bunların yanında Númenor’un düşüşüne de odaklanıyor. Dolayısıyla oradaki taht kavgasına da tanıklık ediyor seyirci. Númenor’un düşüşü ve nicesi, çok sayıda spin-off projesine dönüştürülebilirdi mesela. Bunca temayı ve çatışmayı tek bir diziye sığdırmak ne seyirci ne de senaristler için işlevsel. Bir yandan Gandalf olduğuna artık neredeyse emin olduğumuz İstar’ın hikayesi, Orta Dünya’nın Dunevari köşesinde geçiyor. İstar’ı takip eden yüzü maskeli ekibin Mad Max’ten fırlamış gibi durması da cabası. Ne diyelim, nerelere gidelim, dertlenmeyelim mi bu olanlar karşısında? Ben bile anlatırken yoruldum, eminim siz de okurken yorulmuşsunuzdur. Görünen o ki The Rings of Power’ın senaristleri yazarken yorulmuyor.

Halbrand mi diyelim yoksa siz mi gerçek isminizi söylemek istersiniz Sauron Bey

Aynı anda o kadar çok karakter, öylesine fazla hikayeye ve mekan tasarımına dahil oluyor ki! Hikayenin bir temeli ve o temelden güçlenen bir akışı yok. Yeni karakterler ve hikayelerle yola çıkan bir yapım için heyecan faktörünü kullanmak iyi bir pazarlama stratejisi olabilirdi ancak midemizdeki kelebekler o heyecanı hissetmekten uzak. Oyuncuların diziye yönelik heyecanları ise başka bir seviyede. Özellikle Charlie Vickers ve Morfydd Clark’ın kamera arkası röportajlarını izlemekten kendimi alamıyorum. Dizinin şu noktada alabileceği en fantastik karar Sauron’un kazanması ve inanır mısınız? Destekliyorum. Sauron ve Galadriel ikilisini de destekliyorum. Yazının başında da dediğim gibi, dizinin Tolkien’in kitaplarına uygunluğunu tartışmayı bırakalı çok oldu. Fakat özellikle ikinci sezonda bu konuda daha ısrarcı bir tutum sergilediklerini görebiliyoruz. Bu konuda takdir etmeliyiz en azından. Tolkien’in eserlerinin tamamına erişimleri olmasa da güzel nüanslar yakaladıkları bir gerçek. Sorun bu nüanslarla ne yapacaklarını bilememeleri. O yüzden ne olacaksa olsun diyor ve dizi senaristlerine çağrı yapıyorum.

Yasak aşk deyince Aşk-ı Memnu

Sauron ve Galadriel’in enerjisini harcamayın. Muazzam bir uyum, muazzam ton. Hep destek, tam destek. #Hadriel ya da #Sauriel etiketiyle kampanya yapmaya bile hazırım. Alternatif bir zaman akışı mı yaratıyorsunuz yoksa paralel bir evrende veya bir rüyada bu ikiliyi bir araya mı getiriyorsunuz ben orasını bilmem. Bir Aşk-ı Memnu olmasın mı şu dizide? Senaryodaki bunca sıkıntıyı göz ardı etmemin tek koşulu bu. Öte yandan dizinin mekan ve görsel tasarımının başarılı olduğunu da saklayacak değiliz. Öveceksek de övüyoruz. Eleştirilerimin bu denli içten ve sitemli olmasının sebebi Tolkien’in eserlerini fazlasıyla önemsememden kaynaklanıyor elbet. Dizinin başarılı olmasını da çok istiyorum. Bir hayran olarak hayal kırıklığına uğramaktan o kadar yoruldum ki. Umalım dizinin ikinci yarısı çok daha iyi olsun, Sauron ve Galadriel’in karşılaşması dağları yerinden oynatsın. Hikaye biraz daha hız ve tempo kazansın. Yaklaşan savaş sahneleri de merakımı cezbetmiyor desem yalan söylemiş olurum. Bu sezonu sevmeyi gerçekten çok istemiştim fakat şu ana kadar izlediğim bölümlerin hayal kırıklığını gönlümün kilitli kapılarının ardına gizledim. Yine de Charlie Vickers’ın gülümsemesi, Morfydd Clark’ın azmi ve Tolkien’in hatırı için izlemeye devam edeceğim. Tabii ki devam edeceğim. Deli misiniz?

Dadanizm sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin