Gıybet kazanı: Blake Lively ve Justin Baldoni arasında neler oluyor?
Ünlü söz yazarı Serdar Ortaç’ın da dediği gibi gıybet, çekemiyorlar bizi. Kıskanıyorlar bizi. Blake Lively ve Justin Baldoni’nin başrollerini paylaştığı It Ends With Us, bugün Türkiye’de vizyona girdi. Kuzey Amerika’daki ilk haftasında beklentinin üstünde bir gişe hasılatına ulaşan filmin hâlâ devam eden tanıtım çalışmaları, son ayların en şaşaalı dedikodularından birine ev sahipliği yapıyor. TikTok kasıp kavruluyor. Hem filmi izledim hem de ailenizin gossip girl’ü olarak dedikoduları anlatmaya geldim.

Blake Lively ve Justin Baldoni arasındaki ateşli tartışmayı konuşmanın zamanı geldi de geçiyor. Colleen Hoover’ın aynı adlı kitabından uyarlanan It Ends With Us’ın tanıtım çalışmaları ortalığı öyle bir karıştırdı ki dedikoduların önü arkası kesilmiyor. Bu konuya dair heyecanım çok yüksek çünkü bildiğiniz gibi popüler kültürün kölesiyim. Bu dedikodular, yüksek enflasyona karşı düşen hayat enerjimi az da olsa yerine getiriyor. Tüm dedikoduların perde arkasını anlatacağım merak etmeyin. Ancak önce kitaba göz atalım. Colleen Hoover, kadın-erkek ilişkilerini ağırlıklı olarak hegemonik bir perspektiften ele alan bir yazar. Kendisinin pek çok kitabını birkaç kez okuduktan sonra bu yorumu yapmakta sakınca görmüyorum. Beğendiğim bir çizgisi var diyemem fakat yetenekli olduğu aşikar. Kadın-erkek ilişkilerine bakış açısının muhafazakar yönünü keşfetmeyi de seviyorum. Türkçeye Bizimle Başladı Bizimle Bitti olarak çevrilen roman, Boston’da çiçekçilik yapan Lily Bloom’un aile içi şiddetten kurtuluş mücadelesini anlatıyor. Böyle havalı betimlediğime bakmayın, zira kitabın aile içi şiddete dikkat çekmeye çalışırken bu şiddeti yücelttiği de yaygın görüşler arasında.
Merhaba ben Serena van der Woodsen
Filmin yönetmenliğini üstlenen Justin Baldoni, kitabın bu yönünün farkında görünüyor. Blake Lively ise tanıtım çalışmaları kapsamında kadına yönelik erkek şiddetine vurgu yapan Baldoni’nin aksine filmi neredeyse bir romantik komedi gibi ele alıyor. Bu üzerine yorum yapabileceğim tek gerçek maalesef. Bunun dışında kalan tüm iddiaların spekülasyondan ibaret olduğunu belirtmekte fayda var. Justin Baldoni ve Blake Lively, hâlâ bir arada görünmemeye özen gösteriyor. Tek bir pozları dahi yok. Oyuncu kadrosu da sus pus inanır mısınız? Bir kişi de çıkıp ne olduğunu anlatmıyor. Kimse Justin Baldoni’yi Instagram’da takip etmiyor. Bu sırada ben Blake Lively’nin seyirciyi çiçekli kıyafetler giyip sinemaya gitmeye davet etmesinin iticiliğinden uzaklaşmaya çalışıyorum. İkilinin birbirine düşman kesilmesinin sebebine dair çok sayıda iddia konuşuluyor.

Filmin yapımcı koltuğunda da oturan Blake Lively’nin, filmin kreatif süreçlerine gereğinden fazla dahil olduğu söyleniyor. Kostüm tasarımından, müzik seçimine, hatta sahne yönetimine kadar. Dahası eşi Ryan Reynolds’ı da projeye çağırıp bir sahne yazdırıyor. Filmin prömiyerinde Ryan Reynolds ve Hugh Jackman’la pozunu da veriyor. Deadpool & Wolverine sinemalarda malum. Blake Lively’nin, bu şekilde Deadpool & Wolverine gişesine de katkı sağlamaya çalıştığı bir diğer kulis bilgisi. Filmin yönetmeni Justin Baldoni bu resmin neresinde? Ben göremiyorum. Varsa yoksa Blake, Blake’in kostümleri, Blake’in saçları… Bana fenalık geldi açıkçası. Blake Lively, gerçekten Serena van der Woodsen olabilir mi? Saç bakım markası Blake Brown’ın çıkışının filmin prömiyer tarihine denk gelmesi de başka bir pazarlama hamlesi.

Blake Lively ne yapıyor Firdevs Hanım? Zack Snyder’ın bununla ne ilgisi var?
Justin Baldoni hakkında da olumsuz iddialar dolaşıyor. Blake Lively’e set sırasında pek de hoş olmayan bir şekilde davrandığı iddialardan yalnızca biri. Üstelik konu giderek alevleniyor. Justin Baldoni, Johnny Depp’in Amber Heard davasında görevlendirdiği halkla ilişkiler uzmanını işe almış duyduğuma göre. Burnuma iyi kokular gelmiyor. Ay, kuzum neler oluyor Allah aşkına? Kim haklı, kim haksız inanın bizim de kafamız karıştı.
Ancak kesin olan bir şey var ki tüm bu tartışmalar filmin gişede beklenenin üstünde başarı sergilemesini sağladı. 25 milyon dolar bütçeye sahip olan filmin Kuzey Amerika’daki gişesi 50 milyon doları geçerken arkamıza yaslanıp masum düşünecek değiliz. Bu dedikoduların bilinçli bir iletişim kampanyası olduğunu iddia edeceğim. Buyurun! Blake Lively ve Justin Baldoni arasında gerçekten hiçbir tartışma yaşanmadığını, filmin konuşulması ve gişe başarısının sağlanması için bir dümen çevirdiklerini düşünüyorum. Dümen dediğime bakmayın, bu ve buna benzer iletişim stratejileri sık sık kullanılıyor. Don’t Worry Darling’i hatırlayın. Unutmayın. Burası Hollywood dostlar, her şey mümkün.
Bir diğer notumu da sizinle paylaşmalıyım. Filmin iki ayrı versiyonu olduğuna neredeyse eminiz. Söylenti o ki Blake Lively, başka bir video editörden filmin ”kendi versiyonunu” rica etmiş. Pes! Elimizde bir de Justin Baldoni’nin versiyonu var. Sinemada izlediğimiz hangi versiyon muamma. Zack Snyder sağ olsun, artık her şeyin bir versiyonu var. Yazarınız tabii ki filmi de izledi. Siz bu çileyi çekmeyin diye bu şanlı görevi ben üstlendim. Siz yanmayın diye ben yandım. Hayatımın iki saat 10 dakikasını bu filme verdim. Daha kötü filmler izlediğimi söyleyebilirim.

Senarist aranıyor
Filmin gerçekten iki ayrı kurgusu var mı bilinmez fakat gişedeki kurgunun sıkıntılı olduğu bir gerçek. Seyirci kendini sık sık şehir manzaralarının ve ağır çekimlerin olduğu sahneler izlerken buluyor. Diyalogların havada asılı kalması da cabası. Kurgudaki kopukluk, hikayenin içine girmek isteyen seyirci için başlı başına sıkıntı. Film, bir tiyatro edası taşıyor zira her sahne bir perde gibi. Sahneler arası geçişler yumuşak olsa da konu akışı kurguda ne yapacağını bilemeyen bir editörün elinde kesintiye uğruyor. Tabii arka planda neler olduğu belirsiz. Aile içi şiddet sahnelerinin çekim açısına bakarak titiz davrandıklarını söylemek mümkün. Film, Lily’nin karakterini bir mağdur olarak değil; bir savaşçı olarak ele alıyor. Hem filmin hem Blake Lively’nin vermek istediği mesaj belli: Şiddet seni tanımlamıyor. Ne var ki senaryo zayıf ve inceltilmiş; karakterin çatışması düz bir metinde kayboluyor. Colleen Hoover’ın kadın karakterlerinin de muazzam derinlikli olmadığı ortada.

Andrew Scott için adalet
Blake Lively’nin bu filmle Oscar’a yürüyebileceği iddiası da kulağımızın arkasında. Bu söylenti karşısında ne desem bilemiyorum. Şaşkınım. Bir filmin Oscar’a ulaşması yalnızca oyuncunun performansına bağlı olsaydı, Andrew Scott ilk Oscar’ını geçen yıl alırdı. Yeri gelmişken Andrew Scott için adalet çağrımı da yinelemek isterim. Brie Larson’ın benzer bir karakterle en iyi kadın oyuncu Oscar’ına layık görülmesi tesadüf değil. It Ends With Us’ın senaryosu da kurgusu da eşit oranda can sıkıcı. Jenny Slate, ekranda olduğu her dakika Blake Lively’nin performansının önüne geçiyor. Kuşkusuz ki oyuncu seçimine dair de bir sıkıntı var. Blake Lively’nin bu karakteri canlandırmak için doğru kişi olmadığına yönelik inancım ve fikrim baki. Seksi, iddialı ve tercihen kötü karakterlere hayat verirken farkını ortaya koyuyor.
Filmin kimi çevreler tarafından bir mağduriyet hikayesinden ziyade, kişinin kendi kimliğine ve hikayesine sahip çıkması üzerine bir manifesto olduğu savunulsa da bu savunma için daha güçlü bir metne ihtiyaçları var. Blake Lively ve Justin Baldoni arasındaki sular yakın zamanda durulur mu dersiniz? Temennim durulmaması yönünde. Biraz olay olsun, gıybet yapalım değil mi ama? Azıcık gıybet yapalım ya!