5 maddede dadandık: Haftalık popüler kültür raporu (15 – 20 Ekim)

Dadanizm newsletter duyuru (600 x 600 px)

Geçtiğimiz hafta dadandığımız ama çok tembel olduğumuz için yazmaya üşendiğimiz birkaç popüler kültür haberi…

1) Victoria’s Secret geri döndü!

Victoria’s Secret Fashion Show…2018 yılına kadar her yıl milyonlarca seyirciyi ekran başına toplardı. Simler, pullar, kanatlar, pembeler, kadın olmanın neşesi, ünlü şarkıcılar… Herkesi büyülemesin de ne yapsın? Ama bu büyülü dünyanın ardında (her zamanki gibi) karanlık işlerin döndüğü ortaya çıktı.


2016-2018 yılları arasında hem şovun izlenme sayılarında hem de markanın piyasa değerinde ciddi düşüş yaşandı. VS’ın Fenty, ThirdLove, Lululemon gibi rakip markalar karşısında güç kaybetmesi ve zamanının gerisinde kalması bunun başlıca nedenleri olarak gösterildi. Kadınlar artık süslü, push-up’lı sütyenlerden ziyade rahat ve sade sütyenleri tercih ediyor, hatta sütyen giymemek yaygınlaşıyordu. Markanın çeşitliliğe kapalı olması, trans veya büyük beden mankenleri bünyesine dahil etmemesi zaten hep tartışılıyordu. 2018 yılında markanın Pazarlama Direktörü Ed Razek, Vogue’a verdiği röportajda “Bu şov bir fantezi, bu nedenle trans veya büyük beden mankenlere yer vermemize gerek olmadığını düşünüyorum” şeklinde laflar etmişti. Marka sonradan özür dilese de olan olmuştu.

Bütün bu düşüşlerin ardından 2019 yılının şovu iptal edildi. Marka yaptığı açıklamada “Büyümek için gelişmeli ve değişmeliyiz. Bunu aklımızda tutarak, geleneksel Victoria’s Secret Fashion Show’u yeniden düşünmeye karar verdik” dedi. Böylece bir rebranding sürecine girildi.

2021 yılında Priyanka Chopra Jonas, Adut Akech, Eileen Gu gibi isimlerden oluşan marka elçilerini açıkladılar. Çeşitliliğe ne kadar önem verdiklerini göstermek adına, yaptıkları projeleri web sitelerinde yayınladılar. 2022 yılında model Sofía Jirau Instagram hesabında Victoria’s Secret’ın ilk Down Sendromlu modeli olacağı haberini paylaştı. Tabii tüm bu hamlelerin amacı para kazanmak ve düşen satışları artırmak. Yani kapsayıcılık ne kadar umurlarında tartışılır.

Bu arada 2022 yılında Hulu’da “Victoria’s Secret: Angels and Demons” belgeseli yayınlandı. Bu belgeselden de Victoria’s Secret markasının ardındaki karanlık dünyaya dair bilgiler edindik. En başta, Victoria Secret’ın sahibi Lex Wexner ile Jeffrey Epstein arasındaki bağlantı geliyor. 20 yıla uzanan bir iş ve arkadaşlık ilişkileri var. Öyle ki, Epstein hakkındaki ilk şikayeti yapanlardan biri olan görsel sanatçı Maria Farmer, Epstein’in kendisini Wexner’ın malikanesinde esir tuttuğunu söylüyor. Epstein davasında ifade veren bir kadın Wexner’ın da kendisine defalarca cinsel saldırıda bulunduğunu anlatıyor. Bunun yanı sıra şirket içinde ciddi bir taciz sorunu olduğu, kadın çalışanların sürekli olarak tacize ve hakarete uğradıkları anlatılıyor. Pazarlama Direktörü Ed Razek hakkında yapılmış pek çok taciz şikayeti var.

Ve geldik günümüze. 2024 yılında Victoria’s Secret şovu geri döndü. Marka geri dönüşünü taçlandıracak bütün tuşlara aynı anda basmış. Çeşitlilik deseniz var, Cher var, VS’in eski kraliçeleri var. Adriana Lima, Kate Moss, Tyra Banks gibi ilk nesil süpermodellerle, Gigi Hadid, Bella Hadid gibi isimler birlikte sahnedeydi. Barbara Palvin kamera arkasında “Önceden yemiyordum ama artık istediğim her şeyi yiyorum” gibi açıklamalarla beslenme bozukluğunun önüne geçmeye çalıştı. Şovu kimileri beğendi, kimileri beğenmedi.

Okuma önerisi – Victoria’s Secret için günahlardan arınma zamanı (Tabii eğer mümkünse)

İçinde kadınların olduğu her şeyi çok sevsem de, Victoria’s Secret markasının gözümdeki imajı bir türlü toparlanmıyor, yaptıkları hiçbir şey tat vermiyor. Patronların boğazlarına kadar pisliğe batmış olmaları, çalışanlara yapılan tacizler, işçilerin sömürülmesi, bunları unutmamız beklenmesin.

Ha bir de yere sim mim atılsaydı keşke, podyum çok boş değil miydi?

2) One Direction üyelerinden Liam Payne hayatını kaybetti.

Nereden bakarsanız bakın trajik bir ölüm. 31 yaşındaki genç şarkıcı Liam Payne, Buenos Aires’te konakladığı otelin balkonundan düşerek hayatını kaybetti. Olayın peşinden birçok açıklama yapıldı.

Sonradan ortaya çıkan bilgilere göre 16 Ekim akşamüstü otel çalışanları acil yardımı arayarak “alkol ve uyuşturucunun etkisinde, kaldığı odaya zarar veren” bir misafirlerinden dolayı endişeli olduklarını, yardım istediklerini söylüyorlar. Ardından Liam Payne’in balkondan düştüğü ve hayatını kaybettiği anlaşılıyor.

Haberi alan One Direction üyeleri çok üzgün olduklarına dair açıklama yaptılar. Grup önce One Direction hesabından ortak bir metin yayınladı. Ardından üyeler kendi sayfalarında üzüntülerini belirttiler.

Liam’ın ölümünün ardından eski nişanlısıyla ilgili meseleler de gündeme geldi. Maya Henry kısa bir süre önce Liam’ın ısrarlı takibine maruz kaldığını ve ondan şikayetçi olduğunu açıklamıştı. Maya’nın iddiasına göre ayrıldıklarından beri Liam sürekli farklı farklı numaralardan arayarak veya email yoluyla kendisine ulaşmaya çalışıyormuş. Sadece kendisine de değil, annesine ve arkadaşlarına da mesaj gönderiyormuş. Tiktok videosunda detaylı olarak anlatıyor.

@mayahenry

Replying to @marie anways sorry for the rant but things need to be addressed

♬ original sound – Maya Henry

Maya Henry, 2024 Mayıs ayında Looking Forward adlı bir roman yayınlıyor. “Gerçek olaylara dayalı bir kurgu” olarak ifade ettiği romanda Liam ile yaşadıklarını anlatıyor. Liam’ın ardından ise dikkatler Maya Henry’e yöneldi elbette; Liam’ı üzdüğü ve bu sonda payı olduğu gibi asılsız suçlamalara maruz kaldı Maya Henry.

@mayahenry

Link in bio! @The Internet is Dead @brittany @sameera

♬ original sound – Maya Henry

Liam’ın ölümünün intihar mı, kaza mı olduğu belirsizliğini koruyor. Ölümü savcılar tarafından şüpheli olarak değerlendiriliyor. Toksikoloji raporunun önümüzdeki günlerde çıkması bekleniyor. Nereden bakarsanız bakın trajik diyorum çünkü yine genç yaşta edinilen şöhret, piyasanın yıpratıcı dünyası, şiddet, alkol ve uyuşturucu sarmalı içerisinde yitip giden bir hayat var karşımızda.

3) Jerry Seinfeld “Aşırı Sol Komediyi Mahvetti” açıklamasından pişman olduğunu söyledi.

Gözyaşları içinde kabul edelim, sevgili Jerry Seinfeld pek de iyi yaşlanmadı.

Bari Weiss’ın Honestly podcastinde söyledikleri, aşırı-sol ve politik doğruculuk komediyi öldürdü gibi açıklamalar yapması nedeniyle pek çok eleştiri aldı. Bari Weiss’ın programında “dominant masküleniteyi özlüyorum” demişti. Özlersin tabii Jerry. 90’lı yıllarda 38 yaşındayken, o zamanlar 17 yaşında olan Shoshanna Lonstein Gruss ile ilişki yaşıyordu. İlişkilerinde dominant kişi olmayı, karşısındakini rahatça manipüle etmeyi özlüyor herhalde.

Aynı röportajda “üzerinde anlaşmaya varılan hiyerarşinin buharlaştığını” ve “insanlar olarak kendimizi bu şekilde rahat hissetmediğimizi” söylüyor. “İnsanlar”dan kastı “erkekler” olmalı. Hiyerarşik bir düzende kim kendini rahat hisseder ki? Ancak tepedekiler. Bunu düşünebilmesini geçtim, bu kadar rahat söylemesi oldukça ilginç. Güçlü ve yaşlı erkek körlüğü diyebilir miyiz?

The New Yorker Radio Hour’a verdiği röportajda da “aşırı sol ve politik doğruculuk saçmalığı” yüzünden televizyonda izleyecek eğlenceli şeyler kalmadığını söylüyor, “İnsanlar diğer insanları rahatsız etme konusunda çok endişeleniyorlar” diyor.

@newyorker

On a new episode of The New Yorker Radio Hour, Jerry Seinfeld talks with David Remnick about his new film on the history of Pop-Tarts, the changing norms in comedy, and turning 70. Listen to their full conversation at the link in our bio. #jerryseinfeld #unfrosted #podtok

♬ original sound – The New Yorker

Komedide oto-sansür, politik doğruculuğun komediye etkisi, kara mizah, komedi “ne kadar ileri gidebilir” gibi sorular sorulabilir, tartışılabilir. Bunu “politik doğruculuk saçmalığı” diye ifade etmek ve rahatı kaçtığı için insanlığın kazanımlarından şikâyet etmek ancak ayrıcalıklı insanların yapacağı bir şey diye düşünüyorum.

Geçtiğimiz günlerde Jerry bu sözünden geri adım attı. Komedyen Tom Papa ile yaptığı Breaking Bread podcastinde, söylediklerinden pişman olduğunu ve sözlerini geri aldığını ifade etti. “Söylediğim şey doğru değildi” dedi açıkça.

Yine aynı yayında “dominant maskülenite” ifadesiyle ilgili de “harika bir ifade olmamış, demek istediğim şey ‘büyük kişilikleri’ özlediğimdi”, “Çocukken Muhammed Ali, Sean Connery’ye bakardım ve onlar gibi olmak, böyle bir otorite, bir stil edinmek isterdim” dedi. Kastettiği şeyin ‘toksik maskülenite’ olmadığını vurguladı. Ama Jerry, bir otorite olmak, zaten toksik maskülenitenin önünü açıyor, gücü eline alan hemen hemen herkes güç zehirlenmesi yaşıyor. Hiyerarşi ve dominantlık istemiyoruz, eşitlik istiyoruz eşitlik.

Neyse en azından geri adım atıp, söyledikleri üzerine biraz düşünmesi bile güzel bir şey. Nelere şükreder olduk böyle.

4) One Tree Hill dizisinin yıldızlarından Bethany Joy Lenz, 10 yıl boyunca parçası olduğu tarikatı ve buradan nasıl kurtulduğunu anlattı.

2000’li yılların başında genç olanların bağımlısı olduğu bir gençlik dizisiydi One Tree Hill. Dizinin yıldızlarından Bethany Joy Lenz, geçtiğimiz günlerde “Call Her Daddy” adlı podcast kanalına konuk oldu. 10 yıl boyunca bir tarikata üye olduğunu ve buradan nasıl kurtulduğunu anlattı. Oyuncunun başından geçenleri anlattığı Dinner for Vampires: Life on a Cult TV Show (While also in an Actual Cult!) adlı kitabı da 22 Ekim’de piyasaya çıkıyor.

Bethany, One Tree Hill çekimleri boyunca ikili bir hayat yaşadığını; kariyerinin, banka hesaplarının, hayat tercihlerinin bu tarikat tarafından kontrol edildiğini anlatıyor.

Bethany’nin Call Her Daddy podcast’inde anlattığına göre, bu grupla ilk olarak 20’li yaşlarının başındayken arkadaşıyla birlikte gittiği bir dini bir toplantı sırasında (Bible study) tanışıyor. “Aidiyet arıyordum” diyor, “Los Angeles’a yeni taşınmıştım ve aidiyet hissedebileceğim bir topluluk arayışındaydım.”

Her şey normal giderken gruba Bethany’nin “Les” dediği bir papaz dahil oluyor. Kilisesi olmayan bir papaz olan Les, grupla giderek daha çok zaman geçirmeye, grubu kontrol etmeye başlıyor. Bethany, her şeyin çok yavaş ilerlediğinin altını çiziyor. Sunucu Alex Cooper burada güzel bir noktaya değiniyor. “Kimse kapıdan girdiği gibi insanları kontrol etmeye başlamaz. Manipülasyon böyle bir şey zaten. Her şey çok yavaş olur ve ne olduğunu anlayamayız” diyor.

Tarikatlar öncelikli olarak bireyleri ailelerinden koparmaya çalışırlar. Bethany üyesi olduğu tarikatta da benzer bir durum olduğunu söylüyor. Öncelikle “bio-family” kelimesi çok sık kullanılıyormuş. Yani “biyolojik bir ailen olabilir ama ‘gerçek’ ailen biziz” demek istiyorlarmış. Bethany bu ifadenin başta kulağına çok normal geldiğini söylüyor. Çünkü diyor; “hepimiz arkadaşlarımız hakkında böyle şeyler söyleriz, arkadaşlarım benim seçilmiş ailem deriz.”

Tarikatta yapılan sohbetler sırasında sık sık ailelerinden bahsediyorlarmış. Ailevi herhangi bir sorundan bahsedildiği zaman “Ailenle konuşurken dikkatli ol, sen ruhani olarak farklı bir noktadasın, seni anlamazlar” gibi telkinlerde bulunuyorlarmış. “Sınırlarını korumalısın” gibi, aslında kulağa çok doğru gelen cümleler kullanıyorlarmış. Babası sürekli olarak Bethany’nin bir tarikatta olduğunu, onun için endişelendiğini söylüyormuş. Tarikat bunun üzerine “Baban toksik bir insan ve onunla iletişimini kesmelisin” demiş. O esnada Bethany birkaç yıldır tarikattaymış ve ailesinden çok onlara güveniyormuş. Bu yüzden babasıyla iletişimi kesmiş ve altı yıl boyunca konuşmamış.

Bethany bir süre sonra tarikat liderinin oğluyla evleniyor. Evlendiği kişiyle (kitapta QB olarak bahsediyor) entelektüel olarak uyuşmuyorlarmış ve hiç ortak noktaları yokmuş. Ancak “Çok seçeneğim yoktu, Hıristiyan olmayan biriyle evlenemezdim” diyor. Evliliğinde oldukça mutsuz olmuş. Cinselliğe zorlanmış, fiziksel şiddet görmüş.

İşin ilginç yanlarından biri, bütün bunlar olurken Bethany, One Tree Hill dizisinde oynuyormuş. Zaten tarikattaki herkesin oldukça iyi kariyerleri varmış. “Hiçbirimiz aptal değildik. Ormanın içinde kapalı bir yerde yaşamıyorduk. Çalışmamıza izin verilmesi bağımsızlık sanrısı yaratıyordu” diyor. Ama tarikat Bethany’nin kariyerini kontrol ediyormuş. One Tree Hill’de edindiği şöhretle birlikte kendisine pek çok başka rol teklif edilmiş ama onları reddetmek zorunda kalmış. Tarikat Bethany’nin diziden kazandığı parayı da alıyormuş.

Tabii tarikat liderleri çalışma arkadaşlarına güvenmemesi ve onlardan uzak durması konusunda uyarıyorlarmış. Bethany de çalışma arkadaşlarına mesafe koyduğunu söylüyor. “İstismar ilişkisinde olanlar beni iyi anlayacaktır, başka birinin fikrini almayı, ilişkinizi yargılamasını istemezsiniz. Böyle ilişkilerde olanlar istismarı saklarlar. Çünkü o zaman bu ilişkiyle farklı bir şekilde baş etmem gerekir” diyor. Podcast’in sunucusu Alice “Bir şeylerin yolunda gitmediğinizi bilirsin ama işin içine o kadar gömülmüşsündür, insanların anlamayacağını düşünürsün” diyerek ekleme yapıyor. Bethany de bunu onaylıyor: “Sette insanlarla birlikteyken, onlardan üstün olduğumu, onların anlayamayacağı bir şeye sahip olduğumu düşünürdüm” diyor. Ama ekip arkadaşlarının kendisinin bir tarikatta olduğunu anladığını düşünüyor. Hatta bir gün Tyler Hilton açık açık “Sen tarikatta mısın?” diye sormuş. Ama o dönemki düşüncesi “Hayır değilim, siz bunu anlayamazsınız” şeklindeymiş.

One Tree Hill dizisi bittikten sonra Bethany acı içinde yaşadığını fark ediyor ve terapiye başlıyor. Maddi manevi bağımlı hale getirildiğini, evliliğinde şiddet gördüğünü anlıyor. Terapisti, bir tarikat içinde olduğunu kabul etmesini sağlıyor.

Eşinden boşanıp tarikattan ayrılmaya karar verdikten sonra oradaki herkesin kendisine düşman kesildiğinden bahsediyor. Maddi açıdan da çok zorlu bir süreç yaşamış. Kızının velayetini almak ve boşanabilmek için davalarla uğraşmış. One Tree Hill dizisinden kazandığı bütün parayı kaybetmiş. İstismar ilişkisinden çıkmanın bu açıdan da çok zor olduğunu söylüyor çünkü maddi ve manevi şekilde bağımlı oluyorsunuz diyor. “Öbür ay kirayı nasıl ödeyeceğim? Tarikattakiler dışında hiç arkadaşım yok.” Kafasından sürekli olarak bunlar geçiyormuş.

Bu tarikatların (veya istismar ilişkisi de diyebiliriz) insana sürekli olarak “sahip olduğun tek kişi benim, diğer kimse seni sevmiyor, seni anlamıyor” şeklinde telkinlerde bulunduğundan bahsediyor. Ama bu ilişkiden çıktığın anda yalnız olmadığını, sana yardım etmek için bekleyen bir sürü insan olduğunu görüyorsun “Bu en büyük sürpriz ve hediye” diyor Bethany.

Podcasti mutlaka dinlemenizi öneririm. Sunucu Alice Cooper’ın tespitleri ve katkılarıyla birlikte konu yalnızca tarikat olmaktan çıkıyor. Çünkü “tarikat” dediğimizde bu yapıların bizden çok uzaklarda olduğunu düşünüyoruz. Ancak pek çoğumuz kendisini “istismar” ilişkisi içinde bulabiliyor. Bethany’nin anlattıkları, bu tip bir ilişkiden kurtulmak isteyenler için de oldukça yüreklendirici. Özetle “Utanmayın ve yaşadıklarınızı paylaşın” diyor.

5) Smile II filmi vizyona girdi!

Smile I filmi çok beğenilmiş, gişede de büyük başarı kazanmıştı. 13 milyon dolar bütçeyle çekilen film 217 milyon dolar hasılat yapmıştı. Tabii bu başarıyla bir devam filmi kaçınılmaz oldu. Smile II filmi 18 Ekim Cuma günü vizyona girdi. Filme dair ilk yorumlar olumlu. İlk filmin de yönetmeni olan 37 yaşındaki genç yönetmen Parker Finn’in geleceği parlak görünüyor.

Devam filminin ana karakteri Skye Riley bir pop yıldızı. Dünya turuna çıkmaya hazırlanırken birinci filmde gördüğümüz doğa üstü lanetle mücadele etmeye başlıyor ve geçmişindeki travmalarla yüzleşiyor (olmazsa olmazımız).

Filmde Jack Nicholson’ın oğlu Ray Nicholson da oynuyor. Ray’in filmdeki gülüşü, Jack Nicholson’ın The Shining filmindeki ikonik gülüşüne benzetildi. Smile adlı bir filmde Ray’i oynatmak iyi bir fikir.

Dadanizm sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin