Vampir – kurt adam – mafya – liseli kötü çocuk: Kötü çocuk aşkı neden çok okunuyor?
Wattpad romanı olarak literatüre geçen romantik hikayeler, ülkemizde ve dünyada milyonlarca genç tarafından okunuyor. Wattpad erkekleri denildiğinde hepimizin aklına ilk önce kurt adam-vampir-mafya-liseli kötü çocuk geliyor. Bu romanların en çok okunanlarına baktığımızda da karşımıza hep kaba, az konuşan, gizemli, sert kötü adam ile ona sevgisini vermeye (ve onu kurtarmaya) hazır, kendini bütünüyle bu adama teslim etmiş güzel kadının aşkı çıkıyor. Neden diye sormaktan kendimizi alamıyoruz: Bu kötü çocuklar neden seviliyor? Evet, bu yazımızda kötü çocuk romanslarına dadandık.
21. yüzyılın genç yetişkin romantik kitaplarına kötü çocuk arketipi damga vuruyor. Edebiyatta, sinemada “kötü çocuk” arketipi hep çok sevilmiştir, malum. James Dean’in oynadığı karakterler, Danny Zuko, Han Solo, Patrick Verona, John Bender… Bir sürü örnek verebiliriz. Özgüvenli, esprili, isyankar, baskın, maceraya çağıran erkek tipleri bunlar. Ama Wattpad’in kötü çocukları bunlardan biraz daha farklı.

Temmuz 2018’de Wattpad’de ‘‘mafya’’ etiketli 12.5 bin, ‘‘zoraki evlilik’’ etiketli 29.3 bin, ‘‘kötü çocuk’’ etiketli 7.7 bin hikaye bulunduğu tespit ediliyor.
Bu hikayelerin erkek karakterleri duygusal olarak müsait olmayan (yani duygusal olarak gelişmemiş), birçok yönden uygunsuz erkekler oluyor. Bazen lisenin kötü çocuğu, bazen mafya, bazen kurt adam, bazen iş adamı olarak karşımıza çıkıyorlar. Ama hepsinin temel özellikleri birbirine benziyor. Romantik ilişkiye kapalı, duygularını (başta) ifade edemeyen, tehlike sinyalleri veren, karanlık, geçmişi sırlarla dolu AMA esas kızımıza karşı zaafı olan bir adam. Ha bir de çok yakışıklı ve zengin olduklarını da söylememe gerek yok herhalde.
Yasak aşk ve “düşmandan aşığa” gibi klişeler üzerinden yürüyen bu hikayeler, romantik anlatıları daha karmaşık ve yoğun bir hale getiriyor. Bu aşk üzerinden etik, ahlaki sınırlar aşılıyor. Erkek karakter kadına açılmıyor, ondan bir şeyler gizliyor, kadının itaat etmesini bekliyor, onu ‘koruma’ kisvesi altında kontrol ediyor, hatta kimi hikayelerde şiddet uyguluyor. Kadın ise saf, temiz kalpli. Hayatını adamın ellerine teslim etmiş bile. Sonunda elde edeceğine inandığı bir “ödül” için türlü türlü fedakarlıklarda bulunuyor. Bu ödül genelde evlenmek ve çoluk çocuğa karışmak oluyor.
Peki bu mafyalar, vampirler, zalimler birer aşık olarak kadınları neden cezbediyor olabilir?
Anti kahramanlar da okura ve seyirciye her zaman çok ilgi çekici gelmiştir. Bir yandan alışılageldik kahramanlar gibi davranan ama kusurlu nitelikleri olan kahramanlardır. Seyir zevkleri yüksektir. Okuru, seyirciyi en derin, karanlık ahlaki normlarıyla yüzleştirirler. Bu kötü çocuk romanslarında da ana karakter erkek bir anti kahramandır. Tabii diğer anti- kahramanlardan farklı olarak, romantik hikayelerdeki erkeklerin hikayenin sonunda (aşkla birlikte) iyileşip, iyi karaktere dönüşmesi beklenir. Bir şekilde çok iyi bir eş veya babaya dönüşüverirler.
Nedenlere gelirsek, en başta “yasak olanın cazibesi” diyebiliriz. Ailelerin onaylamayacağı, her yönüyle “aman uzak dur” mesajı veren bir adama çekilme durumudur. Kurallarla büyüyen genç kadın, bunları yıkarak “iyi kız” olmanın baskısından kurtulmaya çalışır. İlişki bir tehlike arz eder ve tehlikenin heyecanı okuru cezbeder. Tıpkı korku filmi izlemekten haz almak gibi, okur güvenli bir mesafeden tehlikenin heyecanını deneyimler. Sırlarla dolu gizemli bir adam, ana karakteri ve okuru bu düğümü çözmeye çağırır. Okura korku ve hayranlıkla karışık bir duygu fırtınası yaşatır. Kötü adam – iyi kadın çatışması hikayede yüksek tansiyon yaratır.
Bu kötü çocuklar, ana karaktere ‘biricik olma’ hissi yaşatır. Ana kadın karakter çoğunlukla sıradan bir genç kızdır. Tabii çok güzeldir ama farkında değildir, çok iyi niyetlidir falan filan. Okur da kolaylıkla bu ana karakter kadınla özdeşleşir. “Kimseyi sevmeyen bu adam beni seviyor”, “herkese kötü davranıyor ama bana zaafı var” diye düşünür hem ana karakter hem de okur. Bir de “kurtarıcı kompleksi” var elbette. Bu hikayelerde ana kadın karakter (ve okur) kendini kurtarıcı gibi hisseder. İyi kız, kurtarılamaz olarak görünen, yaralı, bozuk adamı düzeltir, iyileştirir, hayata döndürür.
Bu “kurtarıcı kadın” miti de edebiyatın, sinemanın kadınlara büyük kazıklarından biridir. Hollywood bu “kötü çocuk” imajını yıllarca allayıp pulladı. Erkeklerin patriyarkadan aldıkları güçle yaptıkları şeyleri başka nedenlere bağlamaya çalıştı. “Aslında çok iyi biri ama ailesi…”, “aslında altın gibi bir kalbi var ama yaralı…” Her travması olan bunu başkasına eziyet ederek mi çıkarıyor? Hayır. O zaman erkeğin neden travmalarından dolayı kadına eziyet etme hakkı doğuyor? Uzun süre bu zırva hikayeleri dinledik durduk. Üstüne bir de bu adamların kurtarılabileceğine inandırıldı kadınlar. Yeterince sevgi, ilgi ve şefkat verilirse kötü çocuklar düzeliveriyordu. Ne büyük zaman kaybı…
Tüm nedenler bunlar değil elbette. Yakın dönemde Wattpad romanları üzerine pek çok sosyolojik, psikolojik inceleme yapılmaya başlandı. Sosyologlar Türkiye’de en çok okunan Wattpad romanlarının, ülkenin siyasi iklimiyle bağlantılarını da inceliyorlar. Örneğin Tuğba Sivri’nin “Wattpad roman(s)larına feminist eleştirel bir bakış” başlıklı doktora tezine göz atabilirsiniz. Bu oldukça kapsamlı ve detaylı incelemeye muhtaç bir konu.

Bir kaçış aracı olarak romantik edebiyat
Kötü çocuk masallarını eleştiriyoruz elbette ama romantik hikayelerin hayatımızda önemli bir yeri var. Hiçbir dönemde kimseye yaranamamış bir tür olsa da oldukça önemli. Kadınlar için bir katarsis ve kaçış aracı. Romantik edebiyatın kökenleri çok eskiye dayanıyor ve her dönemde ağırlıklı olarak kadın okurlar tarafından tercih ediliyor. Sanayi Devrimi sonrasında her zamankinden daha popüler hale geliyor. Burjuva kadınları için sıkıcı ev içi hayattan kaçabilecekleri, hayatlarını renklendiren ve fantezilerini yaşayabilecekleri bir katarsis aracına dönüşüyor. Evliliğinde hapsolmuş mutsuz ve umutsuz bir kadın, pembe dizilerle başka bir dünyaya kaçıyor.
18. yüzyılda İngiltere’deki edebiyat eleştirmenleri de duygusal romanların okunmasını tehlikeli buluyorlardı. Bu türdeki romanları okuyan genç kızların, sıradan bir erkeği ve evlilik hayatını çekici bulmayarak tutkularının peşinden gitmelerine neden olabileceği korkusu vardı. Detaylı bilgi için Leo Löwenthal’in Edebiyat, Popüler Kültür ve Toplum kitabına bakabilirsiniz.
Romantik edebiyatın kimi durumlarda bir başkaldırı olarak okunabileceğini savunanlar da var. Örneğin edebiyat eleştirmeni Janice Radway’in romantik edebiyat üzerine bir çalışması var. Reading Romance: Women, Patriarchy and Popular Literature (1994) adıyla yayımlanan kitabında Radway, çoğunluğu evli ve çocuklu, aşk romanı okuru 42 kadınla bir çalışma yapıyor. Bu çalışma bireysel soru-cevaplar, grup tartışmaları, yüz yüze mülakatlar ve bu kadınların birbirleriyle olan iletişimlerinin gözlemlenmesi ile yürütülüyor.
Radway, çalışmasına başlamadan önce aşk romanlarına karşı önyargılı olduğunu ve onların ataerkil ideolojisini onaylamadığını söylüyor. Ancak yürüttüğü çalışma neticesinde aşk romanlarını okumanın kadınlar için ufak çaplı bir protesto olduğunu düşünmeye başlıyor. Kadınlar aşk romanlarını gündelik hayatlarının baskısından kurtulmak, hayatlarında eksik olan ilgiyi ve sevgiyi roman kahramanlarında bulmak için okuduklarını söylüyorlar. Radway’e göre romantik edebiyat, yalnızca ilginç bir hayat partneri bulmak üzerine bir fantezi değildir; esas olarak ilgilenilmek, sevilmek ve kabul görmek arzusuyla ilgilidir. Kadınların, kadın olarak hayattan ve erkeklerden beklentileri, aşk romanları üzerinden yeniden tanımlanmaktadır. Burada erkek karakterin nasıl bir erkek olduğu sorusu büyük önem kazanıyor elbette.
Sorun da burada başlıyor.
Genç kızların (özellikle de muhafazakar çevrelerde büyüyenlerin) seksüel enerjisini bu tip fantezilerle dışarı atması olumlu bir şey olarak görünebilir. Romantik hikayeler en çok bu işe yarar. Okumak ve yazmak, içte biriken baskılanmış enerjinin atılmasını sağlar ve iyileştirir. Ama kötü çocuk hikayeleri, özellikle de Türkiye gibi erkek şiddetinin çok yoğun yaşandığı ülkelerde istismar edilmeye çok açık. Yanlış anlaşılmasın, sorumluluğu kadına yükleme amacında değilim. Bu tip durumlarda “kadınlar böyle erkeklerle birlikte oluyor, böyle erkekleri seçiyor” diyerek suç yine kadına yükleniyor. Erkekler böyle olmasın diyorum en başta. Ama bu bir kısır döngü. İki taraf da birbirini besledikçe, şiddet döngüsü kırılamıyor maalesef.
”Altın kalpli yaralı kötü adam”
Bu kötü adam romanları erkek şiddetini, manipülasyonu, istismarı onaylıyor ve yeniden üretiyor. Romanlarda “aşka kapalı çünkü travmalı ama yeterince sevilirse açılacak, geçmişi karanlık ama altından adamın suçsuz olduğu bir hikaye çıkan, kaba saba ama aslında altın gibi bir kalbi olan, şiddet uygulayan ama bunu istemeden yapan” gibi paketlerle önümüze sunulan bu adamlar koca bir yalandan ibaret. Gerçek hayatta duygusal olarak gelişmemiş erkek terapiye gitmelidir. Onu iyi etmek bir kadının görevi değildir. Geçmişi karanlıksa altından türlü türlü pislik çıkar, saldırgan bir insanın ‘aslında’ altın gibi bir kalbi yoktur, şiddet şiddettir ve kabul edilebilir hiçbir yanı yoktur.
Bu hikayelere en çok (ve en şiddetlilerine) Wattpad adlı internet sitesinde rastlıyorduk. Herhangi bir açıklama yapılmadan Wattpad ülkemizde kapatıldı. Bu romanların şiddet veya cinsellik içermelerinden dolayı “Wattpad kapatıldı, iyi oldu” şeklinde düşünenler de oldu. Bu romanları eleştirebiliriz ama kapatmayı, sansürlemeyi savunamayız. Yasaklama, baskılama çözüm değildir.
İlk olarak feminizmin gençler tarafından benimsenmesini sağlamak gerek. Medyanın bu “Aman efendim feminizm de uçlara gitti”, aman sjw, yok tradwife, “ben feminist değilim çiğ ciğer yiyorum”, “feminist değilim çiçekli elbiseler giymek istiyorum” saçmalıklarına inanmamak gerek.
Hepimiz ergen olduk. Abuk sabuk erkeklere tutulduk. Hatalar yapmak gençliğin şanındandır. Düzgün şeyler okudukça izledikçe biraz daha bilinçlendik. Wattpad romanlarının okunması engellenemez. Kötü adamları güzelleyen romanların neden, hangi açılardan yanlış ve korkunç olduklarını üstüne basa basa vurgulayabilir ve bu gerçeği gençlerin kendilerinin görmelerini sağlayabiliriz ancak. Yasaklarla, sansürlerle, kişilere “şunu yap bunu yapma” denilerek hiçbir yere varılamadığı, yüzyıllar boyunca tekrar tekrar denenerek kanıtlanmadı mı zaten?