CGI’sız eski usul bir cadılık: The Odyssey sonrası Samantha Morton’a dadandık

Dadanizm newsletter duyuru (600 x 600 px)

Christopher Nolan’ın The Odyssey filmi vizyona girdiğinden beri başka bir şey konuşamaz olduk; neticede sadece sinema gündeminin değil, popüler kültürün de tam orta yerine yerleşen bir yapım var karşımızda. Ve üzerine kafa yorduğumuz her saniyeyi de sonuna kadar hak ediyor. Homeros’un binlerce yıllık eserini, ince ince işleyerek beyazperdeye taşıyan Nolan, yalnızca Odysseus’un hikayesini yeniden anlatmıyor; destanı, mitolojiyi ve sinemanın sınırlarını yeniden düşünmeye de davet ediyor.

Filmle ilgili en çok konuşulan şeylerden biri de elbette yıldızlarla dolu kadrosu. Matt Damon, Tom Holland, Zendaya, Robert Pattinson, Anne Hathaway… Ama filmin ardından yayımlanan eleştiriler ilginç bir noktada buluşuyor. Pek çoğuna göre filmin en unutulmaz performanslarından biri, yalnızca birkaç sahnede gördüğümüz Samantha Morton’a ait. Los Angeles Times’ın ifadesiyle Morton, “filmden rol çalıyor.” Sosyal medyada dolaşan yorumlar da aynı fikirde. Morton’ın canlandırdığı CGI kullanmadan, alın teriyle(!) büyü yapan Kirke, ekranda uzun süre kalmıyor belki ama filmin ardından hafızada en çok yer eden karakterlerden biri haline geliyor.

İşin ilginç tarafı ise şu: Samantha Morton için bu bir “keşfedilme” hikayesi değil. Yıllardır sinema ve televizyon dünyasının büyük saygı duyduğu bir oyuncunun nihayet çok daha geniş bir izleyici kitlesiyle buluşması diyelim…

Evet, biz zaten filmi izledikten sonra iyice büyülenmiştik Samantha Morton’ın performansından da (‘büyülenme’ kelimesini filme gönderme olarak kullanmadık bu arada) Christopher Nolan’ın kendisi hakkında söyledikleriyle birlikte iyice yer etti zihnimizde… Nolan, Samantha Morton’ın sette yarattığı etkinin kendisine Heath Ledger’ın The Dark Knight’taki performansını hatırlattığını söylüyor; çekimlerden birinin ardından ekibin Morton’ı ayakta alkışladığını, sette en son benzer bir atmosferin Heath Ledger’ın o meşhur performansı sırasında yaşandığını anlatıyor. Ledger’ın performansının izleyici üzerindeki etkisi de malum zaten…

Morton ise bu deneyimini röportajlarında büyük bir heyecanla anlatıyor. Hatta Vanity Fair’e verdiği röportajda çekimleri “neredeyse dini bir deneyim” olarak tanımlıyor. Başka bir söyleşide kullandığı ifade de benzer bir duyguyu taşıyor: Kirke rolü, kariyerinin yeniden doğuşu gibi.

Sessizce inşa edilen bir kariyer

Samantha Morton hiçbir zaman klasik anlamda bir Hollywood yıldızı olmadı; zaten öyle görünmeye de çalışmadı. Kariyeri boyunca kırmızı halılardan çok karakterlerin peşinden gitmeyi seçti. Sweet and Lowdown ve In America ile Oscar adaylıkları kazandı; Steven Spielberg’in Minority Report’unda, Jonathan Glazer’ın Under the Skin’inde ve son yıllarda The Serpent Queen ile The Walking Dead’de iz bırakan performanslara imza attı. Şöhretinden çok çalışma disipliniyle, görünürlüğünden çok karakter yaratma becerisiyle öne çıkan isimlerden biri. Rolün büyüklüğü değil, karakterin derinliği önemli onun için. Belki de The Odyssey sonrasında yaşananları bu yüzden bir yükseliş hikayesi olarak değerlendirmek doğru değil. Daha çok, gecikmiş bir takdir… Hollywood’un zaten çok iyi tanıdığı bir oyuncu, bu kez ana akım seyircinin de radarına girmiş durumda.

The Odyssey’e geri dönecek olursak…

Samantha Morton, Kirke’yi canlandırırken ilk yaptığı şey karakteri “cadı” olarak düşünmeyi bırakmak olmuş. Yine Vanity Fair’de yayınlanan röportajında, onu tek bir sıfatla tanımlamanın mümkün olmadığını söylüyor. Circe’yi aynı anda anne, kız kardeş, büyükanne, genç bir kadın ve bilge biri olarak düşündüğünü anlatıyor. Bir sahnede 16 yaşındaki bir genç kızın kırılganlığıyla, bir diğerinde 90 yaşındaki bir kadının bilgeliğiyle oynadığını söylüyor. Yaşını ve kimliğini sabitlemek yerine, karakterin bütün bu hâllerini aynı bedende taşımaya çalışmış.

Okuma önerisi – Eve dönüşün bu kadar zor olacağını kim bilebilirdi?: The Odyssey’de anlatılan bütün hikayeler

Bu yaklaşım, Nolan’ın yorumuyla da örtüşüyor. Homeros’un metnindeki Kirke daha çok Odysseus’un yolculuğunda karşısına çıkan güçlü bir tanrıça olarak dururken, filmde çok daha insani bir yere çekiliyor. Erkekleri domuza dönüştüren büyücü olmasının ötesinde, uzun süredir yalnız yaşayan, adasına gelen erkeklerden korkmak için de haklı sebepleri olan bir kadın görüyoruz. Komik de… Belki de filmin tek esprisi ondan çıkıyor. Nolan’ın bu sahneyi daha karanlık ve daha kısa kurmasının nedeni de biraz bu; Kirke artık baştan çıkaran bir figür değil, sınırlarını koruyan biri. Morton’ın performansının bu kadar konuşulmasının nedeni de yalnızca birkaç dakikalık ekran süresi değil. Karakteri bir mitolojik arketip olarak değil, bugün de var olabilecek bir insan gibi oynaması.

@four.nine

The most humble response ever 😭 Samantha Morton getting the flowers she deserves. We love to see it 💗 THE ODYSSEY OPENS IN CINEMAS EVERYWHERE ON JULY 17, 2026 🌊 #theodyssey #christophernolan #samanthamorton #behindthescenes #thedarkknight

♬ original sound – fournine

Christopher Nolan’ın kurduğu dünya

Morton’ın röportajlarında tekrar tekrar döndüğü başka bir konu da Christopher Nolan’ın çalışma biçimi. Kirke’nin askerleri domuza dönüştürdüğü sahnelerde neredeyse hiç CGI kullanılmadığını özellikle vurguluyor. Bunun yerine makyaj, dekorlar ve kamera içinde gerçekleştirilen efektler tercih edilmiş. Morton bunu “insan yaratıcılığı” olarak tanımlıyor ve yıllar önce bir sihirbazın asistanı olarak çalışmasının bile bu sahneyi kurarken işine yaradığını anlatıyor.

Bu tercih yalnızca teknik sebeplerden ötürü değil; Morton’a göre oyuncunun gerçekten dokunabildiği bir dünyanın içinde olması, performansı da değiştiriyor. Sis gerçekten varsa, kostümler gerçekten üzerindeyse ve dönüşüm sahnesi gerçekten gözünün önünde gerçekleşiyorsa, oyuncunun buna verdiği tepki de başka oluyor. Belki de bu yüzden Kirke’nin büyüsü bilgisayar efektlerinden çok Morton’ın beden dilinde, ritminde ve bakışlarında hissediliyor.

Hayatın öğrettikleri

Samantha Morton, oyunculuk üzerine konuşurken teknikten çok gözlemden de söz ediyor. Bunun nedeni biraz da hayat hikayesi… O yüzden geçmişine de hızlıca dönmemiz gerekecek.

Çocukluğu koruyucu ailelerde ve bakım evlerinde geçmiş; 10’dan fazla farklı aileyle yaşamış, 14 yaşında evsiz kalmış. Los Angeles Times‘a verdiği röportajda, bugün bulunduğu yere gelmesini hâlâ “biraz sihir, biraz sevgi” diye açıklıyor. Oyunculuğunu şekillendiren şeyin ise okullardan çok karşılaştığı insanlar olduğunu söylüyor.

Belki de bu yüzden Morton’ın oyunculuğu hiçbir zaman büyük jestlere yaslanmıyor. Karakterlerini açıklamak yerine hissettiriyor. Bir bakışın, yarım kalan bir cümlenin ya da uzun bir sessizliğin anlatabileceklerine güveniyor. Kirke’nin akılda kalmasının nedeni de biraz bu. Karakter gösterişli olduğu için değil; Morton onu gerçek biri gibi gözlemlediği için.

Gecikmiş ama hak edilmiş

The Odyssey, Samantha Morton’ın ilk büyük performansı değil. Ama uzun yıllardır sinema dünyasının çok iyi bildiği bir gerçeği daha geniş bir izleyici kitlesine yeniden hatırlatmış olabilir. Bugün Samantha Morton hakkında yazılan yazılar yalnızca Kirke’yi konuşmuyor. Aynı zamanda 30 yılı aşkın süredir sessizce çalışan, iki Oscar adaylığına rağmen hiçbir zaman yıldız sisteminin merkezine yerleşmeyen bir oyuncunun neden meslektaşları arasında bu kadar saygı gördüğünü de anlatıyor. Belki de The Odyssey’nin en güzel sürprizi tam olarak bu: yıldızlarla dolu bir kadroya rağmen, salondan çıkınca en çok Samantha Morton’dan söz ediyor olmamız.

Dadanizm sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin