Titanik’in batışından bir asır sonra Çinli yolculara dair ortaya çıkan hikaye: The Six

Dadanizm newsletter duyuru (600 x 600 px)

Titanik’in Nisan 1912’de batmasından sonra yaşananlara dair şimdiye kadar nice hikayeler dinledik ve hatta o meşhur filmi hepimiz tekrar tekrar izledik. Aramızda hâlâ o kapının üzerine Jack’e de yer var mıydı, yok muydu diye soranlar, türlü hesaplamalar yapanlar var… Malum, insanlık olarak tüm olayları, yaşananları ve hatta felaketleri bir süre sonra romantikleştirmeye bayılıyoruz. Ayrıca, felaketin kötü şöhreti bir yana hayatta kalan birçok kişinin yaşamlarının ayrıntılı bir şekilde belgelenmiş olduğu biliniyor. Buna rağmen Çinli yolcuların hikayelerinin uzun zamandır göz ardı edildiği söyleniyor. Çin’de gösterime girdikten sonra uluslararası film festivallerine giden The Six de hayatta kalanların izini sürmeyi amaçlamaktan ziyade hikayelerini duyurmaya çalışıyor. Elbette, kolayca anlatılacak hikayeler değil bunlar. Irkçılığın, bağnazlığın ve etik olmaktan epey uzak hükümet politikalarının, bir asırdan fazla bir süre sonra bile devam ediyor olmasıyla yüzleşiyoruz sonuçta.

Kazadan üç gün sonra, hayatta kalan yaklaşık 700 kişi, Carpathia adlı başka bir gemiyle buzlu Kuzey Atlantik sularından alınarak New York kıyılarına getirildi. Kimileri sevdiklerine kavuştu, kimileri tedavi gördü. Ancak, öğreniyoruz ki herkes Carpathia’dan inemedi. Hayatta kalanlardan altısı, yani Çinli denizciler, gemide kalmak zorunda kaldı ve “Chinese Exclusion Act” adı verilen bir göçmenlik karşıtı yasa uyarınca Amerika Birleşik Devletleri’ne girmeleri yasaklandı.

Ertesi gün, göçmenlik yetkilileri onlara Manhattan boyunca eşlik etti ve çalışmak üzere sözleşme yaptıkları Küba’ya bağlı bir kargo gemisine bindirildiler. Bu olaydan sonra ise görünüşe göre Lee Bing, Fang Lang, Chang Chip, Ah Lam, Chung Foo ve Ling Hee ortadan kayboldu…

The Six’in baş araştırmacısı Steven Schwankert, Pekin’de verdiği bir röportaj sırasında, “Altı adamın öylece gidip hiç evlenmemiş, çoluk çocuğa karışmamış ya da bu hikayeden kimseye bahsetmemiş olması mümkün değil diye düşündüm” diyor. 20. yüzyılın başlarında İngiltere, Kanada ve Amerika Birleşik Devletleri gibi ülkelerdeki ayrımcı politikaların hedefleri oldukları aşikar. Öte yandan, hepimiz biliyoruz ki bu politikaların etkisi, koronavirüs pandemisi ile daha da ortaya çıkarak, geçen koskoca bir yüzyıla ve nesillere rağmen hissedilmeye devam ediyor…

1882 tarihli “Chinese Exclusion Act” yasası da ancak 1943’te kaldırılıyor ve ardından yılda sadece 105 Çinli göçmenin ABD’ye girmesine izin veriliyor. Haliyle bu gibi hükümet politikaları, Titanik’ten sağ kurtulan o altı kişinin hayatlarını felaket gecesinden çok sonra dahi şekillendirmeye devam etmiş oluyor. The Six boyunca görülüyor ki bazı Çinli göçmenler, hükümet tarafından tespit edilmekten kaçınmak ve ilerlemeye devam etmek adına kendi ailelerinden bile yaşadıklarını saklamışlar.

Bir de genellikle konuşulduğu ve James Cameron’un 1997 tarihli filminde anlatıldığı üzere, Titanik’in batışına sınıf merceğinden bakılır. Birinci ve üçüncü sınıf yolculara nasıl davranıldığı arasındaki büyük fark iyi belgelenmiştir. Tarihçi Cheng Wei de belgeselde “Titanik’in tüm anlatısının özelliği, o geceki olayları ırksal bir mercekle tasvir etmesidir. ‘Anglo-Sakson ırkını’ yüceltmek için bir ‘öteki’ olmalı” sözlerine yer veriyor zaten. Schwankert de ayrıca, eski Başkan Donald Trump’ın politikalarına ve açıklamalarına bir nevi atıfta bulunarak; “Son başkanın Çin ile ilişkimiz hakkındaki söylemleriyle başlayan bir şey değil. Bunlar, 100 yıl önce ele aldığımız konular” diye ekliyor.

Üstelik, kayıp denizcilerin hikayesi, James Cameron filminin epey ses getirdiği ve geminin gerçek boyutlu bir kopyasının bir tema parkında inşa edildiği Çin’de bile neredeyse bilinmiyormuş. 2017 yılında içerik platformu Weibo’da The Six’in bir fragmanı yayınlandığında, milyonlarca görüntülenme almış ve dağıtımcıların da dikkatini hızla çekmeyi başarmış. Belgesel için yürütülen çalışmalar ise 2015’te başlamış.

Bir de bazı haber raporlarında Çinli yolcuların kaçak olduğu ve kurtarılmalarına öncelik verilmesi için kadın kıyafetleri giydikleri yönünde iddialar bulunmaktaymış. Gemi batarken, yolculardan dördü, Titanik’in sahibi J. Bruce Ismay’ın da içinde bulunduğu kalabalık ama dolu olmayan bir cankurtaran sandalına ulaşmış. Filmin yönetmeni Arthur Jones ise; “Suçlandıkları şeyleri yaptıklarına dair doğrudan bir kanıt bulamadık ve çok daha iyi bir açıklama vardı” diyor. Araştırmalarının bir parçası olarak, dört Çinli denizcinin içinde bulunduğu cankurtaran sandalının bir kopyası yapılmış ve olanları simüle etmek için insanlarla doldurmuşlar. En nihayetinde de teknenin ucundaki Ismay ve diğerlerinin, sandalın içinde bulunan herkesi göremedikleri sonucuna varılmış.

Aslında The Six, aynı ekibin çektiği 2013 tarihli belgesel The Poseidon Project’in bir tür devamı gibi düşünülmüş. The Poseidon Project adından da anlayacağınız üzere 1931’de Çin kıyılarında batan HMS Poseidon’un o batış anlarını belgeleyen bir filmdi. The Six’in ayrıca hem Birleşik Krallık hem de Amerika Birleşik Devletleri’ndeki arşiv tesislerine ek olarak Cambridge, Ontario’da çekildiği de belirtiliyor. Bu arada belgeselin yapımcılığını Titanik’in yönetmeni James Cameron üstleniyor. Filmin başlangıçta Nisan 2020’de vizyona girmesi planlanıyordu, ancak tahmin ettiğiniz sebeplerden dolayı biraz rötarlı olarak, Titanik’in batışının 109. yıldönümünden bir gün sonra, 16 Nisan 2021’de Çin’de gösterime girdi. Yakın zaman içinde hem ülkemiz semalarında hem de pek çok ülkedeki film festivallerinde görmemiz ise bize kalırsa çok olası.

The Six, kimilerince türlü çeşit zorluklar ve felaketler karşısında beklenmedik bir şekilde hayatta kalma ya da olasılıklara karşı zafer kazanma hakkında umut verici bir hikaye gibi görülebilir, veyahut hayatta kalmanın ve nesiller yetiştirmenin ‘gelişmek’ ile aynı şey olmadığını da pekala gösterebilir. Öte yandan sanki esas mesajı, asırlar da, geçse devirler de değişse eşitlik ve özgürlük için verdiğimiz mücadelenin hep devam etmesi gerektiği.

 

Dadanizm sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin