Türlü hezeyenlar ve isyanlar eşliğinde And Just Like That üçüncü sezona dadandık

Dadanizm newsletter duyuru (600 x 600 px)

ChatGPT’ye yazdırılmış gibi duran ve bizi hate-watching bataklığına sürükleyen yeni bir And Just Like That sezonuyla karşı karşıyayız. Her bölümü “Bu neydi şimdi?” ve “Bunlardan bana ne?” diyerek tamamladığımız bir sezon oluyor. Konu Sex and The City mirası olunca dayanamıyor, nefret ettiğimiz ama izlemeden de duramadığımız yeni sezona dadanıyoruz.

İlk bölümü 1998 yılında yayınlanan Sex and The City dizisi bir çoğumuzun vazgeçilmezi, tekrar tekrar izlemekten bıkmadığımız, üzgün olduğumuzda koştuğumuz bir sığınak gibi. Konu ilişkiler, arkadaşlık, seks ve şehir hayatı olunca Sex and The City’den referans vermeden duramaz, “Charlotte bir bölümde şöyle biriyle çıkmıştı ya” diye örnekler verir, kötü bir ilişkiden çıkmak isterken Samantha’nın “I love you, but I love me more” sözünü anarız. Toksik ilişki deyince Mr. Big ve Jack Berger gelir aklımıza. Her izleyişimizde farklı şeyler düşünürüz. Farklı yaşlardan pek çok kadının hayatında özel bir yeri vardır bu dizinin. (Hatırlayın Avrupa Yakası’nın bir bölümde Aslı annesine SATC DVD’leri alıyordu, “Ayol bizim bütün gençliğimiz boşa gitmiş boşa” diyen İffet bütün hayatını sorguluyordu bu dizi yüzünden.) Diziyi bu kadar benimsememizin nedenlerinden biri de çok iyi yazılması, oynanması ve bütünüyle gerçek hissettirmesiydi.

Sex and The City’nin And Just Like That adıyla yeniden ekranlara döneceğini ilk öğrendiğimizde önce “Samantha’sız Sex and the City mi olurmuş?” demiş, sonra her şeye rağmen sabırsızlıkla beklemiştik. İlk iki sezonu kâh beğenerek kâh eleştirerek (çoğunlukla eleştirerek) bitirmiştik.

Okuma önerisi – Sonsuza dek aynı insanlar olarak kalamayız: And Just Like That dizisine ilk bakış

Dadanizm sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin