Furkan Aydin
Çocuk yaşta Amarcord’u izleyince kapıldı büyülü fenerin tılsımına. Tavsiyelerle Tarkovski, oradan Nouvelle Vague, derken İran ve Güney Kore sinemalarına daldı. Yönetmeni önceledi, auteur kavramını ve tematik yaklaşımı benimsedi. Esti durdu, seldi geçti. Nihayetinde müptelası olduğu beyazperde, kitap ve müzikten mülhem, müphem bir hayat edindi. Muhtemelen şu anda Zeki Müren dinleyip rakı içerken ne izlesem diye düşünüyordur.
devamını oku
Kalbimizin, tam orta yerinden: Aşk, Büyü vs.

Aşk Büyü vs. can sıkıcı derecede erkek egemen toplumun erkek sorunlarını önceleyen ülkemizde açan bir çiçek olarak yerini aldı ve 39. İstanbul Film Festivali’nden En İyi Film, En İyi Senaryo ve En iyi Kadın Oyuncu ödülleriyle ayrıldı. Şimdi yoluna vizyonda devam edeceği günü, bizlerden göreceği desteği bekliyor. Hissettiğini yaşayan her bireyi ümit dolu, korkmadan, aşkla […]

devamını oku
Türlerin çarpıştığı yerde: Parasite

Cannes’da Altın Palmiye ödülünü aldığından beri tüm dünyayı kasıp kavuruyor Parazit. Güney Kore’de gişe rekorlarını alt üst ederek 10 milyon izleyiciyi geçen yapım, gerek Türkiye’de gerek Altın Küre ve Oscar yolculuğunda adından çokça söz ettirmekte. Peki gerçekten nedir bu ilginin ve takdirin sebebi? Nerede saklı filmografisiyle insanı büyüleyen Bong Joon-ho’nun alameti farikası?

devamını oku
Güldürmedi ama düşündürdü: Recep İvedik 6

Recep İvedik serisinin geçtiğimiz hafta vizyona giren bu son filmi, bir altkültür ikonunu Kenya’da temaşa içinde aşağılamaya, hem de çokça yaslandığı sınıfsal çatlaklara dahi itibar etmeden küçük görmeye çalışıyor.

devamını oku
Aktivizme adanmış bir hayat: Woman at War

”Macera gibi anlatılan bir kahramanlık hikâyesi; gülümseyerek anlatılan ciddi bir masal…”

devamını oku
Ruhu havalandıran çocuk: The Boy Who Harnessed the Wind

İnsanı ve insanlığı tüm duygularıyla canlandıran gerçeğe dönüşmüş bir masal söz konusu olan. Ünlü oyuncu Chiwetel Ejiofor’un, senaryo ve yönetmenlik kabiliyetleriyle taçlanmış The Boy Who Harnessed the Wind filminden bahsediyoruz…

devamını oku
Dostoyevski ile Oğuz Atay arası bir yerde: “İnsancıklar”

1846’da Dostoyevski 24 yaşındayken yazdığı romanında İnsan-cıklardan bahseder (Rusların kelimelerin sonuna -cık ekleri getirmeyi ne kadar çok sevdiklerini biliriz). Bu eserle dönemin en önemli Rus edebiyatı eleştirmenlerinden Belinsky’nin öyle bir beğenisini kazanmıştır ki, ilk eseri sayesinde bir anda yeni “Gogol” oluvermiştir.

devamını oku
Michael Haneke’den Kent Üçlemesi – Duygusal Buzlaşma Üzerine

Sizi çok rahatsız eden ve bitmek bilmeyen bir sahne düşünün. Ne olursa olsun, insana ve insanlığa güvenmek zorunda oluşumuzla hayata devam edebildiğimiz gerçeğine tutunmak isteyerek bu sahnenin devamında sizi mutlu edecek şeyler hayal etmekte serbestsiniz. Hayal etmelisiniz de…

devamını oku
Sabahlanan bir gecenin daha ardından: Aklımızda kalanlarla 87. Oscar Ödülleri

Kırmızı halının kimi kaotik kimi neşeli görüntüsü, Dolby Theatre’ın büyüleyici atmosferi, uzun zaman sonra En İyi Film ve En İyi Yönetmen kategorilerinde dahi kesin bir favorinin olmayışı ile bir Oscar törenini daha geride bıraktık.

devamını oku
87. Oscar Ödülleri’ne doğru: Tahminler ve gönlümüzün şampiyonu olan filmler

İlginç bir şekilde yılın bu dönemleri sanki daha zor geçiyor. Geçen yıl Oscar tahminleri öncesi uzun bir giriş ile Gezi’den, yalandan yolsuzluktan, Emek’in yıkılmasından bahsetmiş; olmayacak senaryoların üstünde bulunduğumuz toprak parçasında cereyan edişine sitem etmiştim.

devamını oku
Cazın “en” gerilimli haline buyurun: Yılın “en”lerini toplayan Whiplash’e dadanmanın tam vakti

İnanmak başarmanın yarısı derler ama kalan yarısını nasıl tamamlayacağımıza dair kesin bir veri yok. Bunun için elimizde çeşitli metotlar, psikolojik yaklaşımlar, bolca denek, haylice kategori ve konu olsa gerek.