Almodóvar’dan Akira’ya: Ayvalık Uluslararası Film Festivali programına dadanıyoruz
Her ne kadar tostuyla, zeytinyağıyla, Cunda’sıyla ve genellikle rüzgarıyla meşhur olsa da son yıllarda bizi film festivaliyle de kendine çeken bir yer Ayvalık. Seyir Derneği tarafından bu sene beşincisi düzenlenecek olan Ayvalık Uluslararası Film Festivali programı da açıklandı; Almodóvar ile başlayan bu tatlı heyecan Cannes Film Festivali’nde The Dreamed Adventure ile Jüri Ödülü kazanan Valeska Grisebach’a uzanıyor ve oradan da yılın merak uyandıran animasyonlarının yer aldığı seçkisiyle tüm sinemaseverlere sesleniyor. 14-20 Eylül tarihlerinde düzenlenecek olan festivalde sizin de ilginizi çekecek bir şeyler bulacağımıza eminiz ve hazırsanız programı incelemeye başlayabiliriz.
Festivalde gösterilecek filmlere hiç vakit kaybetmeden dalmak istiyoruz ve açılışı da festivalin ilk filmi olan Pedro Almodóvar’ın Bitter Christmas’ı ile yapıyoruz. Film, prömiyerini Cannes Film Festivali’nde yaptı ve gelen ilk tepkiler çoğunlukla “iyi” duruyor diyebiliriz. Variety’de yer alan bir yazıda filmden “yaratıcı ilham ve çöküş, hafızanın kalıcılığı ile bedenin tüm bu yükü taşıması temalarını işlerken Almodóvar’ın son yedi yılda kişisel portresine yer verdiği ikinci film olma özelliğini taşıyor” şeklinde bahsediliyor.
Cannes’dan En İyi Film Müziği ödülüyle dönen Bitter Christmas, reklam yönetmeni Elsa’nın bir hafta sonu yaşadıklarını yıllar sonra başka bir yönetmenin gözünden aktarıyor. Biz de bu kurguyu Almodóvar’ın vizöründen izleyince, beynimizin ufak bir kısa devre yapması kaçınılmaz hale geliyor. Ama zaten konu Almodóvar olunca dolambaçlı yollara, yoldaki belirsizliklere, bizi saran çeşitli renk cümbüşlerine alışkınız ve kendisine de bu sebeple tutkunuz diyebiliriz.

Programın ilerleyen günlerinde ise bizi yine Cannes’ın çarpıcı prömiyerlerinden biri olan Sandra Wollner ve Everytime bekliyor. Avusturyalı yönetmenin üçüncü uzun metraj filmi olan Everytime’ın aynı zamanda en geniş dağıtıma sahip eseri olması bekleniyor. Film boşanmış bir anne olan Ella ve kızları Jessica ile Melli’yi merkeze alıyor. Ailenin büyük kızı Jessica küçük kardeşiyle aynı odayı paylaşmaktan pek memnun gözükmüyor ve sık sık erkek arkadaşı Lux ile vakit geçirmek için evden kaçıyor. Ancak bir gün geri dönmüyor ve bu trajik kayıp ailenin geriye kalan üyeleri için can yakan bir travmaya dönüşüyor. Film anlatısını çoğunlukla yalın ve mesafeli bir dille kursa da hikayenin son düzlüğünde ailenin geçmişine açılan kapı, seyirciyi beklenmedik bir deneyimle baş başa bırakıyor. Filmin Cannes’da Belirli Bir Bakış Ödülü’nü aldığını da hatırlatalım.

Son filminin üzerinden sekiz yıl geçtikten sonra üçlemesini tamamladığı düşünülen Polonyalı yönetmen Paweł Pawlikowski de Fatherland ile festivalde boy gösteriyor. Her biri Soğuk Savaş zamanlarında geçen Ida ve Soğuk Savaş filmlerinden sonra yine aynı zamanlarda Avrupa’da geçen siyah beyaz bir film olan Fatherland’ın başrollerinde Sandra Hüller ve Hanns Zischler yer alıyor. Dolayısıyla bu durum merakımızı kat kat arttırıyor. Sandra Hüller demişken; kendisi bu sene iki tane siyah beyaz filmde rol aldı ve diğer filmi Rose da festivalin programında bulunuyor. Fatherland ve Rose’un yanı sıra The Beloved ile Rodrigo Sorogoyen ve The Diary of a Chambermaid ile Radu Jude da festivalde izleyeceğimiz diğer yönetmenler arasında.

Festivalin animasyon seçkisinden de kısaca bahsetmezsek olmaz. Toplam altı filmden oluşan bu bölümde ilk gözümüze çarpan yapım yine Cannes’da Belirli Bir Bakış bölümünde Jüri Özel Ödülü’ne layık görülen Iron Boy oluyor. Fransız animatör (eski Pixar animatörü) Louis Clichy’nin ilk uzun metraj filmi olan Iron Boy aslında Clichy’nin kendi hayatından büyük izler taşıyor. Bir çiftçi babanın ve kendi halinde bir annenin ortanca çocuğu olan 11 yaşındaki Christophe’un, dengesini etkileyen bir omurga rahatsızlığından dolayı iki yıl boyunca sert bir metal korse takmasını konu ediniyor. Ve Clichy’nin de çocukluğunda bir süre benzer bir şekilde demir bir korse ile yaşamını sürdürdüğü biliniyor. Alışılagelmiş animasyonların aksine Çin mürekkep fırçası ve sulu boya resimleriyle hayat bulan bu animasyon filmi adımlarımızı festivale doğru hızlandırmamıza neden oluyor. Iron Boy’un yanı sıra Katsuhiro Ôtomo imzalı Akira, Kohei Kadowaki’nin We Are Aliens’ı ya da Leah Nelson’un Tangles animasyonu da Ayvalık’ın serin rüzgarları eşliğinde keyfini çıkaracağımız yapımlar arasında yer alıyor.
Son olarak bu yıl aramızdan ayrılan kıymetli yazar Marjane Satrapi’nin modern klasiği Persepolis’in de festivalin “Anılarına” bölümünde gösterileceğini söylerken kendisini de burada yeniden sevgiyle anmak isteriz. Bu sene Arif Buz’un enfes eserlerinden birini afişine taşıyarak arz-ı endam eden Ayvalık Uluslararası Film Festivali açılışını 14 Eylül akşamı Büyük Park Amfi Tiyatro’da gerçekleştirecek. 15 Eylül itibarıyla da Vural Sineması, Fabrika Ayvalık ve Rauf Denktaş Kültür Merkezi’nde gösterimlerini sürdürecek. Programdaki filmlerden hareketle oluşturulacak farklı başlıklardaki konuşmalara ise ASKEV Sera ev sahipliği yapacak. Festivalin tüm programına ise buradan ulaşabilirsiniz.
Eğer vaktiniz ve şevkiniz varsa bu dopdolu programa ortak olmanızı diler, birbirinden ilgi çekici filmlerle tanışmak üzere Ayvalık’a bekleriz 🌝