Girls geri dönüyor: Bir kuşağın sözcüsü olmak ne demekti?

Dadanizm newsletter duyuru (600 x 600 px)

Girls’ün Hannah’sı bir zamanlar “Kuşağımın sesi olabilirim” deyip hemen ardından kendi iddiasını küçülttüğünde (“Yani en azından bir kuşağın sözcüsüyüm” diyerek devam ediyordu sözlerine), dizinin hem en komik hem de en çok başına bela olan cümlesini kurmuştu. Şimdi HBO Max, finalinin üzerinden neredeyse 10 yıl geçtikten sonra diziyi beş bölümlük mini bir seriyle geri getiriyor. Lena Dunham Hannah olarak, Allison Williams, Jemima Kirke, Zosia Mamet ve Andrew Rannells da Marnie, Jessa, Shoshanna ve Elijah olarak dönüyor. Yani evet, bütün kızlar toplandık! Gerçi Lena Dunham’ın da dediği gibi, epey yaş almışken kendimize hâlâ “kızlar” demek pek doğru mu acaba? Bu varoluşsal sorgulamayı da terapistimize bırakalım. Bu arada biraz tabii beklememiz gerekecek: Yeni bölümlerin çekimlerinin 2027’de başlaması planlanıyor.

Dizinin yaratıcısı, senaristi, başrol oyuncusu (ve kısacası her şeycisi) Lena Dunham, karakterlerin bugünkü hallerini uzun süre gözünde canlandıramadığını; 40. yaş günü civarında ise hikayenin yeniden aklına düştüğünü söylüyor. Şimdilik yeni bölümlerin konusu ve adı açıklanmış değil. (Yine ‘‘Girls’’ olarak mı devam edecek yoksa ‘‘And Just Like That’’ gibi yan yoldan mı ilerleyecekler henüz belli değil; az önce bahsettiğimiz gibi, duyuru videosunda Lena Dunham, bu yaşta hâlâ ‘girls’ yani ‘kızlar’ demenin doğru olup olmayacağını soruyordu diğer oyunculara… Kim bilir belki bu bir ipucudur.)

Bu dönüş aslında yalnızca “Hannah ve diğer karakterler şimdi ne yapıyor?” merakını değil, Girls’ün ilk yayınlandığı dönemde açtığı eski bir tartışmayı da beraberinde getirecek gibi gözüküyor: Hannah gerçekten bir kuşağın sesi miydi, yoksa kendi dar çevresini olduğundan daha büyük bir hikaye gibi mi anlatıyordu?

Beceriksizce yaşamanın dizisi

Girls, 2012’de başladığında New York’ta yaşayan dört genç kadının yetişkinliğe geçişini anlatıyordu. Akla hemen Sex and the City gelse de Girls’te şehir de, karakterler de bambaşka şekillerde işleniyordu.

Hannah iş bulmaya, yazarlık hayalini sürdürmeye ve çoğu zaman kendi davranışlarının sonuçlarıyla yüzleşmeye çalışıyordu. Arkadaşları da daha derli toplu değildi: Bencil, kıskanç, kırıcı ve bazen de fazlasıyla kendilerinden memnun olabiliyorlardı.

Dizinin yeniliği, kadın karakterleri her zaman sevimli, aklı başında ya da örnek alınacak kişiler olarak sunmamasındaydı. Erkek anti-kahramanların yıllardır sahip olduğu alanı kadınlara da açıyordu: çuvallama, kötü karar verme, kendine fazla düşkün olma ve yine de hikayenin merkezinde kalma hakkı. Üstelik bunu, karakterlerin bedenlerini ve cinselliğini parlatmadan, gündelik ve zaman zaman rahatsız edici ayrıntılarıyla göstermeye çalışıyordu. Girls’ün millennial hayatını “pürüzsüz” bir başarı hikâyesi gibi değil, sendeleyerek ilerlenen bir süreç olarak anlatması da dizinin etkisinin önemli bir parçasıydı.

Dizinin yayınlandığı yıllarda, ABD’de 2008 krizinin ardından genç yetişkinlik de pek parlak görünmüyordu: ücretsiz stajlar, güvencesiz işler, freelance çalışmanın getirdiği belirsizlik ve kendini sürekli bir fikre ya da ürüne dönüştürme baskısı… Hannah’nın “yazar olma” hayali bile zamanla bir meslekten çok, nasıl para kazanacağına dair bir soruya dönüşüyordu. Girls, bu açıdan yalnızca arkadaşlık ve ilişki dizisi değildi; yaratıcı bir hayat kurmaya çalışırken bunun ne kadar zor ve tuhaf olabileceğini de anlatıyordu.

Peki kimin kuşağı?

Dizinin daha ilk bölümünden itibaren tartışma da tam burada başladı. Hannah’nın hayata dair büyük iddiaları aslında biraz gülünçtü: Ailesinden para almaya devam etmek için kendini önemli bir yazar ve kuşağının temsilcisi olarak sunuyordu. Yani bu cümle, Hannah’nın kendine fazla önem vermesiyle dalga geçiyordu. (Ah o hayallerimiz, kendimizi fazla önemsemelerimiz…) Fakat tanıtım kampanyalarında ve dizi üzerine yazılanlarda, esprili replik kısa sürede başka bir anlama büründü: Lena Dunham gerçekten bütün milenyal kadınların sözcüsü müydü?

Bu sorunun cevabı, dizinin kimleri merkeze aldığına bakınca pek basit değil. Girls’ün New York’u büyük ölçüde beyaz ve ayrıcalıklı bir çevreden ibaretti; diğer karakterler çoğu zaman yüzeysel ya da yan rollerde kalıyordu. Hannah ve arkadaşlarının maddi kaygıları olsa da ailelerinden gördükleri destek, eğitim ve çevreleri birçok genç kadının deneyiminden uzaktı. Dizinin kendi dünyasını bütün bir kuşağın dünyası gibi sunması, özellikle temsil edilmeyen kadınlar için haklı bir itiraz alanı yarattı.

Öte yandan “Bir kuşağın sesi” ifadesini baştan sona Dunham’ın iddiası gibi okumak da dizinin kendisiyle dalga geçen tarafını kaçırıyor. Hannah’nın dar görüşlülüğü, bencilliği ve kendini merkeze koyma hali çoğu zaman hikayenin malzemesiydi; dizi onun bakışını evrensel gerçek diye sunmuyordu. Dunham da o dönem, herkes adına konuşma fikrinin kendisine bile absürt geldiğini söylemiş; kendi deneyimini anlatıp bunun başkalarında karşılık bulmasını umduğunu belirtmişti.

Belki de Girls’ün kuşak meselesi, “Hannah hepimizi temsil ediyor muydu?” sorusundan daha ilginç bir yerde duruyor. Hayır, etmiyordu. Ama bir kuşağın belirli bir kesiminin kaygılarını, kendine dönük mizahını ve hayal kırıklıklarını ekrana taşıdı. Yayınlandığı dönemin tartışmalarını hem yansıttı hem de kendisi tartışmanın konusu oldu. Yeni bölümler Hannah’yı 40’larında bulacak. Bu kez onun kuşağı adına konuşmaya kalkıp kalkmayacağını bilmiyoruz ama kendi hayatını hâlâ olduğundan biraz daha büyük bir hikaye gibi mi görüyor yoksa yıllar onu daha mütavazı bir yere mi çekti, hep birlikte göreceğiz. Gidik kızları dizilerde, filmlerde görmek her zaman bir heyecan vesilesi ayrıca…

Dadanizm sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin