Türküler, kök salmak ve yeni yollar üzerine: Buray ile dört albümlük Seyir projesini konuştuk

Dadanizm newsletter duyuru (600 x 600 px)

Günümüz dünyasının iç sıkıştıran ahvalinden olsa gerek şu ara hepimizin yüzü biraz geçmişe dönük. Nostaljinin sıcak kolları bize iyi geliyor. Eski şarkılar, eski diziler, eski hayatlar… Ama bu geri dönüşlerin hepsi kaçış isteğinden ötürü. Buray ise Seyir adlı dört albümlük projesiyle geçmişi biraz daha başka bir yerden, başka bir ihtiyaçla ziyaret ediyor: Üzerinde yaşadığımız coğrafyayı yeniden duymak, bu toprakların hikâyelerini türküler eşliğinde yeniden hatırlamak ve belki de bugünü daha iyi anlayabilmek için. ‘‘Ben geçmişe kaçmak için değil, kök salmak için döndüm’’ diyor zaten geçmişe yaptığı bu yolculuğun motivasyonunu anlatırken.

Seyir, Buray’ın Anadolu’nun farklı bölgelerinden seçtiği anonim türküleri yeniden yorumladığı dört albümlük bir seri. Her albüm ayrı bir coğrafyaya odaklanıyor; her biri kendi hikâyesini, kendi iklimini taşıyor. Bu projede Buray yalnızca yorumcu değil, aynı zamanda tüm enstrümanları çalan bir anlatıcı olarak karşımıza çıkıyor. Daha az efekt, daha az kalabalık; daha çok söz ve nefes var bu kayıtlarda. Coşkun Karademir’in prodüktörlüğünde şekillenen Seyir, geçmişle bugün arasında sade ama sağlam bir bağ kurarken, türküleri bugünün kulağına yabancılaştırmadan, aksine biraz daha yaklaştırmayı hedefliyor.

Seyir’le birlikte Buray’la bir röportaj için yeniden yollarımız kesişti. 1 Şişe Aşk adlı albümü henüz tazeyken, bundan tam 10 yıl önce yaptığımız sohbetin izini bu kez bambaşka bir yerden sürdük. O zamanlar hızın, heyecanın ve hayatta bir yer edinme telaşının içinden konuşuyorduk; bugün ise daha sakin, daha seçici, daha kendine dönük bir yerdeyiz. Aradan geçen yıllarda değişenleri, yerinde kalanları, Seyir’in ardındaki o “kök salma” ihtiyacını ve bundan sonrasını konuştuk.

Buray nasılsın? Seninle 1 Şişe Aşk albümü henüz pek tazeyken Vodafone FreeZone dergisi için yollarımız kesişmiş ve bu albümden yola çıkarak uzun uzun sohbet etmiştik. Üzerinden 10 yıl geçti, yeni albümler yayınladın ve şimdi sıra dört albümlük Seyir türkü serisinde… Seyir’den bahsedeceğiz elbette ama malum şu ara çok sık nostalji yapılıyor, geçmişe gidiliyor: Sen geçen 10 yıla şöyle bir baktığında neler çarpıyor gözüne? Bizi de kendinle kısa bir yolculuğa çıkarır mısın?

Vodafone FreeZone röportajını hatırlıyorum… 1 Şişe Aşk daha yeni çıkmıştı ve içimde tarif edemediğim bir heyecan vardı. O zamanlar her şey çok hızlı akıyordu; şarkılar, konserler, ilk büyük sahneler… O rüzgârın içinde hızla savruldum, zaman nasıl akıp geçmiş fark etmedim bile.

Son 10 yıla dönüp baktığımda en çok şunu görüyorum: Sahne büyüdü ama ben sakinleştim. Avrupa 10Tour 10. yıl konserlerimde bunu çok net hissettim. Başlangıçta “başarılı olma” telaşı vardı, sonra “kalıcı olma” isteği geldi. Şimdi ise “kendim olma” meselesi daha baskın.

İlk albümün heyecanı, “İstersen”in hayatımı değiştirdiği an, yurt dışı konserleri, kendi ruhumu, baharatımı keşfettiğim dönemler… Hepsi bir yolculuk. Ama en kıymetlisi şu: O ilk günkü samimiyeti kaybetmemek için verdiğim mücadele.

Tamam, şimdi bugüne dönelim. Seyir serisini “kendime dönüş” ve “çok sesli bir yolculuk” olarak tanımlıyorsun. Bu proje tam olarak hangi duygusal ya da kişisel ihtiyaçtan doğdu? Bu dönüş fikri sende nasıl filizlendi?

Seyir aslında tam da o mücadeleden doğdu. Bir süre sonra şunu fark ettim: Çok üretmişim ama içimde çocukluğumdan kalan bir ses hâlâ beni çağırıyor. Evde babamın mırıldandığı türküler, köyde duyduğum ezgiler…

“Kendime dönüş” derken kastettiğim şey şu: Gürültüden uzaklaşmak. Daha az efekt, daha az kalabalık… Daha çok nefes, daha çok söz. Bu proje biraz içime bakma cesaretiydi.

Anadolu’nun anonim türkülerine yönelmek, aslında hem çok köklü hem de oldukça ‘cesur’ bir tercih; bu türkülerin kolektif hafızamızda da kişisel hikâyelerimizde de yeri büyük çünkü. Bu repertuvarı oluştururken nasıl bir yol izledin, yorumlayacağın türküleri belirlerken nelere öncelik verdin?

Anonim türküler gerçekten büyük bir sorumluluk. Çünkü o şarkı sadece sana ait değil; bir coğrafyanın, bir acının, bir sevdanın mirası.

Seçerken kendime şunu sordum: “Bu türküyü söylemek zorunda mıyım?” Eğer içimde bir zorunluluk hissetmediysem elemiştim. Teknik olarak zor olan değil, duygusal olarak ağır olanları seçtim diyebilirim.

Bu seride tüm enstrümanları kendin çalmış olman projeye bambaşka bir katman ekliyor. Bu tamamen teknik bir karar mıydı? Ve bu yalnız üretim hali, türkülerle kurduğun ilişkiyi nasıl etkiledi?

Tüm enstrümanları kendim çalmak teknik bir gösteri değildi. Tam tersine, bir sadeleşmeydi. Türküyle arama başka bir yorumcu ya da enstrüman dili girmesin istedim. O hikâyenin içindeymişim gibi hissettim.

Serinin prodüktörlüğünü Coşkun Karademir üstleniyor. Bu iş birliği projeyi nasıl şekillendirdi? Onun yaklaşımı senin müzikal kararlarını nasıl şekillendirdi?

Coşkun Karademir bu projenin yol mimarı diyebilirim. Kaldırıma taşmadan beni yolda tuttu. Onun geleneksel müziğe yaklaşımı çok rafine. Ben bazen modern bir dokunuşa kaymak istediğimde o dengeyi hatırlattı. “Az daha sabır, az daha kök” dedi. Birlikte çok konuşarak ilerledik.

Her albüm Anadolu’nun farklı bölgelerine odaklanıyor. Coğrafya ve müzik ilişkisi senin için ne ifade ediyor? Bir türkünün ait olduğu yer, yorumunu nasıl değiştiriyor?

Coğrafya müziğin kaderi bence. İç Anadolu’nun bozkırını söyleyiş biçimimle Ege’nin meltemini söyleyiş biçimim aynı olamaz.

Bir türkünün ait olduğu yer, benim tempomu, artikülasyonumu hatta nefes alışımı bile değiştiriyor. O toprağın ritmi başka.

Az önce bahsettiğimiz gibi, anonim türküler söz konusu olduğunda, zaten güçlü bir hafıza ve kültürel geçmiş var. Bir türküyü yeniden yorumlarken nelere dikkat ediyorsun? Geçmiş ile bugün arasındaki o hassas dengeyi nasıl kuruyorsun?

Geçmiş ile bugün arasında en zor olan şey “saygı” ve “cesaret” dengesini kurmak. Çok müdahale edersen özünü bozarsın, hiç dokunmazsan bugüne ulaşamaz. Biz sözlere ve melodik yapıya sadık kalmayı öncelik gördük. Daha zamansız olsun diye. Yorum tarafında ise kendi ses rengimi saklamadım. Taklit etmek istemedim.

Kapak tasarımlarında Berkay Dağlar’ın çizimleri var ve görsel dünya oldukça sembolik. Senin için bu projenin görsel dilini oluştururken neler belirleyici oldu? Müzik ile görsellik arasında nasıl bir bağ kurdun?

Berkay Dağlar’ın çizimleri bu projenin görsel hafızası oldu. Sembol dili bilinçli bir tercihti. Türküler zaten doğrudan anlatır; görsel dünyada biraz daha metaforik bir alan açmak istedik.

Müzik sadeleşirken kapakların da abartısız ama anlamlı olması gerekiyordu. Renk uyumu ve varyasyonlarına çok dikkat ettik. Belki de 10-15 revize yaptıktan sonra mükemmelimizi bulduk.

Son yıllarda müzikte de nostalji yükselişte. Yeniden yorumlar ve geçmişe dönüş temaları oldukça sık karşımıza çıkıyor. Sence geçmişi bu kadar cazip kılan ne?

Geçmiş cazip çünkü insan hızdan yoruldu. Dijital çağda her şey çok çabuk tüketiliyor. Nostalji biraz yavaşlama ihtiyacı. İnsanın bildiğini anımsama, kaybetmek istemediğini fark edip hatırlama gereksinimi duyduğu bir dönemdeyiz. Ama ben geçmişe kaçmak için değil, kök salmak için döndüm.

Türküler kuşaklar arası bir köprü gibi. Bu seriyi hazırlarken zihninde nasıl bir dinleyici vardı? Bu kayıtların genç dinleyiciyle kuracağı ilişkiye dair bir hayalin ya da öngörün var mı?

Zihnimde iki çeşit dinleyici vardı: Biri türküleri zaten bilen kuşak, diğeri ilk kez benim sesimle tanışacak gençler.

Genç bir dinleyici “Türkü bana uzak” demesin istedim. Eğer bir 20 yaşındaki dinleyici bu kayıttan sonra gidip o türkünün eski yorumlarını da araştırırsa, köprü kurulmuş demektir.

Dört albümlük uzun soluklu bir yapı kurmak, günümüzün hızlı tüketim alışkanlıklarını göz önünde bulunduracak olursak neredeyse ‘sıra dışı’ kalıyor. Bu formatı seçmenin özel bir nedeni var mıydı?

Dört albümlük yapı bilinçli bir tercih. Çünkü bu bir “proje” değil, bir seyahat. Hızlı tüketilecek bir şey olsun istemedim.

Her EP bir durak gibi. Tadımlık. Biraz bekleyelim, sindirelim, sonra bir sonraki bölgeye geçelim.

Şimdi sırada konserler var… Seyir’i ve türküleri sahneye nasıl taşıyacaksın? Ve ufukta başka hangi planlar var senin için?

Sahne tarafı beni en çok heyecanlandıran kısım. Türküleri sahneye taşırken akustik ve çok sade bir tını düşünüyorum. Hikâye anlatımına daha çok yer vereceğim.

Bunun dışında üretim tarafı da oldukça hareketli.

Yeni besteler var, üzerinde çalıştığımız sürpriz projeler var. Farklı ülkelerden prodüktörler ve söz yazarlarıyla bir araya gelmeye başladık; bu iş birliklerinin devamı da gelecek. Yurt dışıyla bağlantılı çalışmalar yapmak, farklı sound’larla temas etmek beni hem heyecanlandırıyor hem de besliyor.

Müziğin dili ortak, ben de kendi hikâyemi farklı coğrafyalara taşımak istiyorum.

Seyir bir içe dönüşse, bundan sonrası biraz daha dünyaya açık bir Buray olacak.

Dadanizm sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin