Deniz Göktaş’ın üzerine süper kahraman pelerinini kim attı?

Dadanizm newsletter duyuru (600 x 600 px)

Komedyen Deniz Göktaş’ın 1 Haziran’da Harbiye Açıkhava Sahnesi’nde sahnelediği stand-up gösterisi “Ölü Deniz”, 24 Haziran’da YouTube’da izleyicilerle buluştu. Göktaş’ın YouTube kanalından yayınladığı ikinci gösterisi, ilk beş gününde altı milyona yaklaşan izlenme sayısına ulaştı.

Deniz Göktaş’ın son yıllarda örneğine pek rastlamadığımız sahici politik mizahı çok konuşuldu, hakkında uzun uzun yazılar yazıldı; “Evlat bizi güldürdün” diyen de oldu, cesaretini takdir edip alkışlayanlar da…

Bu yazı Göktaş’ın şahane hikaye anlatıcılığı, eril dilden uzak şakaları, geçmişi nostalji sosuna bulamadan bugüne taşıması, çocukluğunu kendinden önceki kuşakların bitmek bilmeyen nostaljisini dinleyerek geçiren Z kuşağına da bu toplumun kolektif hafızasında bir yeri olduğunu hatırlatması ya da kendisiyle, eğitimini aldığı psikolojiyle ve siyasetle kurduğu, her seferinde nokta atışı güldüren ilişkiyle alakalı değil. Tüm bunlarla ilgili yazılar yazıldı, yazılıyor, yazılacak da.

Benim derdim, Göktaş’ın ne anlattığı değil; onun anlattıkları etrafında kurduğumuz refleksler. Sürekli birilerinin üzerine fırlattığımız süper kahraman pelerinleri, omuzlarına yüklediğimiz yükler.

Çünkü mesele artık sadece söylenen şakalar ya da sahne performansı değil; o sahnenin bizde bıraktığı yankının nasıl bir toplumsal reflekse dönüştüğü.

Silivri ısındı kardeşim, haberiniz olsun

Göktaş’ın gösterisinden sonra sık sık duyduğumuz o cümleler yeniden aramıza sızdı: “Deniz’i alacaklar”, “Silivri soğuktur”, “Nasıl yapmış böyle bir şey, yasak da gelir”…

Bu endişelerin boş yere olmadığını elbette biliyorum. Kurgu eserleri kıskandıracak kadar garip şeyler yaşanıyor bu ülkede, hepimiz görüyoruz. Hak, hukuk, adalet kavramlarını bırakın tartışmayı; bunları dile getirip bu ilkeler çerçevesinde yaşama talebini ifade edenler bile küçümseniyor. “Burası Türkiye kardeşim!” cümlesi, suratımıza tokat gibi çarpılıyor.

Deniz Göktaş’ı izleyince fark ettiğim şey şuydu: konuşulan şey sadece bir stand-up gösterisi değil, artık onun etrafında kurduğumuz reflekslerdi. Bu refleksler hayatın her alanında karşımıza çıkıyor. Bir tweet atarken, bir eyleme giderken, bir cümle kurarken… Liste uzatılabilir. Belki de asıl tuhaflık burada başlıyor: Bu refleksleri fark ettiğimiz halde onlarla yaşamaya devam ediyoruz. Sanki başka türlü yaşamak mümkün değilmiş gibi. Sanki kahramanlara, cesaret abidelerine ihtiyacımız varmış gibi. Dönem dönem kendimize birini seçiyor, onun cesaretine methiyeler diziyor belki de hiç istemediği bir yere konumlandırıp omzuna bir de biz yük oluyoruz.

Fazla şefkat insan usandırır

Bilemiyorum, Deniz Göktaş, kendisi için bu kadar endişe edilmesine içten içe sevinmiştir belki. (Ya da Fatih Altaylı’nın yayınındaki gibi kendini sorgulamıştır.) Ama ben kendimi, bu endişelere, bunların dile getirilmesine, dolaylı da olsa hedef göstermeye ve o “sarı öküzü verme” hevesine öfkelenenlerin safında buldum.

İyi niyetli ama bir o kadar tehlikeli bir şefkat bu. Bunu yapanı kriminalize eden, “Ah ne gerek vardı bunu yapmaya, bilmiyor mu başına gelecekleri” hayıflanmasının altında erk olana gizli bir “O da öyle artık, hepimiz biliyoruz” haklılığı veren bir şefkat bu.

Sanırım, biraz da “teşbihte hata olmaz” sözüne güvenerek, Deniz Göktaş’a teslim edilen süper kahramanlık pelerinini “kahraman” gazetecilere, siyasetçilere, madencilere, avukatlara, hak savunucularına, bilim insanlarına atfedilen durumla özdeşleştiriyorum. Öfkeleniyorum.

Çünkü tuhaf bir eşik çoktan atlandı: İşini yapmak, hakkını aramak, söz kurmak ya da geri çekilmeden durmak bile olağan bir davranış olmaktan çıkıp ‘cesaret’ ya da ‘kahramanlık’ olarak anılmaya başladı. Bunu, sesi daha gür çıkanları yermek ya da onları değersizleştirmek için değil; onlara bu yükleri yükleyen düzene söylüyorum.

Zira biz artık sadece işini yapan, hatta çok iyi yapan, diyelim, Deniz Göktaş için endişelenmek değil, ona gülmek istiyoruz.

1994 doğumlu Deniz Göktaş’la yaşıtız. Tıpkı onun da söylediği gibi, gözümüzü AKP iktidarı ve Recep Tayyip Erdoğan döneminde açtık. Gezi’yi, Suruç’u, 10 Ekim’i ve maalesef daha nice katliamı gördük. Ailelerimizin bu memleketten hiçbir koşulda vazgeçemeyişine tanık olduk; umutsuz ama en azından eğlenebilen, ne istediğini bilen bir kuşağın fertleri olarak bulduk kendimizi. Elimizden, işimize bakmak dışında pek de bir şey gelmiyor. Neyse ki Göktaş bu konuda bir hayli önde.

Tıpkı kendi gösterisinde de dediği gibi, eyleme gitmek bile bir cesaret örneği oldu. Öylesine sıkıştırdılar, öylesine korkuttular, öylesine büyük baskılar kurdular ki; korkanlara “korkak” demek bile zalimlik gibi hissettirdi.

Fonda “kelle koltukta” olarak yorumlanan, temiz ve pırıl pırıl fonuyla izledik Göktaş’ı. Ama sadece sahnenin değil, memleketin fonunu izledik aslında. Herkesin aklında aynı soru vardı: “Başına bir şey gelir mi?” İşte tam da bu yüzden kahkahalar kadar bu soruya da itiraz etmek gerekiyor. İlk refleksimizin başına bir iş gelme ihtimali olması çok can sıkıyor. Belki de bu yüzden “Silivri soğuktur” şakası artık şaka değil. İyi niyet kisvesi altında dolaşıma sokulan bir teslimiyet cümlesi. Oysa ben Deniz Göktaş’ı bir kahraman olarak değil, sadece işini yapan bir komedyen olarak izlemek istiyorum.

Deniz Göktaş’ın gösterisini izlerken kahkahalar attım. Ama inanın, çok da umurumda değil. Umurumda olan, bir komedyenin sahneye çıkmasının, bir gazetecinin haber yapmasının, bir öğrencinin yürüyüşe katılmasının hâlâ “cesaret” diye alkışlanıyor olması. Çünkü cesaret diye övdüğümüz şeylerin büyük kısmı, aslında normal bir hayatın çoktan elimizden alınmış parçaları.

Bir komedyeni kahramanlaştırmak istemiyorum. Bir gazeteciyi de, bir öğrenciyi de… Ben Deniz Göktaş’ın cesaretini değil, yaptığı işi konuşmak istiyorum. Asıl mücadele de belki tam burada başlıyor.

Troller devrede

“Ölü Deniz” yayınladı, çok izlendi, çok konuşuldu. Nitekim Göktaş ve gösterisi için de durum böyle ilerliyor. Kısa bir hafıza tazelemeyle bitirelim yazıyı.

“Bizim mahallenin” endişelileri Göktaş’ın mizahının, zekasının ve gösterisinin tadını öve öve çıkarırken troller de boş durmadı elbette. Gösteriden kesitlerin sosyal medyada paylaşılmasıyla Göktaş, özellikle iktidar yanlısı isimlerin ve medyanın hedefi haline geldi. Birileri “Aman bizim oğlana bir şey olacak” derken birileri de öğrenilmiş ve alışılagelmiş bu endişenin üzerinde keyifle tepindi anlayacağınız.

Nitekim çok geçmeden gösteriden kesitler içeren X paylaşımlarına erişim engeli getirildi. İfade Özgürlüğü Derneği’nin internet erişimi alanında çalışan platformu EngelliWeb gösterinin bazı kesitlerinin X’te engellendiğini duyurdu.

Deniz Göktaş’tan açıklama

Tüm bunlar olurken Göktaş’ın ‘yurt dışına kaçtığı’ da iddia edildi. Göktaş ise tatile gittiğini, ülkeye geri döneceğini kendine has üslubuyla şöyle yanıtladı:

“Merhabalar, bütün yıl hayal ettiğim gibi turnem ve kurgu biter bitmez arkadaşlarımın yanına üç tişört üç boxer’la tatile geldim. Bilmiyorum seyahat etmem ayıp bir şey mi ama istihbarat haberi gibi paylaşanlar 22 Haziran’da yüklü bir bedelli askerlik ücreti ödediğimi de görürler, uzun yıllar ülkede olacağım 🙂 Türkiye’de olmamı gerektiren bir durum olursa ilk uçakla döneceğim, tişört sayısı zorluyor.”

Deniz Göktaş TBMM gündeminde

EMEP Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca ile İstanbul Milletvekili İskender Bayhan, “Ölü Deniz” gösterisinden alınan kesitlerin “milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması” gerekçesiyle X’te erişime engellenmesi ve sanatçı hakkında dini değerleri alenen aşağılama iddiasıyla soruşturma başlatılması iddialarını TBMM gündemine taşıdı.

Adalet Bakanı Akın Gürlek’e yöneltilen önergede, bakanlığın suç ve kamu düzeni değerlendirmelerinde kişilerin konuşma tarzı, ses tonu veya sahne performansı gibi öznel kriterleri kullanıp kullanmadığı sorgulandı.

Bir stand‑up gösterisi üzerinden milli güvenlik tehdidinin neye dayandırıldığı soruldu.

Önergede, sosyal medyada yürütülen linç kampanyalarının resmi ihbar sayılıp sayılmadığı ve adli süreçlerin bu tür organize çevrimiçi tepkilere dayanıp dayanmadığı da sorgulandı.

“Kötüyü” çağıranlar için mutlu son

Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahnelediği “Ölü Deniz” adlı stand-up gösterisi nedeniyle komedyen Deniz Göktaş hakkında “dini değerleri aşağılama” suçlamasıyla soruşturma başlatıldı.

Soruşturmaya “Bir kısım sosyal medya platformlarında yayınlamış olduğu içeriklerde suç unsuru ifadeler” tespit edilmesi sebep gösterildi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

“Bir kısım sosyal medya platformlarında yayınlamış olduğu içeriklerde suç unsuru ifadeler tespit edilen şüpheli Deniz Göktaş hakkında Cumhuriyet Başsavcılığımızca soruşturma başlatılmıştır.”

Mesele elbette “Eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürmek” değil. Mesele bunu kanıksamak, normalleştirmek ve günün sonunda çok uzun süre önce verdiğimiz o sarı öküzü bir kez daha vermek.

Dadanizm sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin