Punk’ın daim olsun, Catherine Ringer

Dadanizm newsletter duyuru (600 x 600 px)

Catherine Ringer daha ilk karşılaşmada hayatınızı değiştirebilecek biri: Bir şarkının ortasında çığlıktan kahkahaya, oradan da ağırbaşlı bir chanson yorumcusuna geçebilen sesi; ASLA azla yetinmeyen görüntüsü (Jean Paul Gaultier’nin o meşhur konik büstiyerini Madonna’dan bile önce giymişti), sahnede bedeninin her uzvunu ayrı bir işe koşturan o acayip dansları… Les Rita Mitsouko’nun herhangi bir klibine denk gelmeniz bile yeterli.

Les Rita Mitsouko’nun yarısı, Fransız müziğinin özgün isimlerinden Catherine Ringer, 14 Eylül’de hayatını kaybetti. Ardında 40 yılı aşan bir müzik kariyeri ve daha ilk birkaç saniyesinden tanınan şarkılar var. Ama onu anlatmaya “punk”tan başlamak yine de fena fikir değil. Çünkü Ringer’ın punklığı yalnızca müzikte, kıyafetlerde ya da sahnedeki o tuhaf danslarda aranacak bir şey değildi. Nasıl görünmesi, nasıl davranması, nasıl şarkı söylemesi gerektiği konusunda başkalarının fikriyle pek işi olmaması, galiba hikayesinin en güzel tarafı.

Hafta boyunca internette dolaşıp duran videolar da bunu hatırlatıyor bize. Eski televizyon programlarında karşısındakinin hiç beklemediği anda verdiği ters köşe cevaplar (kendisini ahlakla (!) terbiye etmeye kalkan Serge Gainsbourg’u alaşağı ettiği bir kesit yayıldı mesela), soruyu beğenmediğinde bunu saklama gereği duymayan yüz ifadeleri, röportajlarda bir anda bambaşka bir yere giden sohbetler, konser görüntüleri, müzik klipleri… Paylaşımların altındaki yorumlar da en az videolar kadar ilginç. Onu ilk kez görmenin nasıl bir şey olduğunu anlatanlar, daha önce kimseye benzemediğini söyleyenler, Ringer sayesinde müzikle, hatta hayatla ilişkisinin değiştiğini yazanlar… Bir süre sonra insan şunu fark ediyor: Catherine Ringer’dan söz ederken şarkılar bir noktada yetmiyor. Çünkü Les Rita Mitsouko ne kadar kendine özgüyse, grubun önündeki kadın da bir o kadar komik, zor, meraklı, bazen sinir bozucu ve fazlasıyla kendisi.

Catherine Ringer müzikle çok genç yaşta tanışıyor. Henüz 17 yaşındayken deneysel tiyatro, dans, performans ve avangart müzik çevrelerinin içinde; besteci Michel Puig’le, daha sonra da Yannis Xenakis’le çalışıyor. Bu dönem, yıllar sonra Les Rita Mitsouko’da duyacağımız o alışılmadık sesin de temellerini atıyor. Çünkü Ringer’ın peşinde olduğu şey hiçbir zaman pürüzsüz, uslu bir vokal değil. Çığlıklar, tiz sesler, hırıltılar, bir anda değişen tonlar; sesinin yapabildiği ne varsa kullanıyor.

Zaten onu dinlerken en çok dikkat çeken şeylerden biri bu. Kelimeleri uzatıyor, büküyor, bazen neredeyse konuşur gibi söylerken bir anda sesini sonuna kadar açıyor. Aynı şarkının içinde birkaç farklı Catherine Ringer’la karşılaşmak mümkün. Üstelik beslendiği müzik dünyası da epey geniş: Maria Callas’tan Oum Kalthoum’a, Fransız chanson’undan rock’n’roll’a kadar uzanıyor.

Sonra Fred Chichin

Ringer, 1979’da bir müzikalin seçmeleri sırasında gitarist Fred Chichin’le tanışıyor. Kısa süre içinde birlikte müzik yapmaya başlıyorlar ve 1980’de Les Rita Mitsouko ortaya çıkıyor. İkili aynı zamanda hayat arkadaşı; Chichin’in 2007’deki ölümüne kadar yaklaşık 30 yıl birlikte müzik yapıyorlar.

Les Rita Mitsouko’nun müziğinde tek bir türün izini sürmek zor. Punk ve new wave’in yanında funk, elektronik müzik, Latin ritimleri ve Fransız chanson’u var. Stüdyoda da farklı seslerle oynamayı seviyorlar. Marcia Baïla’daki üflemeli çalgıyı andıran o sesin aslında eski bir elektronik orgtan çıkması bunun güzel örneklerinden biri.

İkinci el kıyafetler, plastik alışveriş torbalarından yapılan kostümler, büstiyerler, bol makyaj, desenler… Klipler ve sahne kostümleri de Les Rita Mitsouko’nun dünyasının önemli bir parçası. Jean Paul Gaultier de ikiliyi ilk kez sahnede gördüğünde Ringer’ın sesinden olduğu kadar hareketlerinden ve görüntüsünden de etkilendiğini yıllar sonra anlatıyor.

Marcia Baïla: Dans ettiren bir ağıt

1984’te çıkan Marcia Baïla, Les Rita Mitsouko’nun en büyük hitlerinden biri. Şarkının arkasında ise oldukça kişisel bir hikâye var. Marcia, Ringer’ın birlikte çalıştığı Arjantinli dansçı ve koreograf Marcia Moretto. Moretto’nun genç yaşta kanserden hayatını kaybetmesinin ardından Ringer şarkıyı onun için yazıyor.

Ortaya çıkan şey klasik anlamda bir ağıta hiç benzemiyor. Marcia Baïla hareketli, renkli ve insanı dans ettiren bir şarkı. Philippe Gautier’nin yönettiği klip de aynı dünyayı büyütüyor: dansçılar, performansçılar, büyük dekorlar, Jean Paul Gaultier ve Thierry Mugler kostümleri…

Ringer’ın klipte giydiği Gaultier tasarımları da başlı başına pop kültür tarihinin bir parçası. Yazının başında bahsettiğimiz konik göğüslü tasarım bunlardan biri; Madonna’nın Blond Ambition döneminden yıllar önce Ringer’ın üzerinde. Beyaz Gaultier elbisesi ise hareket etmeyi öylesine zorlaştırıyor ki Ringer kostümün izin verdiği hareketlerden kendine yeni bir dans çıkarıyor.

Marcia Baïla’nın ardından Andy, C’est comme ça ve Les Histoires d’A gibi şarkılar geliyor. David Bowie’yle uzun yıllar çalışan Tony Visconti, 1986 tarihli The No Comprendo albümünün prodüktörlüğünü üstleniyor. Sparks ve Iggy Pop’la da yolları kesişiyor.

Başına buyrukluk sahnede kalmıyor

Yazının başında Serge Gainsbourg’un kendisine ahlak dersi vermeye kalktığı videodan bahsetmiştik. Bunun nedeni Ringer’ın gençliğinde yetişkin filmlerinde rol almış olması. (Serge Gainsbourg bu yaptığından ötürü iğrençsin, etik diye bir şey var falan diyor…) Geçmişinin bu bölümünü hiçbir zaman saklamıyor ama yıllar içinde ona bakışı değişiyor Ringer’in.

1980’lerde bu dönemden söz ederken kendi seçimini yaptığını, kimsenin onu zorlamadığını anlatan Ringer, ilerleyen yıllarda çok daha başka bir çerçeve çiziyor. 13 yaşından itibaren kendisinden yaşça büyük bir erkeğin etkisi altında kaldığını, cinsel şiddete maruz kaldığını ve yaşadıklarının izlerini yıllarca taşıdığını açıkça konuşuyor. Judith Godrèche’in 2024’te Fransız sinema sektöründe yaşadığı istismarı anlatmasıyla başlayan tartışmalar sırasında Ringer da kendi geçmişine yeniden dönüyor: 70’lerin cinsel özgürlük ve özgürleşme söyleminin içinde genç kadınların yaşadıklarına bugünden başka türlü baktığını anlatıyor. Kendi gençliğinde özgürlük olarak gördüğü bazı şeylerin içinde istismar ve güç ilişkilerinin de olduğunu artık çok daha açık ifade ediyor.

Aynı yıl Fransa’nın kürtaj hakkını Anayasa’yla güvence altına almasını kutlayan törende sahneye çıkan isimlerden biri yine Ringer. La Marseillaise’i kendine göre yorumluyor; şarkının sonunda zafer işareti yapmak yerine iki elini karnına götürüyor.

Fred’den sonra

Fred Chichin’in 2007’de, 53 yaşında kanser nedeniyle hayatını kaybetmesi Les Rita Mitsouko’nun da sonu oluyor. Ringer içinse yaklaşık 30 yıllık müzik ortaklığının yanı sıra hayat arkadaşını da kaybetmek demek bu.

Chichin’in yerine başka birini koyup Les Rita Mitsouko adıyla devam etmiyor ama müziği de bırakmıyor. İlk solo albümü Ring n’ Roll 2011’de, Chroniques et Fantaisies ise 2017’de çıkıyor. Les Rita Mitsouko şarkıları da konser repertuvarında kalıyor; Marcia Baïla, Andy ve C’est comme ça yıllar boyunca Ringer’la birlikte sahnede.

Son yıllarında müziğin yanında tiyatro ve şiire de dönüyor Ringer. 2025’te Centre Pompidou’da şair Alice Mendelson’ın metinlerinden oluşan L’Érotisme de vivre projesiyle sahneye çıkıyor. Son konserlerinden biri ise Şubat 2026’da Paris’te.

*****

Bunca yılın ardından Ringer’a dönüp baktığımızda değişmeyen şeylerden biri, kendisini belli bir kalıba uydurma konusunda başından beri pek hevesli olmaması. Belki yazının başından beri “punk” deyip durmamızın sebebi de bu. Punk görünmeye, aykırı olmaya ya da kimseye benzememeye özel bir çaba harcadığı için değil; bunları bir kimliğe dönüştürmeye ihtiyaç duymadan kendi bildiği gibi yaşadığı için. Bazen şahane, bazen zor, bazen komik, bazen de insanı rahatsız edecek kadar açık. Sesini güzelleştirmeye, geçmişini temize çekmeye, yaş aldıkça daha makul bir Catherine Ringer olmaya çalışmadı. Belki gerçekten punk olmak da biraz budur zaten: punk olmaya hiç uğraşmamak.

Dadanizm sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin