Bir ada kaç korku hikayesi kaldırır?: Mitleri ve sırlarıyla Widow’s Bay
Yaz boyunca birbiri ardına paylaşılan Yunan adalarını görmekten sıkıldınız mı? Farklı bir tatil destinasyonu mu arıyorsunuz? Deniz, plaj, doğa ve ilginç de bir tarihi de olsun diyorsanız size hiç dinlememeniz gereken bir öneride bulunalım: Widow’s Bay. Aman hakkındaki övgülere kapılıp da sakın gitmeyin! Mazallah kendinizi bir ayininin ortasında ya da hayaletlerle dolu bir otelde bulabilirsiniz.
Widow’s Bay’in belediye başkanı Tom Loftis, adanın asırlık lanetine rağmen şurup şeker bir turizm kampanyası yürütebileceğine inanmak istiyor. İnadına sağlık başkan! Aman siz buranın yeni Martha’s Vineyard olacağına inanmayın sakın. Açıkçası biz olsak feribot saatlerini bir daha kontrol ederdik… Evet, Apple TV’nin Emmy’lerde ödülleri toplayan, komedi ile korkuyu şahane bir şekilde iç içe geçiren dizisi Widow’s Bay’e dadanıyoruz.
Deniz kenarında küçük bir kasaba. Ahşap evler, tanıdık yüzler, ‘tuhaf’ gelenekler… İnterneti de pek çekmiyor ama olsun, insan biraz uzaklaşmak istiyor bazen… Widow’s Bay’e giden feribota binmeden önce adanın yerel hikayelerine kulak verirseniz, belki de fikrinizi değiştirirsiniz. Belediye başkanı Tom Loftis ise tam tersini yapıyor: Adayı turistlerin gözdesi haline getirmeye çalışırken lanet meselesini ada sakinlerinin abartısı sayıyor. Daha doğrusu saymaya çalışıyor, umursamamak için kendi kendine bile yalanlar söylüyor… Ne yazık ki Widow’s Bay’de yerel halkın anlattıklarını dinlemek, ziyaretçi yorumlarını okumaktan daha faydalı olabilir… (Biliyoruz, internette Piramitler bile kötü yorum alıyor ama bazen de bazı yorumlar o kadar da yanlış olmayabilir…)
Matthew Rhys’in canlandırdığı ana karakterimiz Tom, bir yandan kasabanın ekonomisini canlandırmaya, bir yandan ergen oğluna iyi bir gelecek kurmaya çalışıyor. Bunlar zaten yeterince zor işler. Üstüne bir de adanın yıllardır uyuduğu sanılan korkunç hikayeleri yeniden kıpırdanmaya başlayınca, kendisini hiç istemediği bir görevin başında buluyor: Söylencelerin hangisinin doğru olduğunu anlamak… Çok var çünkü. Tom’un kendinden pek emin olamaması, dizinin en sevdiğimiz yanlarından. Paniklediğinde bizim de panikleyeceğimiz biri sonuçta; sadece kendisi belediye başkanı olduğu için daha profesyonel görünmesi bekleniyor. Ama içi içini yiyor.

Söz konusu Widow’s Bay ise her yerden bir şey çıkabilir! Lanetler, hayaletler ve TABİİ Kİ DE SPOILER’LAR dahil! Yazının bundan sonrasında dikkatli olun…
Widow’s Bay’de mitler, anlatılıp geçilen eski hikayeler değil. Sis bastırdığında sıradan bir hava olayının söz konusu olmadığını herkes geçmiş deneyimlerden dolayı biliyor. Bazı binalara değil girmek, kıyısından köşesinden bile geçmemek gerek. Yolda yaşlı bir kadın görüp yardım mı etmek istediniz? Hayır, oradan hemen uzayın… Eh deniz de öyle yalnızca manzaraya dahil değil. Diziyi ilginç kılan, bu işaretleri hemen açıklamak yerine adanın gündelik hayatına yerleştirmesinde: Biri bir tehlikeden söz ederken diğeri yaklaşan turistleri düşünüyor. Alelade bir sohbetin ortasında biri, “Eski sevgilimi bir hayvan ısırdı, sonra da sevgilim o hayvana dönüştü’’ diyebiliyor. Bir süre sonra “Burada ne olmuş?” kadar “Bütün bunlara rağmen insanlar burada nasıl yaşamaya devam etmiş?” sorusu da aklımıza takılıyor.
Bu mitleri duymakla kalmıyoruz tabii. Her bölüm, adanın başka bir korkusunu kahramanlarımızın gözünden yaşamamıza izin veriyor. Bir gece perili olduğu söylenen bir otelde kalıyoruz, başka bir gün denizden ne çıkacağını bilmeden suya giriyoruz. Katil palyaçolar, slasher filmlerinden fırlamış gibi görünen tipler (‘gibi’si fazla gerçi), sisin içinden beliren tuhaflıklar… Widow’s Bay, korku sinemasının yıllardır biriktirdiği ne varsa adaya davet ediyor belli ki. Diziyi bu kadar sürükleyici yapan da bu tanıdık klişelerle hem eğlenmesi hem de bizi gerçekten korkutmayı başarması. Hangi korkudan korkacağımızı şaşırırken arada sevdiğimiz korku filmlerine çakılan selamları yakalamak da cabası. Eğer türün sevdalısıysanız, Widow’s Bay size sunulan büyük bir lütuf…

Ada, yalnızca lanetiyle değil, insanlarıyla da acayip. Ama bu acayipliklerde son derece matrak ve insanın içini ısıtan bir şeyler var. Her karakterin derdini çok geçmeden kolayca anlayabiliyoruz bir şekilde. Stephen Root’un canlandırdığı Wyck’in uyarıları, Kate O’Flynn’in Patricia’sının nevrotik telaşı ve belediye çevresindeki bitmek bilmeyen küçük sürtüşmeler, kasabayı dekor olmaktan çıkarıyor. Telefonun çekmediği bir yerde dedikodu, korku ve komşuluk ilişkileri gayet hızlı yayılıyor. Hangi söylencenin gerçek, hangisinin yıllar içinde ağızdan ağıza değişmiş bir hikaye olduğunu çözmeye çalışırken insanın adadakilere bağlanması da biraz bundan.

Bu kasabanın geçmişi epey uzun
Widow’s Bay’in yaratıcısı Katie Dippold, dizinin ilk taslağını yaklaşık 18 yıl önce yazmış. Hatta o ilk pilot senaryo, onun Parks and Recreation yazar kadrosuna girmesinde de önemli bir rol oynamış. Dippold yıllar içinde metne dönüp durmuş; başlangıçta esprileri daha önde olan hikayenin gerçekten ürkütebilmesini istemiş. Çocukken arkadaşlarıyla perili olduğuna inanılan bir evin önünden geçerken yaşadığı o hem korkutucu hem de çocuksu kikirdeme hali, dizinin peşinden koştuğu duyguya dönüşmüş.
Bu arada Katie Dippold’un bunu ne kadar ciddiye aldığını görmek istiyorsanız, vaktiyle viral olan o Cadılar Bayramı kostümüne bakın. Dinginlikle şaraplarını yudumlayan yetişkinler dünyasında, korkuyu layıkıyla üzerine geçiren, ortama Babadook olarak dahil olan biri… Bunu paylaştığında fotoğraf viral olmuştu. Katie Dippold Emmy’lerde Widow’s Bay’le birlikte ödül alınca bu fotoğraf tekrar dönmeye başladı. Çünkü bu fotoğraf Widow’s Bay’e dair de çok şey anlatıyor…

Neyse, diziye dönecek olursak; Dippold’un korku ile komedi arasında gidip gelen ama o kadar da sahici bir his yaratabilmesi için adanın geçmişini de tasarlaması gerekmiş. Yazar ekibi yalnızca ekranda göreceğimiz olayları düşünmemiş; eski hikayeler, şarkılar ve kasabaya ait küçük izlerle Widow’s Bay’in geçmişini de örmüş. Hiro Murai’nin yönetmenliği ise bütün bu gariplikleri, burada yaşayanlar için gayet gerçek bir meseleymiş gibi gösteriyor. Belki de bu yüzden bir sahnede gülerken ötekinde kapıya, pencereye, denize şüpheyle bakmaya başlıyoruz.
Az öncede bahsettiğimiz gibi bu yıl Emmy’lerde 14 ödül kazanan dizi, En İyi Komedi Dizisi seçildi; Matthew Rhys, Kate O’Flynn ve Stephen Root da oyunculuk ödülleri aldı. Katie Dippold senaryo, Hiro Murai yönetmenlik dalında ödüle uzandı. Widow’s Bay’in ikinci sezon için yenilenmiş olmasıysa adanın bütün sırlarını ilk ziyarette öğrenmediğimiz anlamına geliyor.
Biraz birlikte kafa patlatmaca
(Gerçekten bundan sonra spoiler’ları abartıyoruz, hâlâ izlemediyseniz ve yazıdan çıkmadıysanız şimdi geri dönme vakti…)
Final bazı sırları açığa çıkardı gibi ama kafamızda hâlâ bir sürü soru işareti var. Ve bunların giderilmesi için de epeeeey beklememiz gerekecek. İnternette, Reddit’te turlayıp durduk ama nafile, kimse pek bir şey bilmiyor gibi. Şu anki plana göre ikinci sezon çekimleri Mart 2027 civarında başlayabilir. Patricia’yı oynayan Kate O’Flynn bunu bir ihtimal olarak söylemiş; kesinleşmiş bir çekim tarihi değil. Katie Dippold da senaryo ekibinin çalışmaya başladığını ve çekimleri 2027’de yapmayı umduklarını anlatmış. Yayın tarihi henüz açıklanmadı. Yani epey bekleyeceğiz cevapları bulmak için. Biz yine de bazı soruları şuraya bırakalım. Cevabı olan bize ulaşsın!
Ruth’a ne oldu? Bechir’in kurşunu onu oracıkta öldürmüyor. Ya da ölüyor da tekrar mı canlanıyor? E öyleyse neden Tom, Ruth’un Warren soyuyla bağını gösteren o broşu denize atıyor. Peki Ruth’un hikayesi burada mı kalıyor? Bir de Tom’un öğrendiği aile sırrını Ruth’tan başka kimler biliyor?
O el çizimi gerçekten neyi gösteriyor? Tom’un kafası güzelken çizdiği ve daha önce de karşımıza çıkan o el şekli boşuna tanıdık gelmiyor: Adanın haritası bir elin çevresi çizilerek tasarlanmış. Peki bu şekil yalnızca adanın kendisi mi, yoksa aşağıdaki geçitlerin de bir planı olabilir mi? İkincisi şimdilik Reddit’te dolaşan bir teori; özellikle finalde yeraltına indikten sonra insanın aklından çıkmıyor.
Tom’un bodrumunda ne var? Evan annesinin mektuplarını bulduğunda Tom’un ilk paniği, oğlunun bodruma inmiş olabileceğiydi hatırlarsanız. Mektuplar başka yerde olduğuna göre bodrumda ne saklıyor? Reddit’te bodrumun adanın yeraltı geçitlerine açıldığını düşünenler var. Yalnız Tom’un o anki yüz ifadesini düşününce insan, geçitlerden başka bir şeyle karşılaşmaktan da korkuyor.
Evan’a şimdi ne olacak? Tom’un öğrendiği gerçek, oğlunu adanın geçmişinin tam ortasına koyuyor. Evan henüz bu hikayedeki yerini bilmiyor; üstelik babasının yıllardır sakladıklarıyla ilgili soruları da var. Tom onu korumak için ne kadar ileri gidecek? Ya Evan cevapları beklemek yerine kendi aramaya başlarsa? BİHTER NEYİ AÇIKLAYACAK FİRDEVS HANIM?!

Çan neden bu kez sekiz kere çaldı? Daha önce dokuz kez duyduğumuz çan, finalde sekize düşüyor. Kenny’nin yeraltında kaybolması ve fırtınanın dinmesi, adanın bir canı kabul ettiğini düşündürüyor. Ama sezondaki diğer ölümler neden hesaba katılmadı? Kurban sayılmak için o kapıdan geçmek mi gerekiyor, yoksa bilmediğimiz başka bir kural mı var?
O kapının ardında ne var ve bunu kimler biliyordu? Dale’in bulduğu eski film, bir zamanlar adada insanların kurban olarak seçildiğini gösteriyor. Böyle bir düzen ne zaman sona erdi? Gerçekten sona erdi mi ya da ? Yeraltındaki kapının aralığı bile ayrı bir mesele. Finalde artık daha fazlasını görmüşken, onun ardındaki şey hakkında hâlâ neredeyse hiçbir şey bilmiyoruz.

Lauren’ın mektuplarını bir daha mı okusak? Evan’a yazdığı “gizli anne” sözleri ilk duyulduğunda tuhaf geliyordu; Ruth’un anlattıklarıyla başka bir anlam kazandı. Peki mektuplardaki diğer garip ayrıntılar? Lauren’ın ada dışına çıkışından sonra yaşadıklarına dair Tom’un bilmediği bir şeyler hâlâ olabilir mi?
Dişler neden her yerde? Adanın geçmişinde bulunan dişler, oteldeki Teeth oyunu, finaldeki insan ısırığı uyarısı… Tek tek bakınca Widow’s Bay’e yakışan ürpertici ayrıntılar; yan yana gelince insan ekran görüntülerini büyütmeye başlıyor. Bunlar aynı hikayenin parçaları mı, yoksa dizinin bizimle oynadığı bir oyun mu?
Bizim şimdilik soru tahtamız böyle. Tom’un ofisindeki, kurt fotoğrafları arasına sıkışmış trafik kazalı takvim sayfasına daha hiç gelmedik bile.
Of haydiiii ikinci sezon gelsin hemen!
