5 maddede dadandık: Haftalık popüler kültür raporu (5 – 12 Aralık)

Dadanizm newsletter duyuru (600 x 600 px)

Geçtiğimiz hafta boyunca dadandığımız ama çok tembel olduğumuz için yazmaya üşendiğimiz birkaç popüler kültür haberi…

1) Eurovision 2026 protestolarla karşılanmaya devam ediyor.

Eurovision şarkı yarışması hiçbir zaman siyasetten bağımsız, yalnızca şarkılarla ilgili olmamıştı. Katılımcı profili ve oylama sistemiyle her dönem tartışma konusu oluyordu. Son iki yıldır da yarışmayı müzikten çok siyasi meselelerle ve protestolarla birlikte konuşuyoruz. İyi ki de öyle oluyor.

Okuma önerisi – 2025 Eurovision Şarkı Yarışması’nda sahne protestoların

26 Mayıs 2026 tarihinde Viyana’da gerçekleşecek Eurovision yarışması protesto edilmeye başladı. İsrail’in bu yıl da yarışmaya katılmasına izin verilmesinin ardından geçen hafta İrlanda, İspanya, Slovenya ve Hollanda yarışmadan çekildi. Bu hafta İzlanda da beşinci ülke olarak İsrail’i protesto amacıyla yarışmadan çekildiğini açıkladı. İzlanda ulusal yayıncısı RÚV’un genel müdürü Stefan Eiriksson kararı “Şu anki haliyle bu yarışmanın barış ya da neşeyle hiçbir ilgisi kalmadı. Bu nedenle, öncelikle durum böyle olduğu sürece geri adım atıyoruz” diye açıkladı.

Portekiz henüz yarışmadan çekilmese de, ülkenin Eurovision’a şarkı seçmek düzenlediği Festival da Canção yarışmasına katılan 17 Portekizli sanatçı, kazanmaları halinde Portekiz’i temsil etmeyi reddedeceklerini açıkladı. İmzacılar yaptıkları açıklamada “İnsan hakları ihlallerine ortak olmayı kabul etmiyoruz” dediler ve Rusya’nın 2022 yılından beri yarışmadan men edilmesini hatırlattılar: “Rusya’nın siyasi nedenlerle (Ukrayna’nın işgali) Eurovision 2022’den men edilmesine rağmen, Birleşmiş Milletler’e göre Gazze’deki Filistinlilere karşı soykırım eylemleri gerçekleştiren İsrail’e karşı aynı tutumun sergilenmemesi bizi şaşırttı.”

Dün de (11 Aralık) 2024 yılının birincisi Nemo, kupasını iade etme kararı aldığını açıkladı. Instagram paylaşımında “bu kupanın artık rafıma ait olmadığını hissediyorum” dedi. Açıklamasının devamı da şöyle: “Eurovision, birlik, kapsayıcılık ve herkes adına haysiyet için var olduğunu söylüyor. Bu değerler, bu yarışmayı benim için anlamlı kılıyordu. Ancak Birleşmiş Milletler Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu’nun bir soykırım olarak nitelendirdiği bu süreçte İsrail’in yarışmaya katılmaya devam etmesi, bu idealler ile EBU’nun [Avrupa Yayın Birliği] aldığı kararlar arasında açık bir çelişki ortaya koyuyor. Yarışma, ciddi suçlamalarla karşı karşıya olan bir devletin imajını yumuşatmak için defalarca kullanıldı, ancak EBU Eurovision’un ‘siyasi olmayan’ bir organizasyon olduğunu ısrarla savundu. Bu yüzden kupamı Cenevre’deki EBU merkezine geri göndermeye karar verdim.”

Nemo yazısını “Dile getirdiğin değerlere göre yaşa. Sahnede kutladığımız değerler sahne dışında yaşanmıyorsa, en güzel şarkılar bile anlamını yitirir” diyerek bitiriyor.

2) Netflix, Warner Bros’un film ve yayın işlerini satın alıyor.

Süreç henüz tamamlanmadı ancak öleyazan sinemanın üzerine bir çuval toprak daha atıldığını söylemek yanlış olmaz.

Warner Bros. Discovery şirketi, son zamanlarda sinemayı canlandıran büyük bütçeli filmlere imza atmasına rağmen, uzun bir süredir borç içindeydi. 2022 yılı Haziran ayında borcunun 52 milyar dolara ulaşmasından sonra, satış konusu gündeme gelmeye başlamıştı. O dönemde CEO David Zaslav satış iddialarına yanıt vermiş, düzenlediği toplantıda katılımcılara WBD’nin “kesinlikle satılık olmadığını” söyleyerek, “başarılı olmak için ihtiyacımız olan her şeye sahibiz” demişti. Ancak WB, streaming platformları arasında hayatta kalmakta zorlanıyordu. 2025 sonbaharında ise Paramount ve Netflix, Warner Bros. Discovery şirketini satın almak için çalışmalara başladılar. Netflix’in WB’a teklif vermek için bankalarla görüştüğü haberi çıktı. Paramount da Warner Bros.’a çeşitli teklifler götürdü ancak bu girişimleri reddedildi.

4 Aralık 2025’te Netflix teklif savaşlarını kazandı; Warner Bros. Discovery’nin film ve TV stüdyoları ile HBO gibi büyük içerik platformlarını 82,7 milyar dolar* değerinde bir anlaşmayla satın almak üzere anlaştı. Netflix teklifini verdi, WB yönetim kurulu da bunu kabul etti. Ancak bu süreç hâlâ tamamlanmadı; satış kesin olarak onaylanmadı ve rakip teklifler hâlâ gündemde. Netflix’in satın alma duyurusunun hemen ardından Paramount Skydance’in CEO’su David Ellison “düşmanca devralma” (hostile takeover) teklifi başlattı. “Düşmanca devralma”, satın alınmak istenen şirketin yönetiminin rızası olmadan, doğrudan hissedarların hisselerini satın alarak şirketi devralmak, yani bir anlamda ele geçirmek anlamına geliyor. Tam bir Succession olayıyla karşı karşıyayız. Bu çekişme bir süre daha devam edecek gibi görünüyor. Zaten Netflix’in satışı onaylansa bile, sürecin bir yıldan fazla sürebileceği söyleniyor.

İşin Succession boyutu bir yana, bu olayın biz ölümlü sinemaseverler için nasıl bir önemi var? Öncelikle piyasayı zaten uzun süredir domine eden Netflix ve onun üretim tarzı daha da güçlenecek.

300 milyondan fazla aboneye sahip Netflix, HBO’nun 128 milyon abonesini de kendine katacak. Harry Potter, Friends, Succession, Sex and The City, Game of Thrones gibi çok büyük işlerin sahibi olacak. Bu kadar çok abone sayısı ve içerik kütüphanesine sahip Netflix, ne beyazperdeyi ne de kaliteli bir televizyon işi üretmeyi umursayacak; ki zaten umursamıyordu. Netflix sinemalarda film yayınlamaya devam edeceğini söylüyor ancak önümüzdeki yıllarda sinemaya gelecek filmlere bir bakalım: Godzilla, Mortal Combat 2, Scary Movie 6, Avengers: Doomsday… Ve daha nice yeniden çevrimler, devam filmleri. Beyazperde yalnızca bir lunapark işlevi görüyor artık. Sinemanın geleceği (ya da ölümü diyelim) meselesi bu yazı için fazla uzun bir konu. Ama WB’nin satışının, bu ölümü hızlandırdığı bir gerçek. Netflix’in CEO’su Ted Sarandos da sinemaya yaklaşımını saklamıyor zaten; sinemaya gitmenin “modası geçmiş” bir şey olduğunu düşündüğünü söylemişti. Piyasa tekelleştikçe, bizim sinemada iyi bir film izleme olasılığımız gittikçe düşüyor.

Peki kim bu konuda ne diyor? Öncelikle, Netflix kendi sitesinde bir açıklama yayınladı. O kadar neşeliler ki… “Amacımız dünyaya neşe getirmek”, “küreselleşeceğiz”, “çok eğleneceğiz” gibi laflarla dolu bir metin. Her cümlenin başına “daha” eklenmiş, “daha fazla fırsat”, “daha fazla eğlence”… Onların bu neşeli halleri, insana şöyle bir his veriyor:

Hollywood’dan tepkiler yükseliyor. James Cameron, Hollywood’da bu anlaşmayı dehşetle karşılayan birçok kişiden biri. Bunun sektör için bir “felaket” olacağını düşündüğünü söylemişti. Jane Fonda da bu satış için “yaratıcı endüstrimizi yok edebilecek felaket bir iş anlaşması” açıklamasında bulundu. Önümüzdeki günlerde de Christopher Nolan’ın yönetici koltuğunda olduğu Amerikan Yönetmenler Birliği (DGA) Netflix ile bir araya gelerek sektöre dair endişelerini dile getirecekler. Umarım toplantı sonrası “Netflix’in niyeti iyi, ona güveniyoruz” gibi açıklamalar yapmazlar.

İşin içinde çok büyük paraların döndüğü, çok denklemli karmaşık bir süreç bu. Derdi yalnızca iyi filmler izlemek olan bizleri kimsenin umursadığı yok. Böyle bir dönemde elimizdeki tek güç daha seçici olmak, önümüze atılan her “içeriği” tüketmemek, iyi yönetmenlerin iyi filmlerini sinemada izlemeyi tercih etmek olabilir. Sürece dair gelişmeleri de takip edeceğiz.

*Bazı haber kaynaklarında satış fiyatı 72 milyar dolar olarak geçiyor. 72 milyar dolar olarak bahsedilen fiyat, şirketin öz sermaye değeri (equity value), şirketin tüm yatırımcılarına ait olan toplam değeridir; yani şirketin borçları ödendikten ve diğer tüm hissedarların payları ayrıldıktan sonra kalan, hisse senedi sahiplerine ait olan kısmın piyasa değeridir.

3) Tuhaf bir düğüne davetliyiz: Zendaya ve Robert Pattinson’ın başrolünde olduğu The Drama filminin fragmanı yayınlandı.

Filmin afişi bile bizi mutlu etmeye yetti. Kariyerleri genç yaşta başlayan ve tercihleriyle dönemimizin en parlak iki oyuncusuna dönüşen Zendaya ve Robert Pattinson, romantik bir kara komedi filminde bir araya geliyorlar.

3 Nisan’da Emma Harwood ve Charlie Thompson’ın düğününe davetliyiz, tabii her şey yolunda giderse… Boston Globe’un yayınladığı ‘nişan ilanına’ göre Emma, Boston Üniversitesi’nde İngilizce bölümünü bitirmiş, Mission Books’ta çalışıyor, Charlie’nin ise Sanat Tarihi doktorası var, Cambridge Sanat Müzesi’nin direktörlüğünü yapıyor. Emma ve Charlie’nin düğün haftaları, beklenmedik bir gelişmeyle rayından çıkıyor.

Filmin ser verip sır vermeyen bir fragmanı da yayınlandı; heyecanımız arttı.

4) Saçmalardan seçmeler: Quentin Tarantino ne yapıyor?

Quentin Tarantino ne yapmak, nereye varmak istemektedir? Bir süredir, en sevdiğim filmlerden biri Kill Bill olduğu için utanıyorum. Zamanında harika filmlere imza atan birinin, soykırıma destek olduğunu görmek ve her geçen gün daha da saçmaladığını izlemek insanı umutsuzluğa sürüklüyor. Ki son yıllarda ne kadar çok başımıza geliyor bu! (Ünlülere konuşma yasağı falan mı getirilse?)

Tarantino bu hafta durduk yere Paul Dano’ya sataştı ve onu “Oyuncular Birliği’ndeki en zayıf oyuncu” olarak nitelendirdi. The Bret Easton Ellis Podcast’in son bölümünde, Paul Thomas Anderson’ın There Will Be Blood filminin 21. yüzyılın en iyi beşinci film olduğunu söyledi. “Dev bir kusuru olmasaydı 1 veya 2 numarada olabilirdi… Bu kusur Paul Dano” dedi. Paul Dano’nun, Daniel Day Lewis’in performansına ayak uyduramadığını düşündüğünü söyledi. “Austin Butler bu rolde harika olurdu. [Dano] çok zayıf, ilgi çekici olmayan bir adam. Oyuncular Birliği’ndeki en zayıf aktör” diyerek tuhaf iddialarını sıraladı. Aynı yayında başkalarına da laf attı. Ellis’in Tarantino’ya “herhangi bir projede Dano’dan hoşlanıp hoşlanmadığını” sorması üzerine “Hiç umrumda olan biri değil, Owen Wilson ve Matthew Lillard da umrumda değil” dedi.

Biz de artık seni umursamıyoruz Tarantino. Esas nedeni bu saçma açıklamalar değil tabii: Ekim 2023 tarihinde, İsrail’in Gazze’ye bombalı saldırılarının başlamasından kısa bir süre sonra İsrail Savunma Kuvvetleri’ne destek vermeye gitmesi, onun üzerini çizmemizin başlıca nedeni. Artık herhangi bir filminden keyif alabileceğimi, hatta eski filmlerini de aynı zevkle izleyebileceğimi sanmıyorum.

Tarantino’nun söylemleri sonrası birçok oyuncu Paul Dano’ya destek oldu. Ben Stiller Twitter hesabından “Paul Dano olağanüstü biri” diye yazdı. Reese Witherspoon “Paul Dano inanılmaz yetenekli, çok yönlü bir aktör. Daha da önemlisi, tam bir centilmen” dedi. Zach Woods da çektiği Instagram videosunda doğrudan Tarantino’ya konuşarak, “Kendi sesine o kadar hayransın ki, elinden gelse kendi fikirlerinden biriyle birlikte olurdun” (kibarca ifade ettim) dedi ve Tarantino’nun 2003 yılında bir radyo programında Roman Polanski’yi savunmak için söylediği “O 13 yaşındaki bir kıza tecavüz etmedi. Bu yasal tecavüzdü… Reşit olmayan biriyle cinsel ilişkiye girdi. Bu tecavüz değil” sözlerini hatırlattı. Mide bulandırıcı.

GalaxyCon etkinliğinde konuşan Matthew Lillard ise bu tür eleştirilerin “duygularını incittiğini” söyledi: “Bu çok berbat bir şey. Tom Cruise hakkında bunu söylemezdi. Hollywood’un büyük aktörlerinden birine de böyle bir şey söylemezdi. Bu odada çok popülerim ama Hollywood’da o kadar değilim. Bu yüzden, bu çok alçaltıcı ve incitici” dedi.

@americacelebnews

“You wouldn’t say that to Tom Cruise.” 🎤💥 Matthew Lillard just kept it 100% real about how much Quentin Tarantino’s comments actually hurt. 💔 The way he called out the double standard in Hollywood is everything. Tarantino feels comfortable punching down on character actors, but wouldn’t dare touch the “top-line” stars? That’s tea. ☕️ We are NOT tolerating Stu Macher slander in this house. Put some respect on Shaggy’s name. 😤 #MatthewLillard #QuentinTarantino #Scream #ScoobyDoo

♬ original sound – American Celebrity News

5) Jacob Elordi: “Bana kimse ‘seni seviyorum’ demiyor”.

Sana daha ne diyelim be adam! Üç haftadır her raporumuzda varsın! (Eminiz ki çok umursamıştır.)

Variety’nin Actors on Actors sohbetleri başladı. Geçtiğimiz gün Gwyneth Paltrow ve Jacob Elordi’nin röportajı yayınlandı. Gwyneth Paltrow sohbete “Burada seninle konuşmak çok güzel. Çocuklarım çok kıskanıyor. Oğlum sana hayran, kızım sana aşık” diye başlıyor. Elordi ise “Evet, bu her zaman olan bir şey. Herkes ‘Annem seni seviyor. Kızım seni seviyor. Kız arkadaşım seni seviyor’ diyor. Asla ‘Seni seviyorum’ demiyorlar” diye yanıt veriyor.

@varietymagazine

#GwynethPaltrow teases she might just fall in love with JacobElordi, and he fires back, “Everyone always says, ‘My mom loves you, my daughter loves you, my girlfriend loves you.’ It’s never I love you.” Watch Variety and CNN’s #ActorsOnActors now at Youtube.com/Variety and on the CNN app

♬ original sound – Variety – Variety

Röportajın devamında Jacob Elordi’nin Euphoria’daki karakterinden, Gwyneth Paltrow’un Timothée Chalamet ile birlikte oynadığı yeni filmi Marty Supreme’den bahsediyorlar. Paltrow, uzun süredir sinemaya ara verdiği için Safdie kardeşleri tanımadığını, Marty Supreme filmi için teklif geldiğinde yönetmenin Josh Safdie olduğunu öğrenen kardeşinin “bu filmi yapmak zorundasın” dediğini söylüyor. Sinemaya ara verdin de dağlarda tek başına mı yaşadın, Safdie’leri nasıl tanımıyorsun?

Röportajın güzel kısımlarından birinde de sinemanın durumundan bahsediyorlar. Paltrow, “iş modelleri değişti ve filmlerin ticarileştirilme şekli değişti” diyor. Elordi de “Sizin nesil aktörleri izleyerek büyüdük ve tüm filmlerinizi izledik, bu bizim hayalimizdi. Biz de o tür filmler yapmak istiyorduk. Sonra, hepimiz sonunda bir seçmeye katıldık, işi aldık ve Hollywood’a adım attık ve…” diyor, Paltrow da “Hepsi nereye gitti?” diye cümlesini tamamlıyor. Gerçekten nereye gitti o eski filmler? Yazımızın en başına dönüyoruz böylece, elveda büyülü sinema…

Dadanizm sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin