Hayat berbat, gel bu eli saymayalım: Reha Erdem’in Seni Buldum Ya! filmi MUBI Türkiye’de

Dadanizm newsletter duyuru (600 x 600 px)

Zoom denince hepimizin yüzü ekşimeye başladı biliyoruz. Ama bu kez bu platformun bile itibarını kurtaracak bir işle karşı karşıyayız. Reha Erdem’in beş yıllık bir aranın ardından sinemaya dönüş filmi Seni Buldum Ya, tamamen Zoom üzerinden çekilmiş. Yeni filmi için sete girmeyi beklerken planları suya düşen yönetmen, bu süreçte yeni şeyler denemeye karar vermiş. Serkan Keskin, Nihal Yalçın, Bülent Emin Yarar, Ezgi Mola, Taner Birsel, Tilbe Saran, Esra Bezen Bilgin, Tansu Biçer ve Ecem Uzun’dan oluşan bir yıldızlar takımı kuran Erdem, her rolü de onlara özel olarak yazmış. Alışılmışın dışında bir düzende oyuncular kendi evlerinde, kendi kıyafetleriyle Reha Erdem’le birebir Zoom üzerinden çekmişler sahnelerini. Hiçbir oyuncunun karşılıklı bir araya gelmediği set, Reha Erdem’e göre hayatının en huzurlu seti olmuş.

Film, pandemiyi fırsat bilerek ikili bir suç çetesi kuran ve insanları dolandırmaya çalışan Felek ve Kerim’in ve tabii potansiyel kurbanlarının hikayesi. Çok da aklı başında olmayan bu ikili, basit bir program yardımıyla insanların bilgisayarlarında belirip onlarla görüntülü konuşmaya başlıyorlar. Karşılarındaki insanların önceden işlediği ufak tefek suçlarını onların önüne sunup bu suçları silmek için para istiyorlar. Bir nevi vicdan hatırlatması gibi de düşünebiliriz. Tabii bambaşka yedi kişinin bu duruma tepkileri de farklı oluyor. Kimileri kanmıyor, kimileri her istediğini veriyor, kimileri de onları oyuna getirmeyi seçiyor. Film, pandeminin başlarında hepimizin içine girdiği o varoluşsal kaygıyı, hayat sorgulamalarını ve suçluluğu eğlenceli bir yerden hatırlatan, yer yer de müzikale kayan bir kara komedi. Reha Erdem’in yeni şeyler deneyerek aldığı bu risk, biçimsel birçok kararın yükünü taşımamasının getirdiği bir özgürlük hissi ve rahatlık olarak yansıyor filme. Zoom’u bile keyifli kılan Reha Erdem’e saygımızla MUBI Türkiye’de gösterime giren Seni Buldum Ya filmi dadanıyoruz.

Seni Buldum Ya, odağına pandeminin başlangıcını ve getirdiği sıkışmışlığı alıyor. Geçen senenin Mart ayında içine girdiğimiz, şimdilerde çok da hatırlayamadığımız ya da unutmak istediğimiz dönem yani. Tüm karakterler evlerinde, belirsizlikle ve kendileriyle başa çıkmaya çalışıyorlar. Pandemi başlayalı ne kadar olmuş, kaç aydır evdeler bilmiyoruz. Belki de böylesi daha mantıklı zaten. Çünkü günlerin, saatlerin ve genel olarak zamanın önemsizleştiği bir yerdeyiz. Her şeyden önce yalnızlık, can sıkıntısı ve hareketsizlik var insanların hayatlarında. Hepsi evlerine sıkışmış halde dururken evlerinde beliren bir yabancı, dış dünyayla kurdukları bağ haline geliyor. Adı oldukça anlamlı olan Felek, üzerine herhangi bir şüpheye mahal vermeme amacıyla geçirilmiş üniformasıyla, bu insanlara geçmişte işledikleri çeşitli suçların tespit edildiğini anlatıyor. Felek’i, bunun altını çok doldurmasa da bir otorite figürü gibi görebiliriz. Belki de film, pandemiyle beraber hayatımızda beliren bazı otorite figürlerinin, kuralların ve zorunlukların absürtlüğünü de göstermek istiyor olabilir.

Felek; herkesin kendini sorgulamasına, unutmaya çalıştıkları suçlarıyla yüzleşmesine neden oluyor. Başta onun için işler rast gidiyor. İlk kurbanı Cemil (Taner Birsel) anında ikna oluyor ve parayı yollamayı kabul ediyor. Ya da tarihi eser kaçakçılığı ortaya çıkan Rıfat (Tansu Biçer) sinirlense de parasını ödeyip imajını temizlemeye karar veriyor. Tabii üniforması ve havalı tabelasına rağmen Felek’ten korkmayanlar da oluyor. Kendini kolejli olarak tanımlayan Arzu Hanım (Tilbe Saran), tüm suçlarını bir bir itiraf etse de, bunlar da suç mu canım? diyerek çıkıveriyor işin içinden. Ya da Seçkin (Ezgi Mola) adında yalnız bir kadın, Felek’i terapisti yapmaya karar veriyor. Anlattıkça anlatıyor, hatta bu seansları haftalığa bile çeviriyor. İntihalle suçlansa da kocasına iftira attığı ortaya çıkan Tuba (Esra Bezen Bilgin) hareketsizliği, Felek’e kıyamayıp oyununu anlasa da onu eğleyen Nurperi (Nihal Yalçın) de buradan kendini kurtarmayı seçiyor. 

Herkesin Felek’le olan ilişkisi biraz da vicdanlarının rahatlığıyla orantılı olarak şekilleniyor. Felek onlara kendileriyle yüzleşme fırsatı sunduğunda, buna hazır olmayanlar parası neyse verip işin içinden çıkmak isterken, bazıları da onu ciddiye almıyor bu yüzden. Tüm insanlığın ortak bir kıyamet ihtimali yaşadığı günlerde, herkesi daha çok etkileyebilecek sorular soruyor Felek: “Para için ne yapmazsın? Hiç doğmamış olmak ister miydiniz? Sevdiğiniz biri var mı? Nefret ettiğiniz biri oldukça nasıl başa çıkıyorsunuz? Öldüğünüze sevinecek insan var mı?” Tüm bu sorular insanlık olarak varoluşumuzu sorguladığımız dönemde ortaklaşa sorabileceğimiz sorular, en karanlıkta kalmış, gizli korkular belki. Bu sorular, Erdem’in 2004 yapımı filmi Korkuyorum Anne’yi getiriyor akla. O zamanlar bedenleri ve bedensel korkuları üzerinden eşlediği insanlığı bu kez varoluşsal sıkıntıları ve kaygılarıyla eşliyor yönetmen.

Öyleyse Korkuyorum Anne’de “Bol kemik. Tırnak. Bir ağız dolusu diş. Bol et, bol damar. Kilolarca bağırsak.” olarak tanımlanan insanı da Seni Buldum Ya için güncelleyelim: Bol endişe. Kaygı. Bir ağız dolusu bahane. Bol hata, bol pişmanlık. Kilolarca suçluluk. Hareket etmeyen kamera ve bilgisayar ekranına sıkışıp kalmış insanlar tüm bu sorularla da birleşince bize kendimizi sorgulatıyor. Ayrıca bu kez yönetmenin alışık olduğumuz mekan kullanımı, detayları ve sıra dışı kurgusu da yok. Birkaç kez gördüğümüz kısa İstanbul görüntüleri dışında biz de oyuncularla baş başayız. Çoğunun belden üstüne hakimiz sadece. Gördüğümüz İstanbul da boş, yer yer maskeli polisler var sadece. Tüm bu düzen, Erdem’in sinemasında her daim olan iktidara karşı direnişin izlerini taşıyor. Her yeri kurallar, yapılması gerekenler ve yasaklar sarmışken herhangi bir seçme şansları olup olmadığını soruyoruz içimizden.

Burada da Reha Erdem’in çoğu filminin başkahramanı olan çocuk figürü, bu kez bir yan rolde devreye giriyor. Ecem Uzun’un canlandırdığı Ceren, evden kaçan ve korkutulması gereken genç bir kız. Ancak Felek’in oyununa gelmediği gibi, onu kendi oyununda da yeniyor. Senin ahlakını, dayatmanı istemiyorum dercesine başkaldırıyor ve onu tanımıyor. Yetmiyor, o da onu gözlemlemeye başlıyor. Bir nevi bakışı kendinden alıp ona çeviriyor, onu obje haline getiriyor. Bu genç kız, ona tepeden dayatılmaya çalışılan suçluluk hissini reddederek kendi hayatının ve imajının kontrolünü ele almayı seçiyor. Burada da yönetmen bize her daim, nasıl koşullarda olursak olalım bir özgürlüğe sahip olduğumuzu gösteriyor. Belki de tüm bu kuralların bizim ciddiye aldığımız oranda var olduğunu söylüyor. Eril iktidar, dayatmalar, olması gerekenler ve bu dünyada paranın ve parası olanın bunlardan muaf olmasının saçmalığını hatırlatıyor.

Reha Erdem, sinemasının beklenmeyen bir sinema olduğunu anlatıyor. Hayatta bilinmezliğin bir özgürlük getirdiğini savunan yönetmen, beklenen tek şeyin de ölüm olduğunu söylüyor. Bu yüzden de akışkan olmanın, çok yönlü olmanın ve bilinmezliğe açık olmanın bizi kurtaracağını düşünüyor. O, hayatın Felek’in ısrarla adımlarını çalıştığı dansta değil, Nurperi’nin özgürce söylediği şarkıda olduğunu göstermek istiyor. Gerçekçiliği illet olarak nitelendiren bir yönetmen olarak da tabii bu pandemiyi karamsar bir yerden ele almıyor. Günün sonunda filmini umutlu bir tonda bitirmeyi seçiyor: Sanki tüm karakterlerine ve seyircisine bir özgürlük alanı olduğunu hatırlatıyor ve umutla diyor ki: hayat berbat, gel bu eli saymayalım.

Not: MUBI Türkiye, Dadanizm okurları için 30 günlük ücretsiz üyelik imkanı sunuyor. Reha Erdem’in Seni Buldum Ya! filmi ile başlayıp oturduğu yerden dünya sinemasını keşfe çıkmak isteyenlere duyurulur. Buraya tıklayarak izlemeye başlayabilirsiniz.

Dadanizm sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin