Ah o saçlar, vatkalar: Yapay zeka bizi bu kez 80’lere ışınladı (ama iyi mi yaptı?)

Dadanizm newsletter duyuru (600 x 600 px)

Şu son günlerde internetin kıyısından köşesinden geçseniz dahi üzerinize çarpacak bir trend var. Evet, o malum 80’ler görsellerinden bahsediyoruz. Bizce epey eğlenceli. Arkadaşlarınızı, tanıdıklarınızı 80’lerin minimalizmin esamesi okunmayan estetiğinde görmek zaten başlı başına absürt: Kabarık saçlar, devasa tokalar, geniş omuzlu rengarenk kıyafetler… Yapay zeka sağ olsun(!), herkesin suratı da cuk oturuyor. Gerçi bizim favorimiz Nebahat Çehre’den geldi. “Bazı akımlar sonradan gelmiyor, insan zaten içinden geçmiş oluyor” diyerek 80’lerden aşırı cool bir fotoğrafını paylaştı. Yapay zekasız, alın teri… Belli ki hepimiz Nebahat Çehre olmaya çalışıyormuşuz da haberimiz yokmuş.

Tüm dünyanın renklerini kaybettiği, bejlerden bej seçtiğimiz, minimalizmin bir köşesine rahatsızca kurulduğumuz şu günlerde 80’lerin o coşkulu hali hoşumuza gitti işte. Zaten son 20 yıldır neyin nostaljisini yapmadık ki? Ama elbette 80’ler fotoğrafları çoğaldıkça itirazlar da peşinden geldi. Yapay zekaya yüzümüzü ve verilerimizi kendi ellerimizle teslim ettiğimizi söyleyenler, her yeni trendde ‘generative AI’ı biraz daha beslediğimizi düşünenler, “80’ler o kadar da şahane değildi” diyerek bizi dönemin gerçekliğine geri çağıranlar… Haksız da sayılmazlar. Gelin biraz kabarık saçlarımızdan kafamızı kaldırıp hepsine birlikte bakalım.

Bu 80’ler trendinin mantığı son derece basit, daha önce de benzerlerine kapılmıştık: Bir fotoğrafınızı ChatGPT’ye yükleyip 80’lerde nasıl görüneceğinizi soruyorsunuz. AI yüzünüzü bırakıp gerisini dönemin estetiğine göre yeniden kuruyor; saç, kıyafet, makyaj, aksesuarlar, arka plan derken birkaç dakika sonra hiç çekilmemiş bir eski fotoğrafınız oluyor. Story’lerdeki “Sen de ekle” zincirleri sayesinde de bir kişinin 80’ler hali diğerini çağırıyor, akım da böyle böyle yayılıyor.

Zaten kendimizin alternatif versiyonlarına karşı biraz zaafımız var. Bizi bir çizgi film karakterine dönüştüren, süperkahramanmış gibi gösteren, saçımızı hiç cesaret edemeyeceğimiz kadar kısaltan her trendde aşağı yukarı aynı yere basıyoruz. Aynada her gün gördüğümüz yüzü tanımadığımız bir dekorun içinde görmek hoşumuza gidiyor. 80’ler bunun için ayrıca bereketli bir dönem. Minimal davranmaya hiç niyeti olmayan saçlar, insanı birkaç beden geniş gösteren vatkalar, dev küpeler, rengarenk göz makyajları, deri ceketler, desenler… Bir de belki 90’lar olsa bu kadar ‘komik’ olmazdı, 80’lerin estetiği buna çok müsait. Çıkan sonuçlar da bazen gerçekten havalı, bazen de insanın kendi fotoğrafına bakıp beş dakika gülmesine yetecek kadar saçma. Zaten belki olay bundan ibaret.

Arkadaşımızın 80’lerdeki olası tipine, kendi kabarık saçımıza gülüyoruz. Ha Nebahat Çehre gibi, gerçek fotoğraflarını koyanlar da oluyor; onlar da aşırı cool duruyor. Kısacası işte, bakıp geçiyoruz ve hayatımıza devam ediyoruz. Her internet davranışımızın altında büyük bir toplumsal kırılma aramak zorunda değiliz. Ama nostalji işin içine girdiyse biraz kurcalamadan da duramıyoruz. Nostaljinin sıcak kolları bazen yanıltıcı da olabiliyor çünkü.

Geçmiş neden hep daha güzel görünüyor?

Nostalji trendlerinden birine tutulmadan birkaç gün geçirebildiğimiz pek söylenemez. 90’ların kotlarından Y2K’ya, eski dijital kameralardan kablolu kulaklıklara kadar hemen her şey bir noktada yeniden ‘ilginç’ hale geliyor.

Bunda biraz da geçmişi hatırlama biçimimizin payı var. Dönemleri bütün ağırlığıyla geri çağırmıyoruz; hoşumuza giden parçalarını seçiyoruz. Eski fotoğrafların sıcak tonlarını, daha yavaş olduğunu hayal ettiğimiz hayatları, bugünün steril görüntülerine benzemeyen aile albümlerini alıp gerisini biraz flu bırakıyoruz. Bazen özlediğimiz dönem kendi geçmişimiz bile değil. 80’leri hiç yaşamamış biri de 80’ler nostaljisine pekâlâ kapılabiliyor. Çünkü özlenen şey her zaman kişisel bir anı değil; yıllar içinde filmlerden, kliplerden, moda fotoğraflarından, aile albümlerinden biriken ortak bir 80’ler hayali.

Elbette bu noktada eleştiriler yükseliyor. Çünkü fotoğraflardaki 80’ler o kadar neşeli ki dönemin kendisi biraz haksızlığa uğruyor. Dünyanın dört bir yanında ekonomik krizler, siyasi çalkantılar, Soğuk Savaş, AIDS krizi ve sayısız toplumsal gerilim yaşanırken bugün 80’leri yalnızca perma, aerobik ve pembe ruj üzerinden hatırlamak haliyle fazlasıyla steril bir nostalji. Doğru. Ama konu da 80’leri çok iyiymiş gibi göstermek de değil sanki bu trendde. Mevzu 80’lere övgü değil de, kabarık saçlar ile vatkalardan ibaret gibi.

Diğer eleştiriler ise yapay zekanın kullanılması üzerine. Çünkü biz kabarık saçlarımızla eğlenirken internetin başka bir köşesinde çok daha temel bir soru soruluyor: Bu fotoğrafları üretmek için kendi yüzümüzü, datamızı, fotoğraflarımızı neden bu kadar rahat bir şekilde yapay zeka araçlarına teslim ediyoruz? Sosyal medyada trendle birlikte yayılan eleştiriler arasında, birkaç ayda bir önümüze yeni ve eğlenceli bir AI akımı sürüldüğü ve her seferinde biraz daha fazla kişisel verimizi gönüllü olarak sisteme yüklediğimiz iddiası var. Hatta bu görsellerin modelleri eğitmek ya da yüz verisi toplamak için kullanıldığını söyleyenler de mevcut.

Ama gerçekten: Fotoğrafımızı nereye yüklediğimizi gerçekten biliyor muyuz?

AI hayatımıza o kadar hızlı ve ‘oyuncu’ biçimlerde girdi ki, birkaç yıl önce internette herhangi bir yere yüklerken iki kere düşüneceğimiz bir fotoğrafı bugün “bak saçımı ne kadar kabarttı” diye hiç düşünmeden teslim edebiliyoruz. Üstelik bu tartışma yalnızca yüzümüzle de sınırlı değil. Generative AI’ın hangi içeriklerle eğitildiği, sanatçıların ve üreticilerin emeğinin bu sistemlerde nasıl kullanıldığı, telif meselesi ve giderek büyüyen veri merkezlerinin enerji tüketimi zaten teknolojinin peşinden gelen koca bir soru yumağı. Yani evet, olay sadece komik bir fotoğraftan ibaret değil. İşin arkasında gizli gizli bazı hesaplar yapan dev bir teknoloji endüstrisi var. İkisinin aynı anda var olması biraz can sıkıcı ama maalesef mümkün.

Ama tabii yine de buradan yola çıkıp “80’ler fotoğrafınızı yaptıysanız teknoloji distopyasına bir tuğla da siz koydunuz” sonucuna varmak biraz fazla kolay olurdu. Yani trendlere kalmadan da çoğu kişi her datasını bu yapay zeka şirketlerine, en gündelik şekillerde teslim ediyor. (Yapay zekayı psikolog gibi kullananlar, burada mısınız?)

Kendimizi başka zamanlarda, başka hayatların içinde görmek hoşumuza gidiyor. Ama eğlenirken kullandığımız şeyin ne olduğunu bilmek de fena fikir değil. Belki bu 80’ler trendinin ironisi de burada. Yıllardır yapay zekanın bizi gelecekte nasıl bir dünyaya götüreceğini tartışıyoruz. Teknoloji sonunda avucumuzun içine kadar geldiğinde ise ilk işlerimizden biri ona geçmişi yeniden yaptırmak oldu. Ah o saçlar, vatkalar!

Dadanizm sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin