İfşalar “cadı avı” değil, feminist bir mücadele yöntemidir
Son bir haftadır özellikle Instagram’da birçok erkek fotoğrafçı hakkında taciz iddiaları ve ifşalar gündemde yer ediyor. Kadınların ve LGBTİ+’ların paylaştığı taciz anlatılarında bu erkeklerin sektördeki güçlerini de kullanarak kadın ve LGBTİ+’ları taciz ettikleri, rızaları dışında nü (çıplak) fotoğraflarını paylaştıkları ve cinsel saldırıda bulundukları beyan edildi.
İlk paylaşımlarla fitili ateşleyen isimlere gelen onlarca mesaj, birkaç saat içinde bir kartopu etkisi yarattı. Kartopu etkisi dediğimize bakmayın, kadınlar ve LGBTİ+’lar aslında dayanışma ve mücadeleden aldığı güçle yaşadıklarını anlatmaya başladılar aslında.
Birçok isim, bugüne dek birçok nedenle susmayı tercih ettiği taciz geçmişlerini anlatmaya başladı. İfşalar yalnızca fotoğrafçılarla sınırlı kalmadı, kültür-sanat camiasına da yayıldı. Beyanlarda sinemacılar, editörler, oyuncular, akademisyenler de vardı. Her yerden ama her yerden pislik akan bir lağımın içinde olduğumuz bir kere daha gün yüzüne çıktı aslında. Bazı kurum ve müzisyenler, hakkında onlarca beyan bulunan erkeklerle ilişkisini kestiğini ve birlikte çalışmayı sonlandırdıklarını duyurdu, duyurmaya devam ediyor. Yeter mi? Hayır. Ancak buzdağının, yaklaşık bir haftadır, görünen yüzü feminist bir yöntem olarak ifşanın neden önemli olduğunu bir kere daha hatırlattı.
Feminist bir yöntem olarak ifşa nedir, neden önemlidir?
Gizli olan bir şeyi açığa çıkarma anlamına gelen ifşanın, feminist kültürdeki anlamı şu: Hayatta kalan kadınları ve onların yaşamlarını öne çıkartarak faili gizleyen ve erkek şiddetini mazur gösteren patriyarkal hakikat oluşturma biçimlerine karşı güçlü, bu yüzden de tehlikeli görülen bir mücadele aracıdır.
İfşa, onu tehlikeli bulanların düşündüğünün aksine bir linç girişimi değildir. Tam tersine, yaşanmış şiddet, istismar ve tacizi ortaya çıkarmak için atılmış bir adımdır.
Neden kadınlar ve LGBTİ+’lar ifşayı bir mücadele ve direniş aracı olarak kullanıyor?
En temel neden, cezasızlık. Birçok şiddet, cinsel saldırı, istismar ve taciz vakasında kovuşturma, soruşturma ve yargı sürecinde şikayetlerin dikkate alınmadığını, yargı sürecinin uzadığını ve tüm bunlar olurken faillerin hayatlarına hiçbir şey olmamış gibi devam ettiğini biliyor, görüyor ve yaşıyoruz. Hal böyle olunca ifşa, yapanın yanına kâr kalmaması için bir çığlık görevi görüyor. Erkek egemen sistemin görmeyerek, cezalandırmayarak “koruduğu” failin yaptıklarını ortaya çıkarıyor; bir yönüyle de benzer deneyimleri yaşayan öznelerin seslerini duyurmalarına ve dayanışmaya imkan tanıyor.
Herhangi bir ifşa ve sonrasında nelerin yaşandığını az çok biliyoruz. Öznenin beyanlarına inanmama, sorgulama, şüpheyle yaklaşma; biraz daha ileri götürüp suçlama (Bilmiyor muymuş, orada ne işi varmış, neden öyle demiş vs.) ve hatta faille empati yapma… “Tanırım onu. Yok ya yapmaz öyle şey, çamur at izi kalsın, ifşanın da içini boşalttılar…. “
Bu liste uzar gider.
Şiddet, taciz, istismar, mobbing. Tüm bunlar o kadar gerçek ve maalesef o kadar hayatımızda ki… Aklı başında, mantıklı düşünen herhangi birinin yaşadıklarını anlatan bir kadın ya da kuire karşı ilk tepkileri aşağı yukarı şu şekilde olmalı: Dinlemek, anlamak, dayanışma içinde olmak, faille yakınlığı ya da ortaklığı varsa gerekli adımlar atacağını ve tepki vereceğini açıklamak.
“Kadının beyanı esastır” aslında ne demek?
“Kadının beyanı esastır” ilkesinin “kafa karışıklığı” yarattığını görüyoruz. Ya da daha doğrusu, bu ilkeyi çarpıtmak birilerinin işine geldiği için çarpıtılıyor, doğrusunun öğrenilmemesi işlerine geliyor. Şöyle ki “Kadının beyanı esastır” ilkesi; “Kadının söyledikleri her zaman doğrudur ve cezalandırma beyanlarına göre yapılır” anlamına gelmez. Bu ifade, somut kanıt olmasa da beyan esas alınarak soruşturmanın başlatılması anlamına gelir. “Kanıtı var mıymış, yalan söylüyor da olabilir, O adamı ben tanıyorum hiç öyle bir şey yapmaz” diyenler yüzünden faillerin aklandığı, mağdurların suçlanıp, yapanın yanına kâr kaldığı bu düzeni değiştirmek, önce mağduriyetini anlatana “Seni dinliyoruz, soruşturma başlatacağız” demektir aslında.
Ve esasen bu ilke de cinsiyetten bağımsızdır, özü itibariyle mağdurun beyanının esas alınacağını, dinleneceğini söyler. Fakat söz konusu şiddet ve istismar olduğunda mağdur olan taraf büyük çoğunlukla kadın olduğu için, yasalar da doğal ve yaygın olarak bu şekilde ifade ediliyor.
Neden “cadı avı” dememeli ve hatta diyenlerin ağzının payı verilmeli?
Eğer ifşa ortaya konmuşsa, bunu “cadı avı” olarak nitelendirmek, mağduru ve süreci küçümsemektir. “Cadı avı” demek, güç dengesini tersine çevirir: failin korunduğu, mağdurun ise suçlandığı bir algı yaratır.
Ve tabii faillerin savunmalarını tekrarlamamak için. Zira bu söylemi, ifşa edilen bir failden tanıyoruz. Kendisi de bir fail olarak ifşa edilen yönetmen Woody Allen, cinsel istismar faili Harvey Weinstein’ın “herkes için çok üzücü” olduğunu söylemiş bir de eklemişti: “Hollywood’da bir “cadı avı” atmosferine neden olmasından dolayı endişeliyim.”
Yazar Sema Kaygusuz’un ifşalara ve Me too hareketine “cadı avı” yakıştırması yapanlara, sosyal medya hesabından verdiği yanıtı da şöyle bırakalım: “Me Too hareketine Cadı Avı demek çok yakışıksız. Sesini çıkaran kadını engizisyon yerine koyuyor, tacizci erkeği yakılmış lanetlenmiş 200 bin kadının arasına katıyor. Apolitizm böyle bir şey: cahilliği seçmek, mümkünse hiç düşünmemek.”
Şimdi ne olacak?
İfşalardan sonra sonra toplulukları bilgilendirmek veya farkındalık artırmak ve durumu açıklamak için adımlar atan isimler ve kurumlar gördük.
Gelişmelerin ardından sinema, televizyon ve tiyatro alanlarında çalışan kadınların oluşturduğu dayanışma ağı Susma Bitsin, 22 Ağustos tarihinde yazılı bir açıklama yayımladı:
Oyuncular Sendikası’ndan gelen açıklama ise şu şekilde:
Argonotlar yayınlarına ara verdi
Fotoğrafçılardan başlayıp kültür sanat dünyasına uzanan ifşaların arasında Argonotlar’ın kurucu yayın yönetmeni Kültigin Kağan Akbulut da vardı. Bir sosyal medya kullanıcısı, Akbulut’un kendisini defalarca kez öpmeye çalıştığını, rahatsız edici sözlü iltifatlarda bulunduğunu yazdı. Argonotlar, Akbulut’un ifşaları kabul ettiğini ve yayınlarını askıya aldıklarını duyurdu. Argonotlar’ın Instagram hesabından paylaşılan açıklamada, “Son günlerde kültür sanat alanından isimlerin tacizci ve cinsel şiddet faili olduklarına yönelik ifşaları önemsemekle kalmıyor, Argonotlar olarak payımıza düşenle hesaplaşmak için şeffaf bir tavır sergilemek istiyoruz” denildi.
Arter, faili sergiden çıkardı
Fotoğrafçı Cemil Batur Gökçeer’in hakkında çıkan taciz ve cinsel şiddet ifşalarının ardından projelerinin iptal edildiği haberleri geldi. Gökçeer’in reşit olmayan bir kadınla birlikte olduğunun iddia edildiği sosyal medya paylaşımları üzerine “Ka Görsel Kültür ve Sanatsal Düşünce İçin Mekan” sanatçı ile yürütmekte olduğu projeleri ve işbirliklerini durdurduğunu açıkladı. Arter de Arter de, 11 Eylül’de açılması planlanan “Biraz Daha Zamana İhtiyacım Var” başlıklı grup sergisinden Cemil Batur Gökçeer’in eserinin çıkarıldığını ve söz konusu serginin programdaki yerinin şimdilik durdurulduğunu duyurdu.

MUBI Türkiye’den açıklama
Sinema platformu MUBI de hakkında ifşalar ortaya çıkan Selim Evci’nin filmlerinin platformdan kaldırıldığını şu açıklamayla duyurdu:
“MUBI Türkiye olarak, son günlerde sosyal medyada yapılan paylaşımları dikkatle takip ediyoruz. Bu paylaşımlar doğrultusunda, Selim Evci’nin İki Çizgi filmini yayından kaldırdığımızı ve eylül ayında göstermeyi planladığımız Savrulan Zaman’ı programdan çıkardığımızı duyururuz. Kadınların sesini duyuyor, film üretim sürecinin herkes için güvenli ve eşitlikçi bir alan haline gelmesini destekliyoruz.”

Kadın edebiyatçılar: Hayatta kalan kadın ve LGBTİ’+ların yanındayız
Aralarında Nermin Yıldırım, Şebnem İşigüzel, Ayfer Tunç gibi yazarların da olduğu kadın edebiyatçılar, kültür sanat ve edebiyat başta olmak üzere birçok alanda yayınlanan ifşalara destek vererek, “Taciz ve güç istismarından hayatta kalan kadın+’ların ve LGBTİQA+’ların yanındayız” dedi. Türkiye’nin önde gelen 178 edebiyatçısının, sanat dünyasında taciz ve güç istismarı iddialarına ilişkin yayınladığı ortak bildiri şu şekilde:
“Biz edebiyatçılar olarak, geçmişteki taciz faillerini unutmadık. Bugün de ifşa edilen taciz faillerini, onları koruyanları, ifşa edenleri hedef gösterenleri hangi sektörden olursa olsun unutmayacağız, unutturmayacağız. Taciz ve güç istismarından hayatta kalan kadın artıların ve lgbtiqa artıların yanındayız. Çünkü edebiyat toplumsal hafızanın kaydını tutar.”
İlişki Testi, Mesut Süre ile çalışamayacağını duyurdu
Umarım Annem Dinlemez podcast’iyle tanıdığımız Tuluğ Özlü’nün komedyen Mesut Süre hakkındaki bir ifşayı paylaşması üzerine sosyal medyada Süre hakkındaki taciz ifşalarının devamı geldi. Yıllar önce üniversitedeyken yemek yemek için gittiği Süre’nin evinde tacize uğradığını söyleyen kadın, paylaşımında, “Karşı koymak için tüm gücümü kullandım. Derhal evden çıktım ve bir daha kendisiyle görüşmedim. O yemeği unutamıyorum” ifadelerine yer verdi. İlişki Testi programının yapımcı şirketi İda iletişim, Süre ile yollarını ayırdıklarını duyurdu:
“Yapımcı Şirket sosyal medya hesabından paylaştığı açıklamada, “Mesut Süre ile bir daha çalışmayacağımızı ilan ederiz. Bütün mağdurların yanındayız. Şok içindeyiz. Mahcubuz. Sayfamızı sesinizi duyurmaya ayıracağız. Yaşadıklarınızı İlişki Testi’nden duyurmaya söz veriyoruz.”
Dergilerden söz: İsmi geçenlerle çalışmayacağız
İlk ifşaların ardından Marie Clarie Türkiye, Alara Demirel imzalı bir yazıyla bu isimlerle çalışmayacaklarını duyurdu. Marie Claire TR’nin ardından Elle’den de -geç de olsa- bir açıklama geldi. Kadın ve LGBTİ+’ların mücadelesi sonunda, zaten yapmaları gerekenleri bir söz vererek açıkladılar. Kazanım mı, kesinlikle. Ama yetmez. Kamera arkasında, işbirliklerinde, ödül törenlerinde, dergi kapaklarında failleri ve onları koruyanları var etmeye devam ettikçe bu sözler hiçbir şey ifade etmeyecek. Gerçek dönüşüm, failleri tamamen dışladığınızda başlayacak.
Son söz
Sevdiğiniz bir sanatçı, işlerine hayranlık duyduğunuz bir isim ve hatta yakınınız, arkadaşınız şiddet ve/veya cinsel istismar faili olarak ifşalanmış olabilir. Ne kadar yıkıcı ve güvensiz hissettirdiğinin, hayal kırıklığı yarattığının farkındayız. Ancak mücadele tam da bu noktada başlıyor. Hele ki kendinizi feminist ve kuir mücadelenin bir parçası ve destekleyicisi olarak görüyorsanız yapmanız gereken şeyler de belli. Ancak en ama en önemlisini hatırlatalım: Faili aklamamak.
Kendini, yaşadıklarını, hissettiklerini paylaşma gücünü bulabilmiş tüm öznelere saygı duyarken, henüz hazır hissetmeyen, anlatmama kararı alan diğer öznelere de bir yük eklemememiz gerektiğini hatırlatalım. Anlatacak, ifşa edecek gücü bulamamak kimseyi daha az güçlü ya da suçlu yapmaz. Tüm bu ifşaların her biri çok değerli. Ancak bundan sonrası çok daha kritik. İfşa mekanizmasının devamı nasıl gelecek, kim neleri taahhüt ediyor ve uyguluyor; yargı süreci nasıl ilerleyecek soruları da hemen arkasından gelmeli ve süreci takip etmeliyiz.
Çünkü unutmayalım: İfşa yalnızca başlangıç. Faili “iyi sanatçıydı”, “yakınımdı”, “arkadaşımdı” diyerek aklamak, yalnızca şiddeti yeniden üretmektir. Sessizlik, görmezden gelme, ‘sanatını ayrı tutma’ bahaneleri faillerin en güçlü kalkanı. Onların arkasına saklanan her söz, her suskunluk, her bahaneyse bir sonraki şiddetin ortağıdır. Dayanışma, güvenli alanlar yaratma ve failleri teşhir etme sorumluluğu hepimizin. Ve ertelenemez. Dayanışmamız ve mücadelemiz utancın tarafını* değiştirecek.
*Fransa’da evli olduğu erkek tarafından sistematik olarak tecavüze uğrayan Gisèle Pelicot’nun açıklaması.
Dadanizm olarak açıklamaları yakından takip ediyor, dayanışmanın bizi daha da güçlü kılacağına inanıyoruz.