Impostor (sahtekar) sendromu modern dünyamızda nasıl kendine yer buluyor?

Dadanizm newsletter duyuru (600 x 600 px)

‘‘Imposter’’, yani ‘‘sahtekar’’ dendiğinde aklınızda bazı şeyler canlanıyor olabilir. The Wolf of Wall Street filminde Leonardo DiCaprio’nun canlandırdığı baş karakter Jordan Belfort’u düşündünüz belki de ya da Catch Me If You Can’deki Frank Abangale’i… Ama hayır, imposter sendromunda kişiler etrafındakileri kandırmıyorlar, ‘‘kandırdıklarını düşünüyorlar’’. Elde ettikleri başarıları ya da başlarına gelen olumlu şeyleri hak etmediklerine ama bunlara sahip olarak etrafındakileri yanılttıklarına, bir tür sahtekarlık yaptıklarına inanıyorlar. Sendromun adı da buradan geliyor. Online psikolojik danışmanlık ve terapi uygulaması Hiwell ile birlikte güçleri birleştirerek Impostor (sahtekar) sendromuna dadanıyoruz bu yazımızda.

Beni yanlışlıkla işe aldılar herhalde.

Bu okula giren herkes benden çok daha akıllı, ben burada ne yapıyorum?

Bir noktada tüm bunların bir şaka olduğunu söyleyip bana kapıyı gösterecekler.

Ya herkesin önünde konuşurken aslında aptal olduğum ortaya çıkarsa?

Çoğumuza tanıdık gelen, basit bir güvensizliği ya da kendinden şüpheyi hatırlatan bu düşünceler ısrarla devam ediyorsa başka bir durumun işaretçisi olabilir. Kişinin başarılarına ve yetkinliğine rağmen kendini mütemadiyen yetersiz hissettiği ve başarılarının şans eseri olduğuna inandığı duygu durum bozukluğuna impostor (sahtekar) sendromu deniyor. Sendrom, ismini bu şans eseri sandığı başarının suçluluğunu duyan ve bir noktada ‘sahtekarlığının’ ortaya çıkacağını ve ifşa edileceğini düşünen kişiden alıyor. Yani kişinin kendiyle ilgili algısıyla çevrenin ona dair algısı arasında ciddi farklar var anlayacağınız.

Episode 4 Life GIF by The Office - Find & Share on GIPHY

Impostor sendromu bu hislerle de yetinmiyor. Tesadüfi elde ettiği başarılarını hak etmediğine inanan kişi; hem foyası ortaya çıkmasın diye, hem de elindekilere layık olabilme hissi ve suçlulukla kendine çok daha yüksek standartlar koyuyor ve kendini daha da zorluyor. Bu durum da tükenmişliğe, anksiyeteye, depresyona ve ironik olarak iş hayatındaki performansın kötüye gitmesine sebep olabiliyor. Modern dünyamızın hayli yüksek standartlarının bir sonucu olarak çoğumuz impostor (sahtekar) sendromuyla bağ kurabiliyoruz. 2019’da yapılan bir araştırmaya göre impostor sendromunun semptomlarını deneyimleyenler hızla artarken, çoğunluğu hala kadınlar oluşturuyor. Her daim bize yetersiz hissettirmek ve bunun sonucu daha da tüketime teşvik etmek için programlanmış bu dünyada iyi bile dayandığımızı düşünsek de, bu sendromdan da bir çıkış var neyse ki. Modern dünyamızın hayli yüksek standartlarına,  içselleştiremediğimiz başarılarımıza ve impostor sendromuna dadanıyoruz.

”Hak edilmemiş” başarılar

Impostor sendromu ilk olarak 1978 yılında, Pauline R. Clance ve Suzanne A. Imes tarafından yazılan “The Impostor Phenomenon in High Achieving Women: Dynamics and Therapeutic Intervention”  başlıklı makalede ortaya atılıyor. Makalede; doktorasına, yayınladığı birçok bilimsel makaleye ve deneyimine rağmen kendini alanında uzman değilmiş gibi hisseden birçok kadınla yürütülen bir araştırma sonucu yapılan çıkarımlar yer alıyor. Başarılarının tesadüfi olduğunu düşünen kadınlar, sahtekar gibi hissediyor ve herkesi kandırdıkları için suçluluk duyuyorlar. Ölçülen ve standartların üstüne çıkan başarılarını şans gibi görüyor ve çevrelerinin onları olduklarından daha zeki gördüğünü düşünüyorlar. Daha sonra yapılan bir araştırmayla odak genişletildiğinde, sendromun erkeklerde de görülebildiği ortaya çıkıyor. Ancak kadınlar hala çoğunlukta.

Season 5 Mask GIF - Find & Share on GIPHY

Bu konuda uzman Dr. Valerie Young’ın 2011 yılında çıkan kitabı “The Secret Thoughts of Successful Women: Why Capable People Suffer from the Impostor Syndrome and How to Thrive in Spite of It”e göre impostor sendromu yaşayanların beş tipi var. Herhangi bir minik hatada kendilerini başarısız sayan mükemmeliyetçiler, hata yapma korkusuyla bir konuya dair her şeye hakim olmak isteyen uzmanlar, ilk denemede bir konuda başarılı olamayınca kendini yetersiz hisseden doğal dahiler, yardım istemek yerine her işlerini kendi halleden solistler ve kendilerinin çevrelerinden daha iyi olduğunu kanıtlamak için herkesten fazla efor sarfeden süper kahramanlar.

Her şey kontrol altında (mı)

Impostor sendromunu mükemmeliyetçilikle karıştırmamak gerekiyor. Aralarındaki en büyük fark, mükemmeliyetçinin kendinde hak gördüğü başarıyı impostor sendromunun hak edilmemiş görmesi aslında. İkisi de her zaman daha iyisini yapabileceğini düşünse de hak etme meselesinde ayrılıyorlar. Impostor sendromunun sebeplerine baktığımızda; başarı odaklı, kontrolcü veya korumacı bir ailede yetişmek, kardeşlerle veya akranlarla sıkça karşılaştırılmak ve doğal yeteneği fazlaca öven ve her yapılan küçük hatayı eleştiren ebeveynlere sahip olmak başı çekiyor. Genelde nispeten kolay bir ilkokul ve lise süreci geçirip bu sırada üstün başarı gösteren, ancak bu başarıyı hayatın geri kalanında devam ettiremeyen kişiler de impostor sendromu yaşamaya meyilli oluyorlar.

Modern dünyanın dinamikleri

Impostor sendromundan bahsederken, bunun yalnızca zihnimizden kaynaklı bir durum olmadığını, ailesel faktörlerin yanı sıra toplumsal yapıların da ciddi bir rol oynadığını hatırlamakta fayda var. Beyaz erkek kategorisinin dışındaki herkesin bu sendromu yaşama olasılığı çok daha yüksek mesela. Bunun en önemli sebeplerinden biri insanların kendi temsillerini profesyonel ortamlarda görmüyor oluşu. Cinsiyetine, ırkına, cinsel yönelimine dair açık bir ayrımcılığın bilincinde olmak da bu sendromu besliyor. Ciddiye alınabilmek için daha fazla çalışmak gerektiğini düşünen ve kendini kanıtlamak için zorlayan birçok kişi aslında dış etkenlerden dolayı bu hale geliyor. Bu orana şaşırmıyoruz, çünkü yüzyıllardır tüm sistemlere işlemiş eşitsizliğin etkileri hepimizi yetersiz hissettiriyor. Fırsat eşitsizliğinin iyice görünür olduğu bu zamanlarda birçok deneyimimiz de çoğu zaman itibarsızlaştırılıyor. Irklar ve sınıflar arası eşitsizlikler alanında uzman Ruchika Tulshyan ve Jodi-Ann Burey sistematik eşitsizliğin impostor sendromuyla karıştırılmaması gerektiğinin ve insanlar yerine sistemi düzeltmenin öneminin altını çiziyor.

Tabii, modern dünyamız ve dengeleri de bilinçli veya bilinçsiz olarak impostor sendromu için oldukça verimli bir alan açıyor. Tüm sıfatların ve başarıların yetersiz kaldığı günümüz dünyasında kendinden şüpheye düşenler, başarılarını içselleştiremeyenler her daim bir arayışta oldukları için tüketime çok daha yatkın oluyorlar. Yani kendimizden duyduğumuz şüpheden ve güvensizliklerimizden beslenen bir dünyada yaşıyoruz. Tüm sistemler bize karşı çalışırken de kendimizden emin olmak git gide zorlaşıyor. Bu zorlu süreçten çıkmak da güç, çünkü aldığımız her takdiri de acıma veya sempati olarak etiketliyoruz bu durumda. Mükemmel olmaya çalışmak için çabalıyoruz ve başka türlü var olamayacağımıza inanıyoruz.

Michelle Obama GIF - Find & Share on GIPHY

Bu arada bu sendromun her anlamda başarılı kabul edilen, alanında uzman ve dünyaca ünlü kişiler tarafından da yaşandığını unutmayalım. Mesela Michelle Obama, 2018’de katıldığı bir söyleşide hâlâ impostor sendromunu deneyimlediğini ve bu ciddiye alınacak biri olmadığı hissinin hiç kaybolmadığını anlatıyor. Ya da milleti üze üze kendine ev yaptıran Radiohead üyesi Thom Yorke; bir yerlere geldiyse hile yaptığını hissettiren bir kültürde büyüdüğünü ve uzun yıllar her hareketinden şüpheye düşüren impostor sendromunu yaşadığını anlatıyor. Ay’a ayak basan ilk insan olan Neil Armstrong da efsanevi yazar Neil Gaiman’la impostor sendromu hakkında dertleşmiş. Bu dertleşme Gaiman’a aslında herkesin impostor sendromu yaşayabileceğini düşündürtmüş ve rahatlatmış. Gördüğünüz gibi, impostor sendromu herkesi zayıf bir anında yakalayabiliyor.

Tüm bu başarılı insanlar bu konuda konuştuğu ve kendilerini açabildiği için minnettarız. Çünkü ancak konuşarak yalnız olmadığımızı hatırlıyor ve kendimize yüklenmekten biraz da olsa vazgeçebiliyoruz. Impostor sendromu, psikoterapiyle hafifletilebilen bir durum. Yalnız olmadığımız hissiyle bulduğumuz cesaretle konuşmak ve anlatmak için ilk adımı atmak önemli. Kendine dair şüphelerini kendilerini daha iyi anlama fırsatına çevirmek isteyenler bu yazının hazırlanma sürecinde de desteğini aldığımız, online psikolojik danışmanlık ve terapi uygulaması Hiwell’i kullanarak kendilerine uygun uzman psikolog arama sürecini daha da kolaylaştırabilir ve evlerinden çıkmadan terapi almaya başlayabilirler.

Dadanizm sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin