Kitabını al da gel: Kitap kulüpleri, book rave’ler ve kalabalıklaşan okuma planları
Koşu kulüplerinden kahveli gündüz partilerine, oradan book rave’lere… Sosyalleşme planlarımız değişirken kitap da çantadaki sessiz eşya olmaktan çıkıp buluşma bahanesine dönüşüyor.
Bir araya gelme şekillerimiz bir süredir daha tematik hale geliyor. Evet, hâlâ bir kahvenin kırk yıl hatırı var; ama o kahve buluşmasının öncesine, sonrasına, hatta sırasına koyacak başka şeyler de arıyoruz. Bunu yalnızca “deneyim” merakıyla açıklamak da zor; aynı şeylere ilgi duyan insanlarla yan yana gelmenin de payı var.
2010’larda spor salonu çıkışında başlayan arkadaşlıkların, birlikte koşmak için kurulan grupların yanına spor yapanları eşleştirmeyi vadeden flört uygulamaları bile eklenmişti. 2015’te çıkan Sweatt, spora düşkün insanları birbirleriyle tanıştırmayı amaçlıyordu mesela. Bugün koşu kulübü hâlâ güçlü bir cumartesi planı; Strava’nın 2024 verilerine göre koşu kulüplerine katılım bir önceki yıla kıyasla yüzde 59 artmış. Koşu sonrasında birlikte içilen kahve de çoğu zaman bu planın bir parçası.

Kahve demişken… Sabahın erken saatlerinde, kahve içip DJ seti eşliğinde dans etmek için buluşanlar da var artık. Aslında İstanbul’da bunun örnekleri yıllardır var; şimdilerde yeniden daha sık karşımıza çıkıyor. Kafeye oturup sohbet etmeye alışığız, ama müzik açılınca o tanıdık mekanın havası değişiyor: Kahveni alıp dans ediyorsun, sonra da günün geri kalanına devam edebiliyorsun. Eğlencenin illa ertesi gün baş ağrısıyla ödenmesi gerekmiyormuş.
Son zamanlarda kitaplar da böyle buluşma planlarına dahil oldu. Bunun gündüz partileriyle aynı sosyalleşme arzusundan mı çıktığını, yoksa başka bir ihtiyaca mı karşılık geldiğini bilmiyoruz. Ama biz bir süredir book rave’lere ve yan yana kitap okuma buluşmalarına da dadandık. Kimi buluşmada herkes kendi kitabına dalıyor, kiminde okumalar bitince sohbet, müzik ve dans başlıyor. Kitap kulüplerinden tanıdığımız “Birlikte okuyup sonra konuşalım” fikrinin yanına, kitabı alıp dışarı çıkmanın başka yolları eklenmiş gibi.

Kitap kulüpleri yeni bir şey değil elbette. Antik Çağ’da metinleri birlikte okuyan topluluklardan, 18. yüzyılda çay masası etrafında romanlara dalan gruplardan söz eden kayıtlar var. Oxford Üniversitesi’nin birlikte okumanın geçmişini anlatan bir etkinlik metnindeki cümle pek hoş: “Eskiden yüksek sesle okurduk; bunu evde, birlikte yapardık.” Okuduklarımızı başkalarıyla paylaşma hevesini şimdi keşfetmiş değiliz yani. Bugün bu sohbet aynı masaya oturmadan da başlayabiliyor. Malum, internet mesafeleri çoktan kaldırdı. Goodreads’te hiç tanımadığımız birinin kitap yorumu hislerimize tercüman olabiliyor. Kindle’da kalp atışlarımızı hızlandıran o cümlenin binlerce kişi tarafından da işaretlendiğini görünce küçük bir kolektif heyecana kapılıyoruz. BookTok’ta ise bir kitabın finali üzerine açılan tartışmanın ortasında buluyoruz kendimizi. Dijitalde açılan bu muhabbetin yanına fiziksel buluşmalar, herkesin kendi kitabını getirdiği sessiz okuma saatleri ve adı rave olan edebiyat geceleri ekleniyor.
Kitap kulüplerini, book rave’leri, BookTok sohbetlerini ve okurları kitaplar üzerinden tanıştıran uygulamaları birbirine bağlayan şey yalnızca okumak değil; okuduğumuz şeyi başkasının nasıl gördüğünü de merak etmek… Aynı fikirde miyiz, yoksa o satırda bambaşka şeyler mi bulduk? Bir karakteri tutkuyla savunurken karşımızdaki ona tahammül edemiyorsa zaten konuşacak daha çok şey var demektir.
Bir video, yüzlerce başka okur
Bilgi ve deneyim paylaşımı denince, Gen Z’nin yer yer arama motoru gibi bile kullandığı TikTok’u es geçmek mümkün değil. Oraya yalnızca boş vakitlerde ekran kaydırmak için değil; bir şey öğrenmek, fikir almak, yeni bir ilgi alanı keşfetmek ya da benzer deneyimlerden geçen insanları bulmak için de gidiyoruz. Kitaplar da bundan payını alıyor: BookTok içeriklerinde bir okurun kitap önerisine, sevdiği karakteri savunmasına ya da bir romanın finalinden sonra verdiği tepkiye denk gelebiliyoruz. Bir kitabı anlatmanın tek bir yolu yok bu arada. Ayrıca birinin videosunu izlemekle iş bitmiyor; yorumlarda, cevap videolarında, yeni öneri listelerinde sohbet devam ediyor.
BookTok içerik üreticisi Brittany’nin başlattığı “Books That Made Me Cry” etiketi buna iyi bir örnek: Kendi anlattığına göre 250’den fazla kişi onun kullandığı sesi alıp kendisini ağlatan kitapları paylaşmış. Bir başkasının önerisiyle okuduğunuz romandan sonra kendi videonuzu çekmeniz, tavsiyeye verilmiş bir cevap gibi. Bir başka üretici Sam’in, bir serinin finali üzerine konuşurken söylediği “En azından acıyı birlikte çekiyoruz” cümlesi de bu trafiğin neden yalnızca kitap tavsiyesinden ibaret olmadığını anlatıyor.
TikTok’un verisine göre Haziran 2026’da #BookTok etiketi altında 80 milyondan fazla gönderi paylaşılmış. Bu, platformun kendi açıkladığı sayı; okurların neden birbirini bulduğunu tek başına açıklamıyor. Brittany, orada tanıştığı bir okurla yakın arkadaş olduğunu anlatıyor. Yorumlarda “Ben de!” diye başlayan bir cümle kimi zaman ekranın dışına çıkıyor. Ama kitapların etrafında buluşmayı BookTok icat etmedi; Türkiye’de yıllardır devam eden kulüplerin yanına bugün başka biçimler de ekleniyor.
Okuma kulübünün tek bir tarifi yok
Ege Soley’nin Mugamag çatısı altında sürdürdüğü Muga Book Club altı yıldır her ay bir kitap seçiyor; okurlar ay sonunda onu konuşmak için buluşuyor. Şimdiyse Soley, Casa Foscolo’yla birlikte The Reading Room adlı yeni bir seri hazırlıyor. Üç aylık temalarla seçilen kitaplara editör mektupları, başka okuma önerileri, hatta çalma listeleri eşlik ediyor. Bir metnin açtığı yolu başka metinlere ve şarkılara kadar takip etmek, kulübü yalnızca “Kitabı beğendiniz mi?” sorusunun dışına taşıyor.
KAFA Dergisi’nin genel yayın yönetmeni Ayça Derin Karabulut’un moderatörlüğünü üstlendiği yeni Pēji Reading Society de aylık temalar çevresinde okurları buluşturuyor. Eylül seçkisi Lily King’in Kupa Sevgilisi; Ekim için Ayşe Burçak’ın Seni Görmem İmkânsız’ını duyurmuşlar. Yapı Kredi Yayınları’nın kitap kulübü ise İstanbul ve Ankara’daki buluşmalarına Diyarbakır’ı da ekliyor. Aynı romanın farklı şehirlerde bambaşka sohbetler başlatabileceğini düşünmek bile okumayı biraz daha kalabalık bir deneyime dönüştürüyor.
Pelin Dilara Çolak’ın bir kitap kulübü olarak başlattığı Athenaum, zamanla çevrimiçi buluşmaların, bültenlerin ve başka okuma önerilerinin de yer aldığı bir yapıya dönüşmüş. Çolak artık farklı moderatörlerin de dahil olabileceği bir alan kurmak istediğini anlatıyor.
Üretim Kaydı’nın hazırladığı Üretim Üzerine Düşündüren Kitaplar Kulübü ise kitapları başka bir yerden açıyor: Esra Ece Kuleci’nin moderatörlüğündeki etkinliklerde konuklar seçilen kitapları kendi üretim pratikleriyle birlikte düşünüyor. Haziranda sanatçı Burçak Bingöl’le Tanpınar’ın Beş Şehir’inden yola çıkarak İstanbul’u, belleği ve sanatçının üretimini ele almışlar mesela. Seri yeni sezonda farklı konuklar eşliğinde devam edecek.
Bir de herkesin aynı kitabı okumasını beklemeyen buluşmalar var. The Offline Club’ın Frankeştayn Kitabevi’nde ve Postane Teras’ta düzenlediği okuma partilerinde katılımcılar bir saat kendi kitaplarını okuyor; ardından sohbet etmek isteyenler kalıyor. Bir kitabı önceden bitirip hakkında söyleyeceklerini hazırlamak yerine, o gün çantanda hangi kitap varsa onunla gidebiliyorsun.
FAMİ’de 20 Eylül’de border_less iş birliğiyle yapılan Book Rave de herkesin kendi kitabıyla geldiği buluşmalardan biri. Katılımcılar avluda bir süre sessizce okuduktan sonra bu kez okuduklarını tartışmak için bir araya gelmiş. Adındaki rave ilk anda müzik ve dans düşündürse de burada buluşmanın merkezinde birlikte geçirilen sessiz zaman var. Sohbet kısmı da tek bir romanı herkesin aynı gözle okuyup okumadığı üzerine kurulmuyor; farklı kitapların açtığı düşünceler aynı avluda yan yana geliyor.
Flört profilinde en sevdiğin kitap mı var?
Kitaplar etrafında dönen sohbeti bir flört fikrine dönüştürenler de var. Astroloji uygulaması Co-Star’ın kurucusu Banu Güler ile yazar Emily Segal’ın geliştirdiği Readme, okumayı ve yazıyla uğraşmayı seven insanları buluşturmayı amaçlıyor. Ancak “İkiniz de aynı romanı sevdiniz, eşleştiniz” kadar basit işlemiyor. Uygulama, metin ve dil tercihlerinizi de yoklayan 25 soruluk bir testten sonra sizi 12 okur tipinden biriyle tanıştırıyor. Kitap listenizi gösterebiliyorsunuz ama kurucuların asıl ilgilendiği şey, yazıyla nasıl ilişki kurduğunuz.
Segal, Dazed’e verdiği söyleşide birine kitap hediye etmeyi, şiir göndermeyi ya da onun kitaplığına göz atmayı flörtün unutulmuş zevkleri arasında sayıyor. Bunları, kendisine fazlasıyla “kullan-at” hissettiren flört uygulaması alışkanlıklarıyla karşılaştırıyor. Hatta Segal’e göre Readme’de mesele, kullanıcıların kişisel kitap listeleri oluşturması değil, o kitaplarla nasıl ilişki kurduklarını anlatabilmeleri. Birinin en sevdiği kitabı öğrenmek eğlenceli; neden o kitabı sevdiğini dinlemek daha da eğlenceli olabilir. Bir insanı “okumanın” bundan daha iyi bir yolu var mı hem? (Readme, yani “oku beni” fikrini ne kadar sevdiğimiz belli oldu herhalde.)
Dua Lipa ile Callum Turner’ın hikayesini bu noktada anmadan geçmek zor. (“Modern zaman masalı” diyeceğiz neredeyse, tutun bizi…) Dua’nın British Vogue’a anlattığına göre Londra’daki kısa karşılaşmalarından bir yıl sonra Los Angeles’ta yeniden denk geliyorlar. Callum, Dua’ya ne okuduğunu soruyor; ikisinin de Hernán Díaz’ın Trust romanını okuduğu ortaya çıkıyor. Üstelik aynı bölümü yeni bitirmişler. Callum da fırsatı kaçırmayıp “So we’re on the same page” diyor. Yani hem kitapta aynı yerdeler hem de hayatta… Bak sen, bak sen… Böyle bir tesadüfün üzerine o cümleyi kurmasaydı asıl şaşırırdık. (Bu arada tabii ki Dua Lipa’nın bir kitap kulübü de var: Service95 Book Club. 2023’te kurduğu Service95 Book Club’da her ay bir kitap seçip yazarıyla söyleşiyor; bu yıl da London Literature Festival’ın küratörlüğünü üstleniyor Dua Lipa.)
Ekran sürelerimiz uzadıkça birbirimizden uzaklaştığımızdan şikayet ediyoruz ama bazı dijital kesişmelerde tatlı sürprizler de saklı. Kindle’da başkasının da altını çizdiği bir cümleyi görmek hoşumuza gidiyor; BookTok’ta bir kitabın sonuna bizim kadar takılmış birini bulunca yorumlara dalıyoruz. Sonra kitap çantaya giriyor, sohbet bir kulübün masasına ya da müzikli bir okuma gecesine taşınıyor. Aynı kitabı okuyup bambaşka yerlerinde durabiliyoruz; konuşacak şey de biraz oradan çıkıyor. Bazen de konuşmaya gerek kalmıyor: Herkes kendi kitabını okurken yan yana oturmak da bir buluşma. Kitaplarla kurduğumuz ilişki kişisel kalıyor ama onları artık daha sık başkalarıyla birlikte hayatımızın içine taşıyoruz. Bundan büyük lüks var mıdır?