Lost Highway, Radiohead, David Bowie, Müslüm Gürses ve daha nice ismi birleştiren o “kozmik” bağ
Lost Highway, Jonathan Glazer, Radiohead, David Bowie ve Müslüm Gürses arasında bir bağ olduğunu biliyor muydunuz? Kesinlikle kozmik bir bağ değil, belli bir zemine oturan bir bağ ama yine de kozmik olduğunu düşünmek zevkli. Şu sıralar David Lynch sıkça aklımızda dönerken, dünya üzerindeki herhangi birine sadece altı kişi uzaklıkta olduğumuzu söyleyen “altı derece teorisi”ne neredeyse inanmamızı sağlayacak bir isimler yumağı ile karşı karşıyayız. (bkz. Kafamızın içi)
Her şey, yakın zamanda kaybettiğimiz dahi yönetmen David Lynch’in efsane filmi Lost Highway’in 1997’de vizyona girmesiyle başlıyor. Güncel sinemayı değiştiren bu film, o zamanlar taze bir video klip yönetmeni olan Jonathan Glazer’ı da tabii ki değiştiriyor. Filmin sadece açılış kısmını izleyip uyuduğunu söyleyen Glazer, açılış sahnesinden çok etkilenmiş olacak ki Lost Highway’e bir gönderme/saygı duruşu olarak nitelendirebileceğimiz, bir klip fikri yaratıyor. Bu fikri de Marilyn Manson’a, Long Hard Road Out of Hell şarkısı için sunuyor fakat Marilyn Manson fikri beğenmiyor. Glazer da, daha sonraları “kariyerimin dönüm noktası” dediği grup Radiohead’e bu fikri sunuyor. Thom Yorke da (neyse ki) bu fikri beğeniyor ve bu iş birliği Karma Police’in o meşhur klibini doğuruyor.
Radiohead’den Müslüm Gürses’e sert bir geçiş yapacak olursak… Aslında yolumuz yine Lost Highway’e çıkıyor. (Eyvah, bu kelime şakasını bilerek yapmadık ama güzel oldu sanki…) Bu iki isim arasında bir başka müzisyen, David Bowie duruyor.
Brian Eno ile beraber yaptıkları 1995 çıkışlı şarkı I’m Deranged, Lost Highway’in o ikonik açılış sahnesini daha da tekinsiz bir hale getiriyor. Bu enfes müzik – sahne birleşiminde başrol oynayan I’m Deranged, 2006 senesinde, Birhan Keskin’in Türkçe sözleriyle Müslüm Gürses’in sesinden Kış Oldum olarak kulaklarımıza konuk oluyor.
Murathan Mungan’ın süpervizörlüğündeki Müslüm Gürses albümü Aşk Tesadüfleri Sever, çoğunluğu cover şarkılardan oluşan, Björk, Atilla Özdemiroğlu, Bob Dylan, Hayko Cepkin, Garbage gibi birbirinden uç ve nefis isimleri bünyesinde topluyor. Albüm, ilk başta burun kıvrılarak önemsenilmese de, Gürses’i büyük kitlerle buluşturmakla kalmayıp, Türkiye müzik tarihinin de en iyi albümleri arasında mütevazı yerini alıyor.