Olivia Rodrigo ile bir ilişkinin baştan sona haritasını çıkarmak: You Seem Pretty Sad for a Girl So In Love albüm incelemesi
2021’de çıkardığı teklisi Drivers License’la radarımıza giren ve Billboard listeleri kadar internet alemini de kasıp kavuran çıkış albümü Sour’la dinleyenleri lise yıllarının o mahzun ve aşk sarhoşu günlerine götüren eski Disney Channel yıldızı Olivia Rodrigo, tutkulu bir aşkın her derde derman olmadığını öğrense de romantizme olan umudunu (henüz) yitirmediğini haykırdığı üçüncü albümüyle karşımızda!
Gençlik sancılarını ve ilk aşk acılarını Brutal ve Traitor gibi teklilerinde anlattığı Sour albümünü takiben 2023’te çıkardığı ve içini her anlamda döktüğü ikinci uzun çaları Guts, yeteneğinden şüphe duyanları haksız çıkarmakla kalmamış, aynı zamanda Olivia’nın sanatsal kimliğinin günümüzün pop yıldızları arasından sıyrılmasına ve bir söz yazarı olarak da öne çıkmasına yardımcı olmuştu. Guts’tan bu yana neredeyse üç sene geçti… Artık 23 yaşında olan genç müzisyen, 12 Haziran’da çıkardığı ve adını tek seferde söylemekte zorlandığımız You Seem Pretty Sad for a Girl So In Love adlı üçüncü albümüyle yine ve yeniden kalbimizin baş köşesinde yer edinmeye hak kazandı.
Peki kimdir albüm isminde bahsi geçen, aşkından gözleri körleşmiş olsa da mutsuz olmakta direnen bu yeni Olivia?
Olivia’nın “ilk yetişkin albümüm” dediği You Seem Pretty Sad for a Girl So In Love (Türkçe çevirisiyle “Böylesine Aşık Bir Kız İçin Epey Üzgün Görünüyorsun”) esasında bir aşk albümü olarak tasarlanmış. İki seneyi aşkın bir süre boyunca birlikte olduğu İngiliz oyuncu Louis Partridge’la hâlâ birlikteyken yazmaya başladığı toz pembe aşk şarkıları, ikili albüm çalışmalarının ortasında aniden ayrılınca daha hüzünlü ve karanlık bir havaya bürünmeye başlamış. Yaşadıklarını ve hissettiklerini sözlerinde araya mesafe koyarak ve geriye dönük bir bakış açısıyla yansıtmaktansa anlık olarak, kalbinden geçtiği gibi bestelerine dökmeyi tercih eden Olivia, Partridge’den ayrıldıktan sonra ilk albümünden beri birlikte çalıştığı aranjörü Dan Nigro ile albümün daha farklı bir yöne gitmesine karar verdiklerini söylüyor.
Aslında yola bir konsept albüm yapma fikriyle çıkmadığını itiraf ediyor Olivia. New York Times’ın Popcast podcast’ine verdiği röportajda yaratıcı süreçlerin kendisi üzerinde iyileştirici bir etkisi olduğunu anlatıyor. Hatta bu albümü kaydetmenin de ayrılık sürecini atlatmasına yardımcı olduğunu ekliyor.
13 şarkılık You Seem Pretty Sad for a Girl So In Love’in ilk altı şarkısı albümün “girl so in love”, yani ”çok aşık kız” adlı bölümünü oluşturuyor. Yedinci yani tam ortadaki şarkı “Purple”dan itibaren Olivia’nın sözlerinde yere göğe sığdıramadığı sevgilisiyle ilişkisinin bir kırılma noktasına eriştiğini anlamaya başlıyoruz. “you seem so sad”, yani “çok üzgün görünüyorsun” bölümündeki son altı şarkıda ise aslında iyi giden romantik bir ilişkinin neden duygusal ihtiyaçlarını karşılayamadığını ve içini kemiren şüpheleri dindiremediğini sorguluyor Olivia. Huzursuzluğunun cevabını yaşıtlarından beklenmeyecek bir olgunlukla eski erkek arkadaşının eksikliklerini eleştirmekte değil, kendi iç dünyasını didiklemekte buluyor.
Önceki iki albümünde yer alan, Avril Lavigne ve Paramore gibi isimlerin popülerleştirdiği pop rock soundundan nasibini almış Good 4 U ve Get U Back gibi kızgın ayrılık şarkılarının aksine, You Seem Pretty Sad for a Girl So In Love’ın ikinci yarısındaki parçalar, suya düşmüş hayallerinin yasını tutan ve yaşadığı tüm hayal kırıklıklarına rağmen bir gün tekrar aşkı bulacağına inanmak isteyen genç bir kadının iç dünyasının duygusal karmaşıklığını ele alıyor.
Olivia’yı Sabrina Carpenter ve Tate McRae gibi isimlerden ayıran en önemli özelliklerden biri, dinleyiciye şarkıları yazarken hissettiği duyguları neredeyse tiyatral denebilecek vokal performanslarla aktarabilmesi. Bu sayede albümü baştan sona dinlerken her şey adım adım canlanıyor gözümüzde: Büyük umutlarla başlayan bir ilişkiyi, ilk tutulmanın tatlı heyecanından pişmanlıklarla dolu ve geriye dönüp bakınca kaçınılmaz olduğu anlaşılan buruk sonuna kadar deneyimlemiş gibi hissediyoruz.
You Seem Pretty Sad For A Girl So In Love, sadece introspektif sözleri ve aşka karşı olgunlaşmış bakış açısıyla değil, müzikal açıdan da Olivia’nın ne kadar yol kat ettiğini gözler önüne seriyor. Eski sevgilisinin evinin önünden arabasıyla ilk kez geçerken gözyaşlarını tutamayan o kırık kalpli genç kızdan artık çok uzakta.
Olivia’nın anne babasının onu küçükken The Cure konserlerine götürerek çocuk yaşta kalbine aşıladığı new wave ve post-punk sevgisinin albümün ses manzarası üzerindeki etkisi inkâr edilemez. Bu etki, Friday I’m In Love’ın akor dizisi ve prodüksiyonundan esinlenen Maggots for Brains’de de hissediliyor. Esin kaynağı olan grubun adını taşıyan albümün ikinci teklisi The Cure da aynı damarı besliyor. Olivia’nın, The Cure solisti Robert Smith’le birlikte kaleme aldığı ve ikilinin bu yılki Primavera Festivali’nde ilk kez birlikte sahnede seslendirdiği ayrılık düeti What’s Wrong with Me ise albümün bu müzikal hattını en güçlü şekilde pekiştiren parçalardan biri.
Yine new wave’den ilham alan ve dinlerken nostalji tufanına yakalanmamanın imkansız olduğu Expectations ile albümün çıkış teklisi Drop Dead gibi parçaların arasına tek tük serpiştirilmiş ve Olivia ile özdeşleşmiş olan piyano balladlardan da bahsetmezsek olmaz. Albümün üçüncü teklisi Stupid Song ilk dinleyişte Olivia’dan beklediğimiz sakinlikte başlayıp nakaratta tempoyu artıran melankolik bir aşk şarkısı gibi ilerlese de ikinci dizeden itibaren arkaya kattığı davullarla sanatçının kendini tekrar etmemekte kararlı olduğunun sinyallerini vermeye başlıyor.
Yapay zeka yapımı bestelerin Spotify listelerinin başını çektiği ve herkesin birkaç ChatGPT komutuyla kendini sanatçı ilan ettiği şu zamanlarda Olivia sanki insan eli değmemiş sanatın vasatlığına inat, şarkılarında canlı enstrümanlar kullanarak müzik üretmenin bir parçası olan yaratıcı sürece de ne kadar değer verdiğini bir kez daha göstermiş oluyor.
Nihayetinde sona ermiş bir ilişkinin iki yüzünü yansıtan piyano balladları Honeybee ve Less ise Olivia Rodrigo’nun diskografisine cuk otursalar da yalın sözlerinde yansıttıkları duygusal dürüstlükle ayrıca öne çıkıyorlar. Benim favori şarkıma gelecek olursak, Popcast’in sunucularından Jon Caramanica’ya The Cranberries ve Six Pence None The Richer’ı anımsattığını duyar duymaz bayılacağımdan emin olduğum u + me = <3’nin bu sene en çok dinlediğim şarkılar arasında yer alacağından şüphem yok!
Dinleyeni kaygılardan uzak, umut dolu gençlik yıllarına geri dönmüş gibi hissettiren, hayallerinin peşinden koşmanın güzelliğini ve hayatta her şeyin mümkün olabileceğini hatırlatan o nadide şarkılardan biri u + me = <3. Şarkının ismini aldığı nakarattaki “Sen artı ben eşittir sonsuza kadar kalp” ifadesi ilk dinleyişte insana çocukça gelse de, Olivia’nın Zane Lowe’la Apple Music için yaptığı röportajda da dediği gibi insanın bir ilişkinin bitebilme ihtimalini göz önünde bulundurmasına rağmen aşka olan umudunu yitirmemesi gerektiği fikri albümün ana tezini oluşturuyor.
Geleceğe dair romantik umutlarımızdan ve sonu ne kadar sancılı olursa olsun romantik ilişkilere dair beklentilerimizden vazgeçmememiz gerektiğinin altını çizen Olivia, albümü her ne kadar gırtlaktan bağırarak “Nasıl biteceğini bile bile neden denedim ki sanki?” diye isyan ettiği “cigarette smoke” parçasıyla kapatsa da bize bir şeyi hatırlatıyor: Aşık olmak, yine de bu acıyı hissetmeye değer. Kaseti geri sarıp hikayeyi baştan sona bir kez daha dinlemek istememizin nedeni de tam olarak bu.