Şimdi gel de gör beni bambaşka biri: Seth Rogen ve James Franco’nun biten dostluğu

Dadanizm newsletter duyuru (600 x 600 px)

Seth Rogen denince aklınıza ne geliyor? Komedi filmlerinin vazgeçilmez yan karakteri, umursamaz ve sakin yüz ifadesi, şimdilerdeki seramik sevdası ve tabii ki James Franco’yla yaptığı iş birlikleri. Bu son madde Rogen’ın hayatından çıkalı neredeyse üç sene oluyor. Franco’ya yapılan cinsel taciz iddiaları sonrası ikili, birlikte çalışmayı bırakmıştı. Gerçi iddiaların ilk çıktığı zamanda Rogen, bu durumun onun yakın arkadaşıyla ilişkisini etkilemeyeceğini söylemişti. Ama neyse ki şimdilerde aklı başına gelmişe benziyor. Geçtiğimiz günlerde The Sunday Times’a bir röportaj veren oyuncu, geçmişteki demeçleri için pişmanlık duyduğunu ve bu süre zarfında Franco’yla çalışmamasının tesadüf olmadığını, kendisiyle ilişkilerinin artık değiştiğini ve bir daha profesyonel anlamda bir araya gelmeyeceklerini açıkladı. Hey gidi #MeToo hareketi, sen nelere kadirsin…

Kariyerinin ilk yıllarından beri çokça sevilen, oyunculuğu ve duruşu övgü yağmuruna tutulan James Franco, Danny Boyle ve Harmony Korine gibi yönetmenlerle çalışmış ve giderek daha da saygın bulunan bir oyuncuydu. Rogen ile birlikte yapımcılığını yaptıkları, yazıp yönetip rol aldıkları komedi filmleriyle de bambaşka bir hayran kitlesine sahiplerdi. 2017 yılında The Disaster Artist filminde bir araya gelen ikili, ilk kez sinema dünyası tarafından ciddiye alınmış ve hatta eleştirmenlerce beğenilen film hakkında ödül dedikoduları yayılmaya başlamıştı. Altın Küre’yi kazanan Franco’nun Oscar’a adaylığı ve hatta ödülü kazanması bekleniyordu. Fakat iddialarla yer yerinden oynadı ve Franco’nun kariyeri ve ikilinin dostluğu orada sessizce bitiverdi. Biz zaten hep şüpheleniyorduk James Franco’da toksik bir şeyler olduğundan. Hazır gündeme gelmişken olayları sırasıyla inceliyor, ikilinin bromance’ine, bozulan dostluklarına ve toksik erkekliğin devrinin bitişine dadanıyoruz.

James Franco ve Seth Rogen, 1999 yılında, Judd Apatow’un kült lise dizisi Freaks & Geeks’in setinde tanışıyorlar. Lisenin havalı çocuklarını canlandırdıkları bu dizide, birbirlerine çekiliyorlar ve tüm zamanlarını filmler izleyip yapmak istedikleri projeler hakkında konuşarak değerlendiriyorlar. Yani onların dostluğuna ilk görüşte aşk da diyebiliriz. Franco arkadaşlıkları hakkında şiirler bile yazmış, çok ciddiyiz. Onlarınki her anlamıyla bir bromance. İki oyuncunun da kariyerleri farklı alanlarda yükselişe geçiyor. Franco Spider Man serisi gibi daha büyük Hollywood yapımlarında yer alırken Rogen da senarist olarak yeteneklerini Evan Goldberg’le yazdığı şahane komedi Superbad’le sergiliyor. Şimdilerde artık bir komedi klasiği haline gelen filmi izlemediyseniz bizden tavsiye, gülmemek imkansız. 2007 yılında vizyona Superbad’in yanı sıra Rogen’ın başrolde olduğu Judd Apatow komedisi Knocked Up (2007) filmi giriyor. Franco da filmde minik bir rolde karşımıza çıkıyor.

İkilinin yaratıcı olarak beraber çalıştıkları ilk film Pineapple Express (2008) oluyor. Birlikte düşündükleri hikayelerden yola çıkarak, Rogen ve Goldberg’ün Apatow’un da desteğiyle senaryosunu yazdıkları film, ilk çıktığı andan itibaren kült haline geliyor. Yepyeni bir komedi türünün oluştuğu zamanlarda kendi kitlelerini yaratmayı başarıyorlar. Aynı türde yaptıkları dünyanın sonu komedisi This is the End (2013); Jonah Hill ve Jay Baruchel gibi arkadaşlarının da aralarında bulunduğu bir grup Hollywood ünlüsünün kıyamet koptuğunda yaşadıklarını anlatıyor. Herkesin kendilerinin abartılı versiyonlarını canlandırdığı film, yine çok komik ve üstelik Emma Watson’dan Rihanna’ya da bir yıldızlar kadrosuna sahip. Ne ilginçtir ki, bu film bir vicdan muhasebesi ve kimin iyi kimin kötü olduğu üzerine. Kıyametten kurtulabilecek olanlar iyi bir insan olanlar olduğu için, tüm oyuncuların bir noktadan sonra iyilik savaşına girdiğini görüyoruz. Filmin sonlarına doğru da en yakın dostunu cennete taşımaya çalışan bir karakter, bu yaptığının ancak ikisinin de cennete girmesini engellemek olduğunu fark ediyor. Bir nevi başkasını kurtaramayacağımızı, herkesin kendinden sorumlu olduğunu anlıyoruz. Sonrasında bu kısım çok daha anlamlı oluyor tabii.

Arada Kanye West’in Bound 2 klibine bir parodi çekiyorlar. Franco West’i, Rogen da Kim Kardashian’ı canlandırıyor. Hatta Kanye West bu parodiyi o kadar seviyor ki, kendi konserlerinde yayınlamak istediğini açıklıyor. Asıl büyük kriz Güney Kore lideri Kim Jong-Un hakkında bir komedi filmi çekmeye karar vermeleriyle başlıyor. The Interview (2014)  tehditler, yasaklar sonucu oldukça kısıtlı bir şekilde vizyona sokuluyor ve eleştirmenler tarafından da yerin dibine sokuluyor. The Disaster Artist (2017) ikilinin efsanevi geri dönüş filmi oluyor. Dünyanın en kötü filmi seçilen The Room ve yönetmeni Tommy Wiseau’nun hikayesini anlatan filmde Franco, başroldeki performansıyla yere göğe sığdırılamıyor. İkilinin garip komedi anlayışı, sonunda Hollywood tarafından doğrulandı ve evrende bir kırılma yaşandı derken, 2018’de Franco’nun #TimesUp hareketine desteğinin iki yüzlülüğü sosyal medyada yayılmaya başlıyor.

2018 yılında Franco hakkında cinsel istismar iddiaları çıkıyor. Dördü öğrencisi olan beş kadın tarafından açıklanan iddialar oyuncunun eğitim verdiği genç kadın oyuncuları istemedikleri sahnelere, çıplaklığa zorladığı ve onları istismar ettiği yönünde. Sanat filmleri kisvesi altında genç kadın oyuncuları çıplaklığa, seks sahnelerine zorlayan ve hayır demeyi neredeyse imkansız hale getiren Franco eski öğrencileri tarafından ifşa ediliyor ve dava süreci başlıyor. Tüm suçlamaları reddeden oyuncu beklediği hiçbir adaylığı alamıyor. Rogen bu sırada talihsiz açıklamalar yapıyor ve neler olduğuna hakim olmadığını ve bu iddiaların arkadaşlıklarını ve profesyonel ilişkilerini etkilemeyeceğini söylüyor. Dava tamamlanıyor ve detaylarını bilmesek de taraflar bir anlaşmaya varıyor. Ancak Franco ve Rogen bir daha beraber çalışmıyorlar.

Yeni çıkan bir röportajda Rogen, arkadaşlıklarının ve ikili dinamiklerinin yaşananlardan etkilendiğini anlatıyor. Beraber çalışmamış olmalarının tesadüf olmadığını ve bir daha beraber çalışmayacaklarını net bir şekilde açıklıyor. Önceki açıklamalarının cahilce olduğunu söyleyip özür diliyor. Rogen kendi ayrıcalığının farkında. Ona Franco’dan uzak olmanın zorlukları sorulduğunda bu durumda herhangi bir mağduriyete sahip olmadığını, tacize uğrayan kadınlar dururken herhangi bir mağduriyet hakkında konuşmak istemediğini anlatıyor. Zaten çok daha huzurlu ve mutlu görünüyor. Kendini seramiğe ve yeni kurduğu işlere vermiş bir halde, yeni yazdığı kitabının tanıtımını yapıyor.

Burada tanımamız ve kabul etmemiz gereken şey herhangi bir insanın yapmayı seçtiği haksızlıklardan bağımsız düşünülemeyecek olması. Kendi gücünü genç öğrencilerini istismar etmek için kullanan birinin bunu yakınlarına, ya da beraber çalıştığı dostlarına farklı şekillerde yapmamış olması mümkün mü? Güç dengesinin kendi tarafında olmasını fırsat bilerek ilk refleksi sömürü ve istismar olan bir kişinin bundan bağımsız iyi bir insan olması gerçekçi mi? Rogen’ın da Franco tarafından güç dengeleri özelinde istismar edilip edilmediğini düşünmeden edemiyoruz. Zira Rogen’ın ürettiği işlerin kalitesi, yazdığı hikayelerin ve senaryoların seviyesiyle Franco’nun kendi başına ürettiklerine baktığımızda arada bir uçurum görüyoruz. This is the End filminde yakın arkadaşını önemsemeyen, tek umursadığı şöhret ve para olan biri olarak tasvir ediliyordu Franco. Bu tabii abartılı bir versiyonu olsa da, aslında bu ilişkide Rogen’ın hep alttan alan ve bir şeylere katlanmayı seçen taraf olduğu çıkıyor ortaya. Değişebildiği, hatalarını kabul ettiği ve de içgörüsü için Rogen’ı takdir ediyor, ona çok daha besleyici ve destekleyici dostluklar diliyoruz.

Dadanizm sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin