Sofia Coppola’nın Marie Antoinette’i 20 yıl sonra Versay’a geri dönüyor

Dadanizm newsletter duyuru (600 x 600 px)

Neşesi bol pastel renkler, kat kat elbiseler, bukleli saçlar, ağzına kadar dolu şampanya kadehleri, iştah kabartan makaronlar, baş döndüren partiler ve araya karışan bir çift Converse… Sofia Coppola’nın Marie Antoinette’inin üzerinden tam 20 yıl geçti ama filmin pastel dünyasının etkisi pek geçmiş değil: Tarihten bir hikayeye bambaşka bir yerden yaklaşan film, görsel diliyle de moda ve popüler kültürde kendine has yerini hâlâ koruyor.

Şimdilerde ise Sofia Coppola’nın ilmek ilmek işlediği o pastel renkli  dünya, başladığı yere dönmeye hazırlanıyor; Filmin 20. yılı şerefine hazırlanan Marie-Antoinette de Sofia Coppola sergisi, 22 Eylül’de Versay Sarayı’nda kapılarını açacak. Üstelik karşımızda filmden birkaç kostüm ve objeyi bir araya getiren sıradan bir seçki yok. Sofia Coppola’nın da hazırlıklarına dahil olduğu sergi, yapımın fikir aşamasından çekim sürecine, yönetmenin estetik tercihlerinden 20 yıla yayılan kültürel etkisine kadar Marie Antoinette’in nasıl şekillendiğinin izini sürüyor.

Coppola’nın 2006’da Marie Antoinette’i çekerken klasik bir tarihsel biyografi anlatmak gibi bir derdi zaten yoktu. Versay’ın bütün görkemini kadraja alırken tarihin “Fransa’nın son kraliçesi” olarak kaydettiği Marie Antoinette’in unvanının ardındaki genç kadına baktı: Çok genç yaşta yabancı bir saraya gönderilmiş; sıkılan, yalnızlaşan, eğlenen, hata yapan ve kendisine biçilen role sığmaya çalışan bir kadın. The Virgin Suicides ve Lost in Translation’dan aşina olduğumuz gençlik, yalnızlık ve kendine bir yer bulma hali bu kez 18. yüzyıl Versay’ında karşımıza çıktı. Tarihsel gerçekleri birebir canlandırmak yerine dönemin dünyasını kendi sinema diliyle yorumlayan Coppola, geçmişle bugünün yan yana gelmesinden de hiç çekinmedi. Dönem kostümlerinin arasına çağdaş müzikler, punk ve new wave; saray ritüellerinin arasına da gençlik filmi enerjisi karıştı.

Versay’ın kendisi de yalnızca ihtişamlı bir iktidar dekoru olmaktan çıktı; bazen fazla büyük, fazla kalabalık ve insanı içine hapseden bir eve dönüştü. Serginin Petit Trianon’da kurulması da bu yüzden ayrıca anlamlı. Burası Marie Antoinette’in Versay’ın katı protokolünden ve sürekli gözetim altında olduğu saray hayatından uzaklaşabildiği, zamanla kendine ait bir dünyaya dönüştürdüğü yerdi. Aynı zamanda Coppola’nın filminin pek çok sahnesinin çekildiği mekanlardan biri burası. Yani 20 yıl sonra filmin hikayesini anlatan sergi herhangi bir sergi salonuna değil, hikayenin hem tarihsel hem sinemasal olarak geçtiği yere kuruluyor.

Peki içeride başka neler var?

Filmin kostüm tasarımcısı Milena Canonero’nun orijinal kostümleri -elbette ki- başrolde. Canonero’nun pastel renkler ve 18. yüzyıl silüetleriyle yarattığı o dünya, 2007’de En İyi Kostüm Tasarımı Oscar’ını da kazanmıştı. Bunlara Manolo Blahnik’in film için tasarladığı ayakkabılar, çekimlerde kullanılan aksesuarlar, storyboard’lar, Sofia Coppola’nın notlarını taşıyan senaryolar, set fotoğrafları ve dekor eskizleri eşlik edecek. Daha da güzeli, filmden bazı sekanslar 20 yıl önce çekildikleri odalarda gösterilecek. Yani ekranda gördüğünüz Versay ile içinde bulunduğunuz gerçek Versay aynı anda karşınıza çıkacak; tarihi mekan ile Coppola’nın o mekanı yeniden hayal etme biçimi üst üste binecek.

Zaten serginin yola çıkış nedenlerinden biri de tam olarak bu: Marie Antoinette (yani film olan) yalnızca Marie Antoinette’i değil, Versay’ı görme biçimimizi de değiştirdi. Film, tarihsel bir figürü popüler kültürün içine çekerken sarayın kendisini de moda, müzik, gençlik ve çağdaş görsel kültürle yeniden ilişkilendirdi. Bunun moda, tasarım ve fotoğraftaki izlerini 20 yıl sonra bile görmek mümkün. Coppola da Versay’ın film için yalnızca bir çekim mekanı olmadığını, filmin dilinin ve atmosferinin bir parçasına, neredeyse karakterlerinden birine dönüştüğünü söylüyor. Bu yüzden filmin yaratım sürecine 20 yıl sonra tam da burada dönmek ayrıca anlamlı.

Marie Antoinette arşivi açılıyor

Sergiyi görmek için 22 Eylül’ü beklerken filmin setine başka bir kapıdan girmek de mümkün. Coppola’nın uzun yıllardır arkadaşı ve birlikte çalıştığı fotoğrafçı Andrew Durham, 2005’te çekimler boyunca kamerayı elinden pek bırakmamış. Oyuncuları çekim aralarında, saç ve makyaj koltuğunda, setin içinde ve dışında fotoğraflamış; hatta bu kayıtları filmin Cannes prömiyerine kadar sürdürmüş. O arşiv şimdi Making Marie Antoinette adlı 176 sayfalık bir kitaba dönüştü. Coppola’nın MACK bünyesinde kurduğu yayın oluşumu Important Flowers etiketiyle çıkan kitap, Durham’ın yüzlerce set arkası fotoğrafının yanı sıra filmin yapımına dair Keaton Bell imzalı bir sözlü tarih ile Coppola ve Durham’ın bugün yeniden bir araya geldiği bir söyleşiyi de içeriyor. Böylece 2006’da perdede gördüğümüz kusursuz pastel dünyanın arkasındaki daha dağınık, gündelik ve insani taraf ilk kez bu ölçekte önümüze seriliyor.

Kitabın 20. yıl kutlamalarıyla buluştuğu bir durak da Paris olacak. Sofia Coppola ve Andrew Durham, 20 Eylül’de Fondation Cartier pour l’art contemporain’ın kitabevinde Making Marie Antoinette için bir imza gününde bir araya gelecek. İki gün sonra da Versay’daki sergi kapılarını açacak. Paris’te olmayı gereğinden fazla cazip kılan bir hafta, anlayacağınız.

Ve bir de anne elinden çıkma bir ‘belgesel’

Arşivin belki de en özel parçasıysa Coppola ailesinin içinden geliyor. Sofia’nın annesi, yönetmen ve sanatçı Eleanor Coppola da 2005’te Versay’daki çekimlerdeymiş ve kamera arkasında olup bitenleri kaydetmiş. Elinde de sonunda yaklaşık 80 saate ulaşan görüntüler birikmiş.

Eleanor Coppola, pandemi döneminde bu kayıtları bir araya getirmeye başlamış; 2024’teki ölümünün ardından Sofia Coppola kurgunun tamamlanmasına yardım etmiş. Ortaya çıkan 86 dakikalık Making Marie Antoinette, klasik bir kamera arkası belgeselinden biraz daha fazlası. Bir yandan dev bir prodüksiyonun nasıl kurulduğunu, Coppola’nın Versay’ın ortasında kendi dünyasını nasıl yarattığını görüyoruz; diğer yandan bütün bunlara kızını çalışırken izleyen bir annenin kamerasından bakıyoruz. Eleanor’ın o dönemde tuttuğu günlüklerden bölümleri de Diane Lane seslendiriyor.

Belgesel 29 Eylül’de New York Film Festival kapsamında New York prömiyerini yapacak; gösterimin ardından Sofia Coppola’nın katıldığı bir soru-cevap da var. Yani eylül takvimini yan yana koyunca kutlamaların nasıl büyüdüğü daha da belirginleşiyor: 20 Eylül’de kitap ve imza günü, 22 Eylül’de Versay’daki sergi, 29 Eylül’de belgeselin New York prömiyeri… Üstelik 20 yıl sonra geri dönen yalnızca setin hatıraları değil. Marie Antoinette’in Sofia Coppola ve görüntü yönetmeni Lance Acord gözetiminde hazırlanan yeni 4K restorasyonu da filmin kendisini yeniden gündeme taşıyor.

Bir zamanlar vizyona girdiğinde seyirciyi ve eleştirmenleri ikiye bölen film, böylece yeni kuşağın karşısına yalnızca TikTok editleri, pembe pastalar ve Pinterest panolarıyla değil, yeniden büyük perdede çıkmaya hazırlanıyor.

Popüler kültürün gözünü giderek daha fazla geçmişe çevirdiği; 2000’lerin modasının, müziğinin, filmlerinin ve bir zamanlar hayatımızı kaplayan estetik kodların birer birer yeniden karşımıza çıktığı bir dönemdeyiz. Dolayısıyla Marie Antoinette’in 20. yaşını böyle bir sergiyle kutlaması da günümüzün nostalji sevdasıyla pek uyumlu. Filmin öz hakiki sevdalıları için de, ‘yeni nesil’ izleyici için filmin dünyasına yine yeniden girmek için güzel bir vesile diyelim.

Kısacası önümüzde hem sinema tarihi, hem moda, hem de Sofia Coppola estetiği ve 2000’lerin popüler kültür hafızası var. Marie Antoinette yeniden 20 yaşında ve belli ki pastaları, ayakkabıları, müziği, pug’ı ve pastel dünyasıyla hâlâ gayet iyi yaşlanıyor.

Dadanizm sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin