Köklerini yanında taşımak: Zeyne ile kendi sesini bulmak üzerine konuştuk
Arapça bir kelime olan “awda”nın Türkçede tam bir karşılığı yok. Kimi kaynağa göre “geri dönüş” kimisine göreyse “tekrar” anlamına geliyor. Son albümüne bu ismi veren Filistin asıllı sanatçı Zeyne içinse, kendiyle tekrardan tanışmak için çıktığı bu yolculuğun en güzel tasviri.
“Dönüş” üzerine bir albüm çıkarmak, Zeyne için hem kendine dair (ve doğru) bir yolculuğu hem de düşünce ve rutin döngüleri içinde kaybolduğu dönemlere ithafen bir manifesto. “Kişisel bir şeyden bahsederken anlatımımı fazla entellektüelleştirmemeye çalışıyorum. İlk başta fikirlerimin tıpkı hislerim gibi dağınık olmasına izin veriyorum. Daha sonra her şey daha tertipli bir hale geliyor” diyor Zeyne, şarkı sözü yazımından bahsederken. Kalemini, acısıyla ve tatlısıyla daima kuyruğunu yakalamaya çalışan bir kediye benzettiğim bu hayat döngüsü için kaldırdığını göz önünde bulundurunca, bu konunun başka türlü yazılamayacağını düşünüyorum kendi kendime.
Küreselleşmenin gündelik hayata sızmaya başladığı 2000’lerin başında dünyayla tanışan Zeyne için Filistin folklörü, Arap dünyasının klasik parçaları ve dabke ritimlerinin yanı sıra Amerikan dizileri, pop ve R&B türünde müzikler de 28 yıllık hayat hikayesine fon müziği oluyor. Hafıza ve içgüdünün ilhamıyla yeni albümü AWDA’yı yazan sanatçının ait olduğu bu iki kültür arasındaki zıtlık, kendi tecrübelerinde yaşadığı “git-gel”lere eşlik etmek için en ideal ikili haline geliyor.
“Asli Ana” isimli albümüyle ismini duyurmaya başlayan sanatçıyla kısa sohbetimizde, üzerine sık sık düşündüğüm bir konu üzerine kafa yoruyoruz: sanat ve temsil. “Sanatın her biçimi politiktir” söyleminin, sosyal medyanın pasif aktivizmi körükleyen lugatıyla bir analizden öte içi boşaltılmış bir slogana dönüştüğü bu dönemde, Zeyne gibi Filistin asıllı sanatçılara biçilen görev nedir? “Bu soruya hissettiğim duygular, sindirmekte olduğum tecrübeler ve sadece bir Filistinli olarak değil ama bir insan olarak söylemem gerektiğini düşündüklerimle yaklaşıyorum” diyor Zeyne. “Dünyanın bizi duymasına ve Filistin kimliğinin tek boyutlu bir şey olmadığını anlamasına ihtiyacımız var” diye de ekliyor.
Geçtiğimiz birkaç yıl içinde, tıpkı Zeyne gibi “Batılı” olmayan genç sanatçılarla yaptığımız röportajlarda duyduklarımızın izlerini onun sözlerinde de yakalıyorum. Batı’nın film ve müziğini Orta Doğu, Asya veya Latin Amerika’daki evinden takip ederek büyüyen bu müzisyen kuşağı, sahneye daima bir “ilk”e imza atmak, bir ülke temsili gerçekleştirmek çatısı altında çıkıyor. Tarihin o kaçınılamaz döngüsüyle kutuplaşmış bu dünyada bu sanatçılar için en önemli olan şeyse o “ilk” başarıdan öteye gidiyor: dinleyicilerin bilmedikleri bir dilde şarkı sözlerini ezberden söylemesi, melodi ve ritimde kendilerini kaybederek sanatçıyı derinden anlaması.
Bu dönüşü onunla beraber kutlamak ve yeni albümünün melodileriyle kol kola sallanmak için “Sahne. Işıklar. Zeyne.” diyoruz ve sanatçının 18 Eylül’de Salon İKSV’de gerçekleşecek konserinden önce kendisine dadanıyoruz.
Merhaba Zeyne, nasılsın? 2026 nasıl geçiyor?
Merhaba! İyiyim, sen? 2026 önceki senelere göre daha sakin geçiyor, iyi bir anlamda. Geçen sene oldukça hızlı ve yoğun bir takvimim vardı, sanırım çoğu şeyi sindirmek ve anlamak için yeterli zamana sahip değildim. Şimdiyse sahnede şarkılarımı söylüyorum ve onlarla bağ kuran insanlarla gerçekten tanışma imkanım oluyor, bu çok huzur verici bir deneyim. Bir albüm lansman sürecinde olmaktan öte dinleyicilerimle bir diyalog içindeymişim gibi hissediyorum.
2025 senin için inanılmaz bir seneydi. İlk albümünü Ekim ayında çıkardın, binlerce dinleyici karşısında bir sürü konserde, ünlü festivallerde sahne aldın, YouTube’un Foundry Programı’nda yer alan ilk Arap sanatçı ve EQUAL Arabia’nın yüzü oldun. Bunların hepsinin gerçekleşmesini uzaktan izlemek pek keyifliydi, sürücü koltuğunda olmak nasıl bir histi?
Evet, 2025 gerçekten ilginç bir seneydi. Tam ortasındayken bir adım geri atıp neler olup bittiğine bakma lüksünüz olmuyor. Bir işten diğerine koşuyorsunuz ve bu sırada olabildiğince anı yaşamaya çalışıyorsunuz. Sürücü koltuğunda olmak zaman zaman baş etmesi zor bir hale geldi ama aynı zamanda son derece heyecan vericiydi. Bir bakıma da, tuhaf bir şekilde, ayaklarımı sağlam bir şekilde yere basmamı sağlayan bir yoğunluktu bu. Hissettiğim ve yaşadığım bir sürü tecrübe ve duyguyu bir albüme döküp, bir sürü dinleyicinin bu şarkıları benimle söylediği bir turne dönemi yaşadım, çılgıncaydı. Çok da uzun olmayan bir süre önce bunu hayal bile edemeyeceğimi göz önünde bulundurursak her şey için minnettarım. AWDA’yı dinleyiciyle buluşturmak, binlerce kişinin önünde sahne almak, YouTube Foundry ve EQUAL Arabia gibi oluşumların bir parçası olmak… Bunlar bir rüya gibi hissettiren dönüm noktaları tabii ki ama aynı zamanda beraberinde sorumluluklar da getiriyor. Hele ki insanların sizi izlediğini, dinlediğini ve ürettiğiniz şeylere güvendiğini bildiğiniz zaman.
Tüm bu olanların beni alıp götürmemesi için çaba sarf ettim. Benim için bu dönemdeki en değerli anlar en büyük sahneler değil, insanların şarkılarımı benimle söylediğini görmekti. Konserlerden sonra birbirleriyle sohbet ettiklerini ve müziğin sınırları aştığını görmek… Benim için her şeyi önemli kılan unsur bu. Yani evet, sürücü koltuğunda olmak kesinlikle yoğun duygular getiren bir şeydi. Neler yapabileceğimi ve bir sonraki adımlarımı atarken daha da amaca bağlı hareket etmem gerektiğini gösterdi bana.
Awda, “dönüş” demek ve albümün ilk parçasında seninle bir kişisel keşif yolculuğuna çıkıyor, hayatının yüksek ve düşük anlarına tanık oluyor ve sonuna doğru tekrardan kendini bulmaya dair hikayelere dalıyoruz hep beraber. Kişisel tecrübelerinden hareket ettiğin zaman, söz yazımına nasıl yaklaşmayı tercih ediyorsun? Kendini müzikle ifade ederken nelerden ilham alıyorsun?
Söz yazmaya “Tamam, şimdi derin bir şeyler yazacağım” diyerek oturmuyorum. Aslında olaylar oldukça basit bir şekilde gerçekleşiyor. Bazen aklımdan çıkaramadığım veya tekrarladığım bir cümle, melodi veya sadece bir his barındıran bir tını oluyor. Kendi tecrübelerimden beslenen şarkı sözlerimi yazarken anlatımımı fazla entellektüelleştirmemeye çalışıyorum. İlk başta her şeyin tıpkı hislerim gibi dağınık olmasına izin veriyorum. Daha sonra her şey daha tertipli bir hale geliyor.
AWDA bir dönüşle, kendine geri dönmekle alakalı olduğu için, söz yazarlığımın çoğu uzun süredir kendime üzerine düşünme hakkı tanımadığım veya sindiremediğim şeylerden ortaya çıktı. Önceliğim olabildiğince dürüst olmaktı. Bu bazen sözleri acı verici derecede net tutmak, bazen de istediğinden daha azını söyleyerek müziğin tercüman olmasını beklemek demek.
Sonik anlamda beni besleyen ise, hafıza ve içgüdünün karışımı. Küçüklüğümden beri duyduğum sesler: Arap melodileri, geleneksel dabka ritimleri, mijwizin dokusu… Bu parçalar ben farkında olsam da olmasam da hep kulağımda. Bir yandan da kendimi oldukça yakın hissettiğim modern R&B ve deneysel prodüksiyon elementleri var. Bu iki dünya arasındaki zıtlık ve çekim benim sesimi şekillendiriyor, aralarında bir nevi bir köprü kuruyorum. Bu planlayarak yaptığım bir şey değil, daha çok o an ne doğal hissettiriyorsa onu yapıyorum.
Eski bir röportajında sanatçıların “neden”ini bilmeleri gerektiğini söylemiştin; neden müzik yapıp dünyayla paylaşmayı seçtiklerini. AWDA’yı yazarken, kaydederken ve somutlaştırırken kendi “neden”ine nasıl yaklaştın?
Albümü bir araya getirebilmek için kendime zor sorular sormamı gerekti. Bu hikayeleri neden anlatıyorum? Neden şimdi? Bu şarkıların neden var olması gerekiyor? AWDA oldukça kişisel bir proje, kendine dönüş, kimlik, aşk, hafıza gibi konulara değiniyor. Dolayısıyla bu albüm sadece güzel birkaç parçanın barındığı bir şey olamazdı, uğruna savaştığı bir amacı olmalıydı.
Şarkılarımı yazarken benim amacımın herhangi bir dönüm noktası veya rakama bağlı olmadığını fark ettim. Dürüstlüğe ve artık paylaşmam gerektiğini hissettiğim şeyleri açığa çıkarmaya bağlıydı, kim olduğumu yansıtan bir iş üretip, bu yansımanın başkalarına da tanıdık geleceğini ummakla aslında.
Bu süreç bana aynı zamanda amacımın sürekliliğe bağlı olduğunu gösterdi, kültürüme günün koşullarına uygun ve enerjik bir şekilde katkıda bulunmak ve her ne kadar zaman zaman beni zorlasa da duygulara dürüstlükle hitap eden müzik yapmak. AWDA’yı yayınladıktan sonra dünyanın her bir yanından dinleyicilerin albümle nasıl bağ kurduğunu gözlemlemek de bunu körükledi. Niyetinin ne olduğundan emin olduğunda oraya giden yol da netleşiyor. Yani bir bakıma AWDA sadece benim “neden”imden doğmadı, onu anlamama yardımcı oldu.
Olumsuz düşünce döngülerine girdiğin, kendini içinden çıkması zor sarmalların içinde bulduğun dönemlerden daha önce de bahsetmiştin. AWDA’yı dinlerken ve albüm üzerine okurken, bu döngülerin sabır ve sevginin de desteğiyle bir tür “dönüş”e evrildiğini düşündüm; tıpkı albümün adının çağrıştırdığı gibi. Müziğini de bu süreçte bir iyileşme aracı olarak görüyor musun?
Bu çok hoş bir tanım aslında. Yazarken her zaman iyileştiğimi fark etmiyorum ama dönüp bakınca ve ne kadar geliştiğimi inceleyince, müziğin bu döngüleri kırmak için bir alet olduğunu görebiliyorum.
İstemsiz düşünceler veya olumsuz senaryolar içerisinde kaybolduğumda, her şey işlevsiz gözüken bir döngü içinde gibi hissettiriyor, aynı korkular kendini tekrarlıyor. Yazmak o korkulara bir çıkış noktası sağlıyor. Kafamın içindeki kaosa bir nizam, ritim ve melodi bahşediyor. Bir anda kafamın içi sadece ses değil, bir parçaya dönüşüyor ve bu şekilde bir adım geri atıp onunla iletişim kurabiliyorum.
AWDA’ın var olma sürecinde, bu rutinlerimde bir değişim oldu. Yazma alışkanlığım sayesinde bu döngünün içerisinde kalmaktansa onun dışına çıkmayı öğrendim ve “dönüş” fikri burada benim için gerçekçi olmaya başladı. Bu, o düşünceler yokmuş gibi davranmaktan öte onlara zaman ayırıp, anlamaya çalışıp kendime dönmekle alakalıydı.
“Evet, şimdi iyileşeceğim” demiyorum, keşke o kadar kolay olsaydı ama müzik benim için hislerimi güvenli bir alanda hissedip kendimi yargılamadan dürüst olabileceğim bir alan açıyor. Bazen de bu dürüstlük, en başından ihtiyacım olan ilgi ve şefkate dönüşüyor.
Günümüz Arap müziği dünyasının en kendine has seslerinden birisin. Geleneksel sesleri alt-pop ve R&B ile birleştiriyorsun fakat bu sırada sesinin kimliğinden ödün vermiyorsun. Bu füzyonun arkasındaki ilhamın nedir?
Bence bu füzyon nasıl büyüdüğümün bir yansıması. Evde Filistin folklörü ve Arap klasikleri dinlerdim, bir dabke grubundaydım ve Arapça şiir okurdum. Etrafımdaki bu sesler ve sözler çocukluğumu şekillendirdi. Aynı zamanda R&B, alternatif pop ve büyüdüğüm yerin dışındaki sanatçılar ton ve prodüksiyonu anlamamı sağladı. Kendim müzik yapmaya başladığımdaysa bu dünyalar birleşmiş oldu.
Bu iki dünyayı birbirinden ayrı görmüyorum. Geleneksel melodiler, sesimin üzerine eklediğim bir şey gibi hissettirmiyor, onlar zaten benim müziği duyma şeklimin ta kendisi. Alt-pop ve R&B elementleriyse artık bir o kadar kişiliğimin parçası. Bu füzyon, kulaklarım müziği gerçekten böyle duyduğu ve böyle melodilere çekildiğim için gerçekleşiyor.
Görsel elementlerde de zıtlıklara çekiliyorum: güç ve yumuşaklık, nostalji ve fütürizm… Görsel dünyamın bir kostümden öte sesimin bir parçası olmasından hoşlanıyorum. Yani aslında buradaki ilhamım hafıza ve içgüdü. Geldiğim ve yolunda olduğum yerler arasındaki zıtlık.
Müzik kariyerinin yükselişe geçtiği dönem, Gazze’deki soykırımın da en ağır dönemlerinden birine denk geldi. Sesin memleketine her anlamıyla bağlı; köklerine ve direnişe dair sözleri dabke melodileriyle buluşturuyorsun. Böylesine siyasi ve kaotik bir dönemde, Filistinli bir sanatçı olarak kendi sesini dünyaya duyurmak nasıl bir tecrübeydi?
Birkaç katmanlı bir durum olduğunu söyleyebilirim. Sanatım ve Filistin’de olanlar arasında bir ayrım yoktu. Her şarkı, performans, röportaj bir ağırlık taşıyordu çünkü Gazze’de olanlar kendimden ayrıştırabileceğim şeyler değildi.
Müziğimin bu noktada küresel bir dinleyici kitlesine ulaşması hem acil hem de hassas bir şey gibi hissettiriyordu. Acil diyorum çünkü dünyanın bizi duymasına ve Filistin kimliğinin tek boyutlu bir şey olmadığını anlamasına ihtiyacımız vardı. Bazen bunun beni zorladığı anlar oldu, özellikle de bazı insanların Filistin ile önce haber başlıklarında daha sonra da müziğimde karşılaştığını göz önünde bulundurunca. Ama tuhaf bir şekilde bu müziğime daha da bir anlam kattı. Arapça şarkı söylemek, köklerimi taşımak, perküsyon ve bana evi hatırlatan dokuları öne çıkarmak… Bu vazgeçemeyeceğim bir şey oldu.
Duygusal olarak tabii ki de zordu ama bu bana siyasetten öte bizi dinlemeye hazır olan küresel bir dinleyici olduğunu gösterdi. Asli Ana’yı yayınladığımda insanların Arapça konuşmadıkları halde melodiyle derin bir bağ kurduklarını anlattıklarını hatırlıyorum. Müziğin dilleri tercüme edebileceğini hatırlatan bir deneyimdi. Dünyanın farklı yerlerinden dinleyiciler birbirleriyle böyle bağlar kurduğunda, ortaya haber başlıkları ve ezberlenmiş hikayelerin ötesinde bir anlayış çıkıyor.
Müzisyenleriyle yaptığım röportajlar için araştırma yaparken hep merak ettiğim bir şey var. Müziğin ve sanatın hakkında yazılan şeyleri okuyup “Hmm, ben bunu böyle tanımlamazdım aslında” dediğin oluyor mu? Özellikle bir diaspora sanatçısı olarak kültürünü, memleketini ve insanlarını temsil etmek günümüz medyasında müziğinin önüne geçebiliyor. Sanatçıların müziklerini kendi sözleriyle tanımlamasını dinlemekten bu sebeple çok hoşlanıyorum. Müziğini, vizyonunu ve sesini nasıl tanımlarsın?
Bu soruyu sorduğun için teşekkür ederim çünkü evet, bazen bir şeyleri okuyorsun ve “İlginç… Ben bunu böyle söylemezdim” diyorsun. Olumsuz bir yönde değil tabii, ama müziğiniz bir kere dünyayla buluştuğunda artık sizin olmaktan çıkıyor. İnsanlar onu kendi gözlerinden yorumluyor ve bu lens bazen sizin öne çıkarmayı öngörmediğiniz şeylere odaklanıyor.
Özellikle Filistin kökenli bir sanatçı için her şeyin kültür ve siyaset çerçevesinden görülmesi pek olağan. Bu her ne kadar benim kanıksanamaz bir parçam olsa da, müziğimin ve niyetimin tek katmanı değil. Bir şarkı yaparken “Nasıl temsil edebilirim?” diye soruyorum. Bu soruya hissettiğim duygular, sindirmekte olduğum tecrübeler ve sadece bir Filistinli olarak değil ama bir insan olarak söylemem gerektiğini düşündüklerimle yaklaşıyorum.
Kendimi tanımlamam gerekirse, o sırada hissettiği duygulardan yola çıkarak müzik yapan birisiyim. İfade etmek istediğim şeyleri daima bir R&B, alt-pop ve Arab müziği füzyonundan düşünen biriyim. Müziğimin tam olarak nereye sığdığını kestirmek oldukça zor çünkü sesimi bir kutuya sıkıştırmamaya çalışıyorum. Katmanlı ve yaşanmışlık içeren bir şey üretmeye gayret ediyorum. Müziğin geldiğim yeri taşımasını istiyorum ama aynı zamanda şu anda olduğum kişiyi yansıtmasını hedefliyorum. Bu denge, “ben” gibi hissettiriyor.
Müzik videolarının tümü nefes kesici güzellikte görsellik ve hikaye anlatıcılığına sahip. Asli Ana için çektiğin müzik videosu kendi başına bir kısa film. Sözlerini görselere aktarırken nelere dikkat ediyorsun?
Bu soruyu çok seviyorum çünkü görseller üzerine fazlasıyla kafa yoruyorum. Bir şarkıyı yazarken zaten gözümün önüne getirebiliyorum. Görseli sesten ayrı tutmuyorum, bazen bir şarkı sözü direkt bir renk paleti, doku, mekan ve hatta sadece görsele dökülmesi gerektiğinden emin olduğum bir hissi çağrıştırabiliyor.
Asli Ana’da amacımız kısa film gibi hissettiren bir müzik videosu çekmekti. Şarkı çok katmanlı ve duygusal bir tona sahip, dolayısıyla görselliğin göze parmak sokmadan bu derinliği taşıması gerekiyordu. İlk önce daima şarkının duygusal kökünün ne olduğunu kendime sorarak başlıyorum, oradan sonra gerisi kendini tamamlıyor.
Konsept geliştirme konusunda oldukça kafa yoruyorum fakat tabii ki bu işi asla tek başıma yapmıyorum. İnşa etmeye çalıştığım dünyayı anlayan bir ekibe sahip olduğum için inanılmaz şanslıyım. Kreatif direktörüm Farah Hourani ile çalışmak benim için büyük bir şans. Referans, ton, sembolizm ve soyut bir şeyi nasıl sinematik bir yolculuğa tercüme edeceğimiz konusunda uzun konuşmalara dalıyoruz. Bu işbirliği gerektiren bir üretim süreci ve sonucu bu kadar güçlü kılan da zaten bu.
Görsel ilhamlarımın çoğu film, moda, mimari ve küçüklüğümden aklımda kalan minik detaylardan geliyor. Sonuçta müzik videosunun bir dekordan öte şarkının bir parçası olması gerekiyor. Videonun sesini kapattığınızda bile gördüklerinizden bir hikaye çıkarabilmelisiniz, benim için önemli olan bu dengeyi sağlayabilmek.
2026’da en çok neler için heyecanlısın?
AWDA’yla tura çıkmak için inanılmaz heyecanlıyım. Albümü çıkarmak çok keyifliydi ama dinleyiciyle beraber sahnede şarkıları söylemek bambaşka bir şey. Bir oda dolusu insanın şarkılarınızı sizinle söylediğini duymak, şarkının anlamı dahil birçok şeyi değiştiren bir tecrübe.
Müziğimin sahnede nasıl geliştiğini, her şehirde nasıl yeni bir kılığa büründüğünü ve farklı kalabalıkların farklı noktalarla bağ kurduğunu görmek için heyecanlıyım. Tura çıkmak, albüm sürecinin ikinci bölümü gibi hissettiriyor.
Aynı zamanda anı yaşayabilecek kadar yavaşlamak için sabırsızlanıyorum. Son birkaç sene olabilecek en iyi anlamda oldukça yoğundu fakat 2026 inşa ettiğim her şeyi sonuna kadar tecrübe edebileceğim bir sene gibi hissettiriyor.