Bu bir korku filmi değil: Spotify ve hayalet sanatçılarının müzik endüstrisine etkileri
Bir süredir Spotify’ın en popüler çalma listelerini hayali müzisyenlerin eserleriyle doldurduğu söyleniyor. Hayali müzisyen ne demek, tabii, değil mi? Şöyle ki: O müzisyenler aslında yoklar. Yani varlar, ama bildiğimiz ve dinlediğimiz haliyle bir sanatçı kimliğine sahip değiller. Çünkü başta kulağa bir komplo teorisi gibi gelen bu haber, esasen Spotify’ın sanatçılara ödediği telif ücretlerini azaltma stratejisi.
Şirketin iç yazışmaları ve eski çalışanlarla yapılan görüşmeler sonucunda ortaya çıkan bu stratejinin adı ise Perfect Fit Content (PFC) programı. Kabaca bir çeviriyle “Mükemmel Uyan İçerik”… Onları mükemmel yapan şey ise düşük maliyetli olmaları. Bu müzikler sayesinde platformun kâr marjı artıyor. Çünkü platform, Drake, Taylor Swift, Radiohead ya da daha bağımsız John Pattern gibi sanatçılara ödeme yapmak yerine, bu genel müzikleri üreten prodüksiyon şirketlerine ödeme yapmayı tercih ediyor.
Programın 2017’de başlatıldığı söylenirken, o zamanlar şirket bu haberlerin “kesinlikle gerçek dışı” olduğunu belirterek iddiaları kabul etmemişti. Bu konunun ilk kulaktan kulağa yayılıp araştırılmaya başlanması da İsveçli bir haber kaynağı sayesinde oluyor. Daha sonra Harper’s Magazine’den Liz Pelly ciddi bir araştırma yürütüyor ve konu iyice dallanıp budaklanmaya başlıyor.

Geçtiğimiz Temmuz ayında yayımlanan bir Vulture makalesinde de özellikle Spotify’ın caz, chill ve huzurlu piyano gibi hem popüler hem de arka planda çalsın temalı listelerini, şirket tarafından üretilmiş sahte sanatçı eserleriyle doldurduğu iddia ediliyordu. Spotify ise benzer bir açıklamayla konunun “gerçek dışı” olduğunu söyleyip tüm iddiaları yine reddetti. Ancak bu açıklama medyanın ilgisini sadece daha da artırdı. Haliyle biz de konunun gerisinde kalamazdık. Aklımızdaki tüm sorular eşliğinde dadanmaya başlıyoruz.
Öncelikle sistem, tamamen anonim arka plan müziği üretmeye yönelik. Yani bireysel bir sanatçının sesinden, perspektifinden ve yeteneğinden uzaklaşarak kimliksiz, tamamen kurumsal bir ürünü öne çıkarmayı hedefliyor. Hatta bu parçaların bazıları milyonlarca dinlenme dahi alıyor. Spotify için de çok avantajlı oluyor. Çünkü bu müzikleri üreten prodüksiyon şirketiyle yapılan anlaşma, gerçek sanatçılara ödeme yapmaktan daha uyguna geliyor. Bu gelirlerin büyük kısmı da parçaları oluşturan sanatçılardan ziyade, bu sanatçıların çalıştığı şirketlere gidiyor. Bu sebeplerle, bu içerikleri öne çıkarma hamlesinin bazı eski çalışanlar tarafından hoş karşılanmadığı ve etik kaygıların epey tartışıldığı da bilinmekte.
Hatta 2017’nin sonunda müzik yazarı David Turner konuyu araştırmaya başladığında, Spotify’ın “Ambient Chill” çalma listesinin büyük ölçüde Brian Eno, Bibio ve Jon Hopkins gibi tanınmış sanatçılardan arındırıldığını ve bu sanatçıların müziklerinin yerine Epidemic Sound adlı bir İsveç şirketinin ürettiği müziklerle değiştirildiğini veri analizleriyle ortaya koymuş. Epidemic Sound ise o zamana kadar genellikle reklamlarda, TV programlarında veya çeşitli video içeriklerinde kullanılan stok müzikler üretiyormuş.
Sonraki yıllarda, şirketin özellikle 2019’da podcast’lere yer vermeye başlaması, Joe Rogan ile yaptığı 250 milyon dolarlık anlaşma ve 2020’de daha düşük telif ücretleri karşılığında algoritmik tanıtım sağlayan Discovery Mode programı gibi girişimleri, dikkatleri başka yöne çekmesine yardımcı oluyor. Ancak hayalet sanatçılar tartışması, 2022’de İsveç gazetesi Dagens Nyheter’in bir soruşturmasıyla yeniden gündemdeki yerini alıyor.
Gazete, İsveç’in telif hakkı toplama kuruluşu STIM’den elde edilen belgelerle akış verilerini karşılaştırarak, yirmi civarında söz yazarının 500’den fazla “sanatçı” adına ürettiği binlerce parçanın Spotify’da yer aldığını ve milyonlarca kez dinlendiğini ortaya çıkarıyor.
Hatta gazetenin teknoloji editörü Linus Larsson, Liz Pelly’e Ekfat adında bir sanatçının Spotify sayfasını gösteriyor ve bu isim altında, 2019’dan bu yana Firefly Entertainment adlı bir stok müzik şirketi aracılığıyla birkaç parça yayımladığını görüyorlar. Bu parçalar Spotify’ın resmi çalma listeleri olan Lo-Fi House ve Chill Instrumental Beats’te de yer alıyormuş. Hatta parçalardan biri o dönemde üç milyondan fazla dinlenmiş ki şu anda bu sayı dört milyonu geçmiş durumda.
Ekfat’ın biyografisinde, “Reykjavik müzik konservatuarından mezun olan klasik eğitimli bir İzlandalı beat maker” olarak tanıtıldığı, 2017’de “efsanevi Smekkleysa Lo-Fi Rockers ekibine” katıldığı ve 2019’a kadar yalnızca sınırlı sayıdaki kasetlerle müzik yayımladığı söyleniyormuş.
Larsson’a göre ise bu durum tamamen uydurma. “Muhtemelen en saçma örnek bu, çünkü onu bulabileceğiniz en havalı müzik yapımcısına dönüştürmeye çalışmışlar.” sözleriyle de düşüncesini vurguluyor.
Herkesin bildiği üzere müzik, sadece ticari bir ürün değil; aynı zamanda bir kültür, çeşitli duyguların dışa yansıması, yani temelde bir tür kendini ifade etme biçimi. Dinleyiciler de tam olarak bu sebeple bazı sanatçıların peşine takılır ve o sanatçının tüm iniş ve çıkışlarına rağmen yıllarca dinlemeye devam eder.
Sanatın her alanında, eğer üretilen eser kalplerdeki yerini bulmak istiyorsa, gerçek bir içgörüye sahip olmalıdır. Benzer duyguları hissetmiş olmak gerekir. Aynı şekilde biliyoruz ve anlıyoruz ki, herhangi bir şirket eğer varlığını korumak istiyorsa büyümek zorundadır. Çünkü sistem bunu gerektirir, hatta belki kontrolsüzce büyümeyi teşvik dahi eder. Bunu bir eleştiri olarak görmeyin; yatırımın amacı budur. Yine de sorgulamadan edemiyoruz: Sonuçta hem sanatçılara açıkça yapılan haksızlıklardan hem de çalma listelerinin kâr amacıyla manipüle edilmesinden konuşuyoruz. Etik değerlere sadık kalınarak ya da sanatçıların gerçekten hakları verilerek büyüme sağlanabilir miydi? Elbette. Fakat sanıyoruz ki bu, sistemi yavaşlatır. Belki de onların açısından sorun tam olarak budur.

Zaten sanatçıların streaming platformlarından çok az kazanç elde ettiği de uzun süredir konuşuluyor. Hatta her 10 dinleme için yaklaşık 0,04 dolar, 1000 dinleme için 4 dolar ve 100.000 dinleme için 400 dolar gibi bir rakam. Bir de üstüne şirket içinde yürütülen bu tarz projeler ve politikalar, bağımsız ya da az bilinen sanatçıların daha da görünmez hale gelmesine neden oluyor.
Öte yandan, Spotify CEO’su Daniel Ek, 2023 Temmuz’dan bu yana kişisel hisselerinden yaklaşık 345 milyon dolar kazanmış. Elbette ki kendisini tebrik ediyoruz; ancak bir sanatçının aynı miktarda geliri elde etmesi için 12 ayda toplam 115 milyar dinlenme alması gerekiyor. Bu rakam, bir örnek vermemiz gerekirse; Spotify’ın tüm zamanların en çok dinlenen sanatçısı olan Drake’in, platformda bir yılda aldığı dinlenme miktarının 15 milyar fazlası…
Üzücü olan ise sistemin, genellikle yaratıcılığın değerini maliyetler ve kazançlarla ölçen bir yapıya dönüşmesi. Sanatın, edebiyatın, müziğin veya herhangi bir yaratıcı işin özünde insanları bir araya getiren, onlara dokunan bir gücü vardır. Ancak bu tür ticari politikalar, o gücün önüne maalesef engeller koymakta. Sözümüz sadece Spotify’a da değil bu arada…
Kaldı ki Spotify hayalet sanatçılarıyla şeffaflığı daha ne kadar bir arada yürütebilir? Sonuçta dinleyiciler, platformda önerilen müziklerin gerçekten bir sanatçıya ait olduğunu ve bir hikâyesi olduğunu düşünerek dinliyorlar. Bu yaklaşım, uzun vadede kullanıcı sadakatini de etkileyebilir. Bizden söylemesi.
Yine de her şeye rağmen şunu da çok iyi biliyoruz ki, yaratılan herhangi bir eserin değerini sistemler değil, onu gerçekten takdir ve takip eden insanlar belirler. (Her şeye rağmen umutlu olmak deyince de biz…)