Yılın ilk yarısına veda ederken en çok konuşulan yapımlara dadanıyoruz
Geçtiğimiz sene Hollywood’un en büyük oyuncu sendikalarından olan SAG-AFTRA’nın neredeyse dört ay süren greviyle beraber televizyon ve sinema dünyasında büyük bir durgunluk hakimdi. Kasım ayında biten grevin ardından film tanıtımlarına, yayınlarına, reklamlarına ful fors geri döndü Hollywood. 2024’ün ilk yarısını geride bırakırken (ne çabuk!), bu uzun durgunluk döneminin de etkisiyle dört kolla sarıldık biz de uzak kaldığımız filmlerimize, dizilerimize. Ve geçen altı ayda izlediklerimizi ya da izlemek için listemize eklediklerimize bir başka amme hizmetiyle seriyoruz önünüze; iyi seyirler!
Filmler
Dune: Part 2
Frank Herbert’in efsanevi bilim kurgu romanı Dune yıllar sonra yeniden beyazperdeye uyarlanmıştı bundan üç yıl önce. Ta o zamanlar biz de herkes gibi Dune’un uyarlaması yürek isteyen bir eser olduğunu düşünüyorduk. Denis Villeneuve’de olan bu yürek başlarda karışık olan eleştirilerle karşılansa da ikinci kısımla beraber bu eleştiriler yerini bolca övgüye bıraktı diyebiliriz. Timothée Chalamet, Zendaya, Javier Bardem, Rebecca Ferguson gibi yıldızlarla dolu kadrosuyla kırmızı halıları merakla beklenen Dune: Part Two, 2024’ün ilk yarısında en çok izlenen ikinci film durumunda. Bu kısımda Villeneuve’in hikaye ve kadroyu daha da genişlettiğini, kitaba çoğunlukla sadık kalarak seriyi canlı tuttuğunu ve de son bölümdeki aksiyon sahneleriyle alkış topladığını görebiliyoruz. Arrakis’in uçsuz bucaksız çöllerinde sürecek Dune yolculuğumuzun üçüncü kısmını da merakla bekliyoruz.
Furiosa: A Mad Max Saga
George Miller’ın ellerinde hayat bulup hepimizi büyülemeyi başaran bir seri Mad Max. 2015 yılında yeniden beyazperdeye uyarlanan bu seri aslında birçok orijin hikayeye de gebe. Onlardan biri olan ve merakla beklenen Furiosa’nın hikayesi de bu senenin ilk yarısında ekrana taşınan yapımlardan. Mad Max: Fury Road filminde Charlize Theron tarafından canlandırılan Furiosa karakterini bu defa Anya Taylor-Joy ile izliyoruz. Filmin yapım aşamasında aslında Jodie Comer’ın ismi öne çıkıyordu ama Comer’ın o sıralar yoğun olan takvimi nedeniyle rol Taylor-Joy’a gitmişti. Anya’ya eşlik eden isimler ise Dementus rolünde Chris Hemsworth ve Praetorian Jack rolünde Tom Burke oldu. Yine son derece rahatsızlık duyduğumuz Mad Max evreninde, bu defa Furiosa’nın da geldiği ve bolluk içinde yaşayan bir topluluk görüyoruz. Immortan Joe ya da Dementus gibi zamanın kötücül karakterleri bu yer için büyük fedakarlıklara hazır olduğunu görüyor ve Furiosa’nın da neden Furiosa olduğunu akıcı bir kurguyla izliyoruz. George Miller’dan yine nefes nefese bırakan ve de aksiyon dolu bir yapım Furiosa: A Mad Max Saga.
Challengers
Geçtiğimiz yıl gerçekleştirilen 80. Venedik Film Festivali’nin açılış filmi olmayı planlıyordu Challengers. Luca Guadagnino’nun yönetmen koltuğunda oturduğu bu film Hollywood’un o sıralar süren büyük boykotundan dolayı festivalden çekilmişti. Ne yalan söyleyelim, beklentimiz de büyüktü kendisinden. Nihayetinde Nisan ayında sinemalara gelen Challengers, büyük bir hype yakaladı ve gişede 15 milyon dolarlık açılış hasılatı yaptı. Vizyonda kaldığı süre boyunca meme’lere konu olan ve Zendaya etkisinden nasibini alan Challengers maalesef bir kısım seyircide beklenen etkiyi yaratmadı. Çünkü tenis kortlarında görmeye alışık olmadığımız şiddetteki cinsel gerilim filmi esir alıp bir gençlik filmine çeviriyor diyebiliriz. Guadagnino belli ki Zendaya’nın popülerliğine fazlasıyla güvenmiş ve başrollerinin cazibesiyle bizi baştan çıkartmaya çalışmış… Bu nedenle Challengers gişede umduğunu bulsa da her sinema seyircisinde benzer duygular uyandıramamış görünüyor.
Civil War
Alex Garland’ın yazıp yönettiği Civil War’un başrollerinde Kirsten Dunst, Wagner Moura, Cailee Spaeny ve Stephen McKinley Henderson yer alıyor. Yakın gelecekte geçen bu film Amerika’da ateşlenen bir iç savaşı belgelemek üzere yola koyulan bir grup gazeteciyi konu ediniyor. Teksas ve Kaliforniya arasında tırmanan gerilimin etkisiyle ABD hükümeti kaçınılmaz olarak distopik bir diktatörlüğe dönüşmeye başlıyor. Çeşitli savaş suçlarının işlendiği ve de vatandaşların ciddi güvenlik sorunu yaşadığı bu dönemde gazeteciler mesleklerini yapabilmek için ölümle burun buruna geliyorlar. A24 stüdyolarından çıkan Civil War ürpertici gerçekliği seyirciyi koltuğa çiviliyor ve vizyona girdiği ilk hafta elde ettiği 26 milyon dolarlık hasılat ile stüdyonun bu zamana kadar ki en iyi açılışını yapan film oluyor.
Inside Out 2
Ve şimdi karşınızda tüm zamanların en çok gişe yapan animasyon filmi var; Inside Out 2. 2015 yılında hayatımıza giren Disney animasyonu Inside Out uzun yıllardır devamını beklediğimiz bir yapımdı. Baş karakterimiz Riley ve onun zihninde var olan duygularla beraber oldukça eğlenceli bir yolculuğa çıkmıştık. Kah gülüp kah üzülüp kah da tepemizden alevler çıkarcasına sinirlenmiştik. Neşe, Korku, Üzüntü, Öfke ve Tiksinti olarak can bulan bu duygu karakterleri başta Amy Poehler olmak üzere Phyllis Smith, Bill Hader gibi oyuncuların seslendirmesiyle hayat bulmuş ve oldukça beğenilmişti. Inside Out’un devam filminde ise Riley’in ergenliğine ve dolayısıyla da baş etmesi gereken yeni duygulara odaklanıyoruz. Ergenlikte hepimizin başını yiyen Kaygı, Gıpta, Bıkkınlık, Utanç gibi duygular Disney’in bu keyifli animasyonunda başrolde. Inside Out 2’nin seslendirme kadrosuna eklenen isimler ise Maya Hawke, Ayo Edebiri, Adèle Exarchopoulos. Bu yıl sinemaları hiç olmadığı kadar canlandıran Inside Out 2 genel olarak olumlu eleştiriler alırken yine bize de eğlenceli birkaç saat yaşatıyor.
Diziler
Baby Reindeer
Richard Gadd’ın yaratıcısı ve başrolünde olduğu Baby Reindeer bu yılın en sürpriz işlerinden biri. Kendi hayat hikayesinden ilham alarak bir mini dizi yazan Gadd, dizisinde bir zamanlar kendisine saplantılı bir şekilde kafayı takmış bir kadın olan Martha’yı merkeze alıyor. Gerçekte de bir komedyen olan Richard komedyenlik mesleğine başladığı ilk zamanlardan hikayeye giriş yapıyor ve onu bu yaşadıklarını yazmaya iten olaylar silsilesini bize anlatıyor. Baby Reindeer’ın konusu kısaca şöyle; Donny hem barda çalışıp hem de stand-up kovaladığı zamanlarda bara yıkık bir halde gelen Martha’ya üzülüyor ve onu neşelendirmek için sohbete başlıyor. Martha bu kısa sohbetin ardından artık her gün bara gelip Donny ile takılmak istiyor. Donny bu işte bir tuhaflık sezse de çoktan iş işten geçiyor ve Martha Donny’nin mail kutusuna her gün çılgınlarca mail atmaya başlıyor. Kara komedi gibi başlayan bu dizi zaman zaman bizi kör kuyulara çekse de Donny’nin inişli çıkışlı yolculuğuna tanık olmaktan kendimizi alamıyoruz. Emmy’lerden 11 adaylıkla en çok adaylık alan dizilerden biri olan Baby Reindeer, Netlix’e gelir gelmez kısa sürede en çok izlenen yapımlardan biri oluverdi.
Fallout
Son yıllarda daha çok görmeye başladığımız oyun uyarlamalarından biri olan Fallout, aynı isimle 1997 yılında piyasaya çıkmış bir oyundan ilham alınarak yazılan bir Amazon Prime dizisi. Geneca Robertson-Dworet ve Graham Wagner’in ortak yapımı olan bu dizide başrollerde Ella Purnell, Aaron Moten, Wilton Goggins yer alıyor. Fallout, nükleer bir savaşın sonrasında, yüksek radyasyondan etkilenen bir post-apokaliptik dünyada geçiyor. Dış dünyaya kıyasla epey lüks sığınaklarda yaşayan ve burada insan ırkının devamı için çabalayan bir grup insanın, içerden işgali ile başlıyor hikaye. Sığınak sakinlerinden biri olan Lucy, babası işgalci güçler tarafından rehin alındıktan sonra korkutucu dış dünyaya adım atıyor ve bu yaşına kadar görmediği kötücül yaratıklarla savaşmak zorunda kalıyor. Bilim kurgu sevenlerin son bölüme gelmeden kolay kolay başından kalkamayacağı Fallout için şimdilik yılın en heyecan verici dizilerinden biri diyebiliriz.
Shōgun
Bu seneki Emmy Ödülleri adaylıklarının, en iyi dram dizisi dahil olmak üzere, toplam 25 adaylıkla galibi olan Shōgun ile devam ediyoruz listemize. Saray entrikalarını ve aksiyonlarını sevenlere ilaç gibi gelen bu dizi Anna Sawai ve Hiroyuki Sanada’nın üst düzey performanslarıyla göz dolduruyor. Japoncada “general” anlamına gelen Shōgun, Japonya’da 1600 yılında geçen bir hikaye anlatıyor. Lord Yoshii Toranaga, yakınlardaki bir balıkçı köyünde gizemli bir Avrupa gemisi karaya oturduğunda, Naipler Konseyi’ndeki düşmanları ona karşı birleştiği için hayatı uğruna savaşmaya başlıyor. Sürükleyici kurgusu ve heyecanı arttıran sinematografisi ile Disney+’da yayınlanan Shōgun aldığı olumlu tepkiler sonrasında ikinci ve üçüncü sezon onaylarını da aldı bile.
Hacks
2021 yılında hayatımıza giren ve kısa sürede ikonikleşen Deborah Vance karakteri ile üçüncü yılımıza geldik bu sene. Ve geçen bu yıllarda Jean Smart, Hannah Einbinder, Carls Clemons-Hopkins başrolleriyle başarıdan başarıya koşan ve ödül sezonlarında komedi dalında Ted Lasso ile beraber baskınlık kuran Hacks’e olan bağlılığımız hiç azalmadı. 20 dakikalık bölümleriyle zamanın nasıl geçtiğini anlamadığımız ve Deborah ile Ava’nın karmaşık ilişkisine bir şekilde tutulduğumuz dizinin geçen sezonundan buruk ayrılmıştık. Deborah artan ünü ve başarılarıyla komedi dünyasında esip gürlerken Ava da kendi yolunda, küçük adımlarla da olsa yazarlık kariyerinde ilerliyordu. Deborah’ın gündemine düşen late-night programı sunuculuğu onu eski ve sadık arkadaşı olan Ava’ya götürmüştü sezon finalinde. Yüksek puanlarla karşılanan üçüncü sezonda ise yeniden bir araya gelen bu eğlenceli ikili ile beraber komedi dünyasının kurtlar sofrasına doğru yol alıyoruz. Deborah’ın late-night programının baş yazarı olma hayaliyle bu toksik ilişkisine yeniden bir şans veren ve şimdiye kadar kurduğu sağlıklı ilişkilerini bir kenara atan Ava’nın ise başına gelebilecekleri az çok tahmin ediyoruz.
Ripley
Patricia Highsmith’in The Talented Mr. Ripley romanıyla daha önce sinemada farklı şekillerde karşılaşmıştık. Önce 1960 yapımı Plein Soleil yani Kızgın Güneş ve sonra da 1999 yılında, romanla aynı isimli Matt Smith’li, Jude Law’lı Anthony Minghella filmi. Bu defa Andrew Scott’un yetenekli ellerinde hayat bulan Tom Ripley karakteri Netflix’de 8 bölümlük mini bir yolculuğa çıkıyor. Ripley, New York’da kendince ufak tefek suçlara karışıyorken kendisine gelen teklife şaşırsa da kabul eder. Zengin bir aile Ripley’i İtalya’da olan ve bir süredir konuşamadıkları oğullarını bulup getirmeleri için tutar. Richard’ı sevgilisi Marge ile Güney İtalya kıyılarında tatil yaparken bulan ve onlarla kaynaşan Ripley’in zihnine bu anlardan itibaren daha yakından bakmaya başlarız biz de. Steven Zaillian’ın özgün merceğinden ve Scott’un nefis aktörlüğünden oldukça faydalandığımız bu Ripley anlatısı beklediğinizden daha karanlık yollara saparken sizi de peşinden sürüklemeye devam eder…