Seçilmiş kişiler ve dünyayı ele geçirmeye çalışan büyük kötüler: Avatar: The Last Airbender incelemesi

Dadanizm newsletter duyuru (600 x 600 px)

Yollarını aylarca gözlediğim Avatar uyarlaması The Last Airbender Netflix’e teşrif etti. Biliyorum, bunu neredeyse her dizi ya da film için söylüyorum, ama birilerinin yolunu gözlemekte sakınca yok. Bu defa eleştirilerim çok büyük de değil üstelik. Hatta diziyi sevmiş bile olabilirim. Dizinin ikinci sezonu görmesi umudumu canlı tutuyorum ve sizi bir kez daha yeniden uyarlamaların neden çekilip çekilmemesine dair tartışmaya davet ediyorum.

Michael Dante DiMartino ve Bryan Konietzko’nun yaratıcılığını üstlendiği Nickelodeon imzalı Avatar, ”Biz çocukken ne çizgi filmler vardı be!” cümlesini sık kuranların aklına ilk gelecek serilerden biri. Aynı yıllarda çizgi film ve dizi üreten Disney’in aksine çok daha kapsayıcı hikayelere yer veren Nickelodeon, hep bir adım öndeydi. DiMartino ve Konietzko, doğadaki dört elementi büken insanların yaşadığı fantastik bir dünya yaratınca da vazgeçilmez oldu.

Bilmeyenler çok şey kaçırıyor ama şöyle özetlememiz mümkün: Su Kabilesi, Ateş Ulusu, Toprak Krallığı, Hava Gezginleri’nin yaşadığı bir dünyada Ateş Ulusu’nun lideri Ozai her şeye hakim olmak istiyor. Bizim büyük çaresizliğimiz. Bu sebeple, diğer elementi büken uluslara savaş açıyor. Dünyadaki dengeyi sağlayacak tek kişi, Avatar. Aslında bildiğimiz seçilmiş kişi hikayesi. Dizi muazzam bir finalle sona erdikten sonra övmelere doyamadığımız M. Night Shyamalan, 2010 yılında yeni bir uyarlama yapmaya karar veriyor. Keşke olmasaydı, ama oldu. Orijinal serinin ruhunu yansıtmayan bir film çeken Shyamalan’ın hatırası kalbimizde baki. Netflix’in uyarlamasını ise aylardır heyecanla bekliyorum.

Avatar için adalet

Tartışmalı bir eleştiri yazacağımın garantisini yazının başında belirtmem gerekiyor. Bu eleştiri yüzünden başıma gelebilecekleri de tahmin ediyorum. Ancak söylemeden duramayacağım. Netflix’in yeni Avatar uyarlamasını beğendim. Sıkıntılı bir uyarlama olduğu kesin fakat fantastik bir dünyayı ekrana taşımanın ağır yükünü anlayan bir yapımcısı da var. Diziye yönelik eleştiriler birbirinden tamamen farklı. Seven çok sevmiş, nefret edenlerin sayısı hepimizden yüksek. Kesin olan bir şey var ki bir zamanların en iyi işlerinden birini yeniden ekrana uyarlamak yürek (ve çokça para) istiyor. Laf açılmışken Harry Potter’ın diziye dönüştürülmesini asla doğru bulmadığımı ve şimdiden diziye karşı ciddi önyargılarım olduğunu belirtmekte fayda var. Öte yandan Avatar’ın Shyamalan tarafından beyazperdeye uyarlanması aklıma geldikçe tansiyonum çıkıyor. Neredeyse ‘‘Avatar için adalet’’ kampanyası başlatacak duruma gelmiştim. Hal böyle olunca, seyircinin hak ettiği uyarlamayı Netflix’in başaracağına yönelik inancım da tamdı. Ancak önemli bir soruyu da ortaya atmak lazım.

Yeniden çevrimlere gerçekten ihtiyacımız var mı? Eskilerin de dediği gibi bazı işleri tadında bırakmak gerekiyor. Söz konusu Avatar olunca, çizgi dizi formatının dışında bir uyarlama görmeyi yadırgamıyorum ama. Ne var ki Netflix’in uyarlaması orijinal serinin yükünü taşısa da kaldıramıyor. Bunda dizinin yaratıcısı Albert Kim’in önceki işlerine kıyasla spektrumu daha geniş bir evrene adım atmasının etkisi olabilir. Oyuncuların sergilediği efora rağmen senaryoda yaşanan küçük zelzeleler Kim’in dizi için doğru kişi olup olmadığını sorgulatıyor.

Dizinin ilk üç bölümü, hikayeye güçlü bir giriş yapıyor; Gordon Cormier’in hayat verdiği Aang, özgür ruhlu ve heyecanlı bir çocuk. Henüz yaşamının ilk yıllarında, Avatar olduğundan habersiz. Cormier’in ikna edici performansı, Aang’in neşeli tarafını yaşatır nitelikte. Zaten dizinin en büyük başarısı oyuncu seçimi. Shyamalan’ın uyarlamasının aksine, her şey yerli yerinde. Fakat anlatacak çok şeyi olan bir hikaye Avatar. Bu hikayeyi sekiz bölüme sığdırmaya çalışmak yorucu ve zor. Dizinin ikinci yarısından itibaren enerji düşüyor, Albert Kim burada kreatif bir tercih yapıyor ve dizide nispeten yetişkin bir üslup kullanıyor. Yalnızca çocuklara değil, genç yetişkinlere de hitap eden daha karanlık bir dünya var karşımızda. Bu dünyanın ağırlığı altında ezilen diyaloglar da cabası. Sokka’nın amansız şakaları, vakitsiz gelen misafir etkisi yaratıyor. Tatsız ve yavan. Aksiyon sahnelerinde kararsız bir tutum güdülüyor. Seyirci, çatışmaya ya çok kısa bir an ya da çok uzun süre şahit oluyor; bölüm içindeki akış da bozuluyor.

Ey Ozai! Sen yeter ki sev kulun olayım

Senaryoda çok sayıda stratejik değişiklik mevcut. Daniel Dae Kim’in canlandırdığı Ateş Lordu Ozai’ın serinin ilk anlarından itibaren ekranda görünmesi gibi. Büyük ve merak uyandırıcı kötü karakteri gizlememe tercihi, kimilerinde hayal kırıklığı yaratsa da Daniel Dae Kim’e canım feda.

Ey dostlar. Genetik harikası bu insanı bütün gün seyredebilirim. Dallas Liu’nun Prens Zuko’yu adeta yaşamasına da bir büyük alkış. Kuşkusuz, dizinin en öne çıkan performansı. Bükme koreografisi göz kamaştırıyor. Ancak bunu da Dallas Liu’nun dövüş sanatları konusundaki yeteneğine vuruyorum.

Gondor deyince akan sular durur

Hikayenin kalbinde yatan CGI konusundaki hayal kırıklıklarımı paylaşmak zorundayım. Özellikle su bükme sahneleri gerçeklikten uzak. Netflix’in Leigh Bardugo’nun Gölge ve Kemik serisindeki elementlerin kullanımına dair yaklaşımı da benzer bir sıkıntının örneği. Aynı durum mekan tasarımına da zaman zaman yansıyor. Omashu, yakın plan çekimlerinde toprak bükücülerin şehri olduğunu belli ediyor. Yönetmen, renk ve ışık seçimiyle bunu desteklerken uzak plan çekimlerinde CGI’ın insafına bırakılan karikatürize görüntü seyirciyi ekrandan uzaklaştırıyor. Lord of the Rings’te Gondor ve Ayrıkvadi’nin tasarımına gidin, orada kalın. Omashu’ya yaklaşmayın.

Tüm eleştiriler bir yana, dizinin potansiyeli oldukça yüksek bir iş olduğunu söylemek mümkün. Çok sayıda hayranı hayal kırıklığına uğratsa da (eleştirilerin bir bölümüne katılmakla birlikte) uyarlamalara farklı bir gözle bakmaya çalıştığım dönemdeyim. Bir hikayeyi orijinaline yakın bir şekilde ekrana uyarlamanın zorluğunu göz ardı etmemem gerektiğini savunuyorum bu sıra. Bu savunmam, HBO’nun Harry Potter dizisinde sönecektir muhakkak. Greta Gerwig’in yaratıcı koltuğunda oturacağı Narnia Günlükleri’nden bahsetmiyorum bile.

Bu trend yakın bir zamanda sona ereceğe benzemiyor. İçerik geliştirme ve yeni dünya tasarımı konusunda tıkanmış bir endüstriden fazlasını ummamak lazım. Netflix’in Avatar uyarlaması eksikliklerine rağmen doğru bir yönde ilerliyor. İyi bir oyuncu kadrosu da var. Eleştirileri dikkate alan bir ekibi de varsa, daha ne olsun? Netflix, umut vadeden bir seriyi dramatik bir şekilde iptal edebilir tabii. Biliyorsunuz, huyudur, yapar. Şimdilik bunu düşünmemeye çalışalım ve bu uyarlamanın tadını çıkaralım.

Dadanizm sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin