Yılın en “rahat” Festivali: Ayvalık Uluslararası Film Festivali’ne dadandık!

Dadanizm newsletter duyuru (600 x 600 px)

2022’de Seyir Derneği tarafından her yıl eylülün üçüncü haftasında gerçekleştirilen Ayvalık Uluslararası Film Festivali, bu yıl 16–21 Eylül tarihlerinde düzenlendi. Dernek ve festival başkanı Azize Tan’ın önderliğinde, küçük ama dev bir ekip ve her sene değişen genç sinemacılar takımının emeğiyle hayata geçen festival yine dopdoluydu. Sundance ve Cannes gibi festivallerden ödülle dönen filmleri Türkiye’de ilk kez izlememizi sağlayan seçkisine birazdan uzun uzun değineceğim. Ama önce, yazıya bu başlığı attıran o huzur verici özelliklerinden söz etmek istiyorum.

Kültürü, mimarisi, gastronomisi, kedileri ve sürprizlerle dolu sakin sokaklarıyla Ayvalık zaten bir yaz festivaline son derece elverişli bir ortam sunuyor. Buna festivalin dostane hali de eklenince, yıl boyunca sabırsızlıkla beklediğimiz bir etkinlik haline geliyor.

Yarışması olmayan, haliyle kırmızı halısı da olmayan bu festivalde izlediğiniz filmlerin yaratıcı ekibiyle akşam aynı barda vakit geçirip sohbet edebiliyor, filmi değerlendirebiliyor ve dostluklar kurabiliyorsunuz. Gündüz oturduğunuz kahvenin yanından hararetli bir telefon konuşmasıyla geçen Azize Hanım’ı durdurup şakalarınızla yüzünü güldürebiliyorsunuz. Tanışıklıklarınız; aynı zevkleri, aynı ilgileri, aynı dünya görüşünü paylaştığınız derin dostluklara dönüşüp şehre taşınabiliyor. Bu duyguları başka hangi festivalde bulabiliriz ki?

Bu samimi festivalde yalnızca bir ödül var. O da, genç sinemacıların ilk işlerini takdir etmek üzere, kategori ayrımı gözetmeden verilen “Yeni Bir…” ödülü. Bir yıl bir yönetmen, bir yıl bir oyuncu ya da bir kurgucuya verilebiliyor; tek şart ilk olması. Bu yıl açılış töreninde Nermin Er, Tolga Karaçelik, Serra Yılmaz, Ayris Alptekin ve Hasan Nadir Derin’den oluşan seçici kurul, Ölü Mevsim’deki yönetmenliğiyle Doğuş Algün’ü ödüllendirdi.

Açılış töreninin ardından, rüzgârıyla ünlü amfide Joachim Trier’in merakla beklenen filmi, Cannes’dan Grand Prix ile dönen Sentimental Value’yu izledik. Trier’in vazgeçilmezleri Renate Reinsve ve Anders Danielsen Lie’nin yanı sıra Stellan Skarsgård’ın başrolde olduğu film; ilgisiz bir baba ama çok başarılı bir yönetmen olan Gustav’ın son projesi üzerinden baba–kız, yönetmen–oyuncu ilişkilerini, geleneksel–dijital çatışmasını ve mekânın hafızasını sorguluyor. Trier’in alışıldık renkleri, estetik açıları ve sürükleyici anlatımı filmi güçlü kılsa da işlediği meseleler biraz steril kalıyor. Meşhur üçlemenin son halkası The Worst Person in the World sonrası beklentilerin iyiden iyiye büyümesi de eklenince hayallerimin gerisinde kaldı. 133 dakikalık süresinde aile içi çatışmadan küresel gerilime uzanan birçok başlık açsa da çoğunda tam bir derinlik yakalayamıyor. Sentimental Value’yu Filmekimi kapsamında izleyebilirsiniz.

Cannes’da Jüri Ödülü’nü paylaşan iki film vardı: Sound of Falling ve Sırat.

Sound of Falling, gözlerden uzak bir çiftlikte farklı on yıllarda yaşamış dört kadının travmalarını mekân üzerinden aktarımına odaklanıyor. Soğuk dünyası ve gözlemci bakışıyla ilk yirmi dakikası Zone of Interest’i hatırlatıyor, ardından bizi farklı dönemlerde yolculuğa çıkarıyor. Duyular, objeler ve sesler üzerinden kurulan bağlantı özellikle bir ilk film için etkileyici. Yine de üç saate yaklaşan süresiyle yer yer sarkan sahneler ve tetikleyici travma unsurları izlemeyi zorlaştırabiliyor. Nitekim bitiş jeneriği başladığında bir seyirciden yükselen “oh” sesiyle tüm salon kahkahaya boğuldu. Almanya’nın Oscar adayı olması festivalde yer almasını değerli kılıyor. İkinci kez izlendiğinde daha çok detay yakalanabilecek, daha çok sevilecek bir film olabilir.

Festival arkadaşlarımla hasret gidermek uğruna iki seansını üst üste kaçırdığım için Panahi’nin It Was Just an Accident’ını göremediğimi çekinerek paylaşmalıyım. Bu yüzden benim için festivalin en heyecan verici ve en sürprizli filmi açık ara Sırat oldu. Kuzey Afrika’nın uçsuz bucaksız çöllerinde düzenlenen bir rave partisi… Rave partilerine katılmak üzere beş ay önce evi terk eden kızını arayan baba Luis ve küçük oğlu Esteban… Dünyanın geri kalanı yeni bir savaşa hazırlanırken Luis ve Esteban bu partileyen insanların peşine düşüyor. Kangding Ray’in bestelediği film müzikleri, açılış sekansından son sahneye kadar filmin bel kemiğini oluşturuyor. Hakkında ne söylesem spoiler olur. Sürekli tür değiştiren bu yol hikâyesi Oliver Laxe’in ellerinde adeta sizi içine çeken bir deneyime dönüşüyor. Sırat, hem ses sistemi hem de görüntü kalitesi yüksek bir salonda yaşanması gereken bir film.

Adana Altın Koza’da Ulusal Yarışma’da iddialı olan Gündüz Apollon, Gece Athena, Kadıköy’ün En İyi Falcısı’ndan tanıdığımız Defne’nin uzun metraj hikâyesi.

Emine Yıldırım imzalı film, hayaletleri görmek ve onlarla iletişim kurmak gibi özel bir yeteneği olan Defne’nin öldüğüne inandığı annesini arama yolculuğunu anlatıyor. Defne’nin mekânları aşan dostu Hüseyin ve özel bir anlaşma yaptığı pavyon şarkıcısı Nazife’nin de hikâyeye dahil olmasıyla birlikte Side’nin antik atmosferinde fantastik bir dünyanın içine giriyoruz.

Barış Gönenen’in güçlü oyunculuğu, karakterin toplumsal bir yaraya dokunan hikâyesiyle bu kez çok daha derinlikli bir yerden yakalıyor seyirciyi. Nermin Hanım’ın filme duyduğu heyecan ve yıllardır verdiği emek bile görmeye değerken, yakaladığı mistik dünya bu filmi yılın en iddialı yerli yapımlarından biri yapıyor.

Yeni bir Christian Petzold & Paula Beer iş birliği olan Mirrors No.3, piyano öğrencisi Laura’nın yaşadığı bir kaza sonrası sığındığı bir aileyle kurduğu sıra dışı ilişkiyi anlatıyor.

Aileyle ilk andan kurulan sıcaklık, sırların açığa çıkmasıyla karmaşıklaşıyor. Petzold’un Undine, Barbara ve Afire gibi başyapıtlarında kurduğu kusursuz evreni bu filmde yakalayamıyoruz. Sanki canı istemiş ve bir film çekmeye karar vermiş gibi hissettiren durağan ve biraz da sabun köpüğü bir iş. Yine de muhteşem oyunculuklar, güzel evler, özenli renkler ve Paula Beer hatrına kendini izletiyor.

Yeni dostluklar, merakla beklenen filmleri herkesten önce izlemenin gururu, keşfettiğimiz lezzet durakları ve yılın son denizi derken ilk yılından bu yana, basın sponsoru olarak yanından yer almaktan her zaman büyük bir heyecan duyduğumuz festivale sonbahara ve kapanışlara özgü bir melankoliyle veda ettik. Bu yıl gerek seçki, gerek katılımın artması, gerekse konuklarla festivalin büyüme hikayesine tanıklığımızı daha da net gördük. Azize Tan, Fatih Özgüven, Merve Genç başta olmak üzere tüm yürütücü kurul ve genç sinemacı arkadaşlarıma teşekkür ederim.

Seneye görüşmek üzere Ayvalık!

Dadanizm sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin