Baby Reindeer: Merhamet kılığına giren utançlar, yaralar ve iyileşme çabalarımız
10 gün içinde kulaktan kulağa yayılan yeni bir kült dizimiz var: Baby Reindeer. 11 Nisan’da Netflix’te yayınlanmaya başlayan Baby Reindeer, kısa sürede Twitter’ı, Tiktok’u ve arkadaş sohbetlerini ele geçirmiş durumda. İskoç komedyen Richard Gadd’ın 20’li yaşlarındayken bir “stalker” ile yaşadığı olayları anlatan dizi, dizi olmadan önce Edinburgh Fringe Festivali’nde tek kişilik bir gösteriydi. Neyse ki Edinburgh Fringe’in sınırlarından çıktı da biz de bu muhteşem anlatıya tanıklık edebiliyoruz.
Bazı şeyleri izlersiniz, biter ama takip eden günlerde aslında bitmediğini görürsünüz, karakterlerden biri veya birkaçı zihninizde yaşamını sürdürmeye, kafanızı kurcalamaya devam eder. Bu hissi tanıdınız mı? İşte Baby Reindeer tam olarak o “şey”lerden. Komedi olarak başlayıp bambaşka yerlere uzanan, katman katman açılan bir anlatı. Baby Reindeer’ın gerçek bir hikâyeyi anlatması, pek çok yerde en çok vurgulanan konu olsa da, bu hikâyenin böylesine etkileyici olmasındaki rolü çok da büyük değil. Anlatılan hikâyenin gerçek olması veya olmaması önemli değil, çünkü insan ruhuna dair evrensel konuların peşinde Baby Reindeer: Merhamet, sadece merhamet midir? Kurban, sadece kurban mıdır? İnsan yalnızca iyi veya kötü mü olabilir? Tacizcinle kurduğun ilişkinin tabiatı nedir? İyileşebilir misin? Nasıl iyileşirsin?
Yazının bundan sonrasında türlü türlü spoiler’lar çıkabilir karşınıza!
Baş kahramanımız Donny’nin polis merkezinde stalker’ını ihbar etmesiyle başlıyor Baby Reindeer. Eli ayağı titriyor ama polise, peşindeki kadına karşı işlem başlatabilmesi için pek de bir malzeme sunamıyor Donny. Bu an, yani Donny’nin aslında Martha’yı tutuklatabilmesi için pek çok malzemeye sahip olduğu ama hiçbirini polise söylemediği an, dizinin ilerleyen bölümlerinde çok daha anlamlı olacak. Çünkü Donny’nin Martha’ya acımasıyla açıkladığı bu “ilişki” aslında Donny’nin de bir parçası olduğu, yokluğunu kaldıramayacağı, bir yanıyla rahatsız olduğu ama bir yanıyla ona ihtiyaç duyduğu her şeyi sunan bir ilişki.
“Ona acıdım,” diyor Donny, Martha’nın bara geldiği ilk günü anlatırken. Donny’nin çalıştığı The Heart adlı pub’ın kapısından Martha’nın gelip boynu bükük bir şekilde bara oturduğu anı gördüğümüzde ve Martha’nın bir şey içecek parası olmadığını söylediği an, herkesin hissettiği o duyguyu söylüyor aslında Donny. Sonra Donny, “Bu benden olsun,” diyerek ona bir çay ısmarlıyor. Ve bu bir fincan çayla olaylar çığrından çıkıyor.
Çünkü Donny’nin “Bu benden olsun,” diyerek Martha’ya verdiği şey yalnızca bir fincan çay değil. Bir fincan çay görünümünde bir şefkat. Bundan sonra olanları, Martha’nın Donny’e saplantılı aşkı olarak da anlatmak mümkün elbette ama bu Martha’ya büyük haksızlık olurdu. Çünkü Donny, bu rolü dizinin yarısı boyunca inkâr etse de, aslında bu ilişkinin bir parçasıydı.
Martha’nın patolojik bir yalancı olduğu, tehlikeli biri olabileceği aslında bara geldiği ilk günden itibaren ortadaydı. Donny de bunu görebiliyordu. Ama böyle bir durumda çoğu insanın Martha’ya mesafe koyacağı yerde, Donny Martha’nın ona aşkla baktığını ve saplantısının adım adım arttığını gördüğü tüm o anlarda, onunla ilişkisini sürdürmeye devam etti. Donny’nin Martha’nın saplantılı aşkından “dostça” kurtulmaya çalıştığını sandığı tüm o anlara dair açıklaması “merhamet”ti. Peki ama merhamet ne ki?

Yüce gönüllü bir insanın kendinden daha zavallı gördüğü bir kişiye yönelttiği şey mi? Donny, Martha’ya merhamet duyabilecek konumda mıydı? İlk bölümlerde buna evet diyebiliriz, sonuçta Donny öyle veya böyle bir işi olan, komedyen olma hedefine sahip, gösterilere çıkan eli yüzü düzgün bir genç adam. Martha ise ilk andan itibaren patolojik bir yalancı olduğunu saklayamayan, “güzel” olmayan, çöp ev gibi bir yerde yaşayan, bir fincan çay içecek parası dahi olmayan, kısacası toplumun başarı olarak tanımlayabileceği hiçbir şeye sahip olmayan, bu nedenle de toplumun bir parçası olarak kabul edilemeyecek bir kadın.
Yüzeydeki bu verilere bakarak, merhametin yalnızca Donny’den Martha’ya doğru bir akış yönü olabileceğini düşünebiliriz. Ama yüzeyin biraz altına indiğimizde, insan ruhunun sezgilerle anladığı o gerçeklik boyutuna geçtiğimizde, Donny ve Martha’nın dışarıdan bakıldığında görünmeyecek kadar büyük bir ortak noktaları var: İkisi de ağır yaralı. Ve ruhlar birbirini ilk görüşte tanır. Donny, Martha’ya baktığında bir deli değil, yaralı bir ruh görüyordu. Tıpkı kendi gibi. Kendine vermekte zorlandığı şefkati, Martha’ya vererek, her defasında kendini de iyileştirmeye çalışıyordu aslında.

Donny, Martha’ya şefkat duymanın yanı sıra, Martha’nın var oluşundan büyüleniyordu da. Doğruya doğru, Martha deliliğiyle büyüleyici bir yaratık. Deli ama zeki, komik, esprili, gözlerinden fışkıran aşkın çocuksu bir yanı var, çoğu yetişkinin asla sahip olamadığı… Geçmişte onu bu deliliğe iten şeyin ne olduğundan bağımsız bir şekilde, bugün olduğu yerde özgür biri. Deli ve özgür. Donny ise belki kendini bıraksa Martha gibi delireceği bir travmayla normal bir insan gibi yaşamaya çalışan, arafta kalmış bir ruh.
İkili ilişkilerde yüzeyde görülen hiyerarşi ile gözle görülmeyen boyuttaki hiyerarşi farklı olabilir ve sürekli yer değiştirebilir. Martha ve Donny için de aynısı geçerli. Martha’nın hacimli bedeniyle ve yüksek sesli kahkahalarıyla, ruhuyla, yani var oluşuyla dünya üzerinde kapladığı alan, Donny’nin cılız bedeniyle ve görünmez var oluşuyla kapladığı alanla taban tabana zıt. Bu düzlemde, yani iki insanın sezgileriyle iletişim kurduğu o boyutta Donny de Martha’nın şefkatine ve ilgisine ihtiyaç duyuyor. Ve Martha da zaten ona bu şefkati veriyor. “Sana kim zarar verdi?” diye öfkeyle sorduğu anlarda, Donny kimseden alamadığı o şefkati, korunma ve önemsenme hissini alıyor Martha’dan.
Martha’nın Donny’nin hayatından kısa süreli çıktığı dönemlerde Donny’nin hissettiği boşluk da bunu gösteriyor zaten. Martha, Donny’i hayatı boyunca görülmek istediği gibi görüyor, özgüvensizliği Martha’nın varlığında yok oluyor. Berbat giden stand-up’ında Martha’nın izleyicilerin arasında belirdiği gün, Donny’nin performansındaki değişim de işte bu yüzden. Seyircileri hiç olmadığı kadar güldürmeyi başarıyor çünkü Martha’nın bakışları ona “biri” olabilemek için ihtiyaç duyduğu özgüveni veriyor.
Martha ve Donny hikâyesi süregiderken, Donny’nin arafta kalmış ruhunun hikâyesini de öğreniyoruz. Dizinin ikinci aksı bu olay. Donny, Martha’yla karşılaşmadan birkaç yıl önce, sektörde tanınmış bir adam tarafından bir dönem boyunca tecavüze uğramış ve yaşadıklarını kimseyle paylaşmamış.
Bu dönemi hiç yumuşatmadan, çok sert bir anlatıyla seyirciye sunuyor Baby Reindeer. Ve bu çok yerinde bir tavır. Donny’le birlikte karanlığın dibine çekiliyoruz. Onunla birlikte her defasında adamın kapısını tekrar çalıyoruz. Ve sonra da onunla birlikte “Donny niye gitti?” diyoruz.

Dizinin climax noktası olan stand-up gösterisinde Donny bugüne dek kimseye anlatmadığı bu olayı kalabalık bir izleyici kitlesine anlatıyor. Bir cinsel saldırı kurbanın yaşadıklarını, iç dünyasında açtığı yaraları, kendini suçlamanın ağırlığını, bu ağırlığın zamanla kendinden tiksinmeye, varlığından utanmaya dönüşüşünü dinlemek çok ağır. Ama o uzun konuşma bittiğinde Donny’le birlikte bizim üzerimizden de bir yük kalkıyor. Bir rahatlama hissiyle sarıp sarmalıyor bizi dizi. Sonra tekrar tokatlamak üzere.
Bu stand-up gösterisini bir izleyici kayda alıyor ve YouTube’a yüklüyor. Bunun sonrasında Donny’nin kariyeri tamamen değişiyor. Radyo ve televizyon programlarına davet ediliyor, gösterileri dolup taşıyor, Martha da bir süre sonra hapse giriyor. Devran sonunda dönmüş gibi, her şey çözülmüş gibi, Donny sonunda yüklerinden kurtulmuş gibi hissediyoruz.
Dizinin finali bizden tüm bu duyguları geri alana dek…
Donny, Martha hapse girdikten sonra da onunla kurduğu ilişkiye son veremiyor. Onunla iletişime geçmese de Martha kafasında yaşamaya devam ediyor. Gelen işleri reddediyor. Onu anlamak için haftalarca odasından çıkmadan gönderdiği ses kayıtlarını dinliyor, notlar alıyor, mail’lerini “övgü”, “öfke” gibi klasörlere ayırıyor. Sokakta, trende, otobüste, kulaklığında onun sesiyle hayatı yaşamaya devam ediyor.
Bu süreç, Donny’nin kendisine tecavüz eden adamın kapısını çalmasıyla sonuçlanıyor. Bu yüzleşmenin tabiatına dair bir sürü beklenti içine girsek de bu ihtimal hiçbirimizin aklına gelmiyor muhtemelen: Adam Donny’e iş teklifinde bulunuyor ve Donny kabul ediyor.
Donny, evden çıkıp bir bara gidiyor, votka kola söylüyor. Donny ve Martha’nın iç içe geçişi, Donny’nin votkasını, Martha’nın favori içeceği olan kolayla istemesinden daha güzel anlatılamazdı… Barmen içkisini hazırlarken Donny, Martha’nın eskiden gönderdiği ses kayıtlarından birini dinliyor. Martha’nın Donny’e neden “minik rengeyiğim” dediğini öğreniyoruz ilk kez. Bunu dinlerken ağlamaya başlıyor Donny. Barmen, “İyi misin?” diye soruyor şefkatle. “İyiyim,” cevabını aldıktan sonra Donny’ye votka kolasını veriyor ve hesabı istiyor. Ama Donny’nin, Martha’yla iç içe geçtiği votka kolayı ödeyecek parası yok. Ve böylece her şeyi başlatan o ilk cümleyi bir kez daha duyuyoruz ama bu defa başkasının ağzından: “Bu benden olsun.”

İşte bu şekilde başladığımız yere bizi geri bırakıyor Baby Reindeer. Bırakmak değil de fırlatmak diyelim. Donny, Martha’nın oturduğu bar taburesine fırlatılıyor, biz ise siyahla beyazın sürekli yer değiştirebileceği bir belirsizliğe. Dizinin izleyiciyi bıraktığı yer, dizi boyunca anlatılanlar kadar sert. Ve gerçek. İyileşmeye dair anlatılan modern masalların nasıl bir palavra olduğunu ve biraz önce o stand-up gösterisinde başından geçenleri anlatıp da Donny’nin sonunda harika bir hayatı olacağına inandığımız için ne kadar aptal olduğumuzu duyarak bitiyoruz diziyi. İyileşmek bir travmayı anlatıp kurtulmak kadar basit bir şey değil çünkü… Bazen daireler çizdiğimiz, başa dönüp durduğumuz, benliğimizin farklı yanlarını deneyimlediğimiz uzun bir yolculuk.
Sent from my iPhone