Beth Gibbons ilk solo albümü Lives Outgrown ile bizi hayat üzerine düşüncelerine ortak ediyor
Portishead’in aksak ritimlerine eşlik eden yumuşak sesiyle bünyeye türlü hisleri aynı anda yaşatan Beth Gibbons, 2013 yılından bu yana sinyallerini verdiği ilk solo albümü Lives Outgrown ile hayatımızın orta yerine düşüverdi birkaç gün önce. Albümün götürdüğü yerlerde hayatla ilgili ciddi çarpışmalar var. Bilhassa da ölümlülüğümüz ve ötesine dair… Lives Outgrown’u dinlemek tam da bu yüzden biraz cesaret gerektiriyor. Hatta ‘‘biraz’’ değil de epey…
Ve Beth Gibbons, bir süredir sessiz sedasız durduğu köşesinden ilk solo albümü Lives Outgrown ile çıktı. ‘‘İlk solo albümü’’ bilgisi insanı hafiften duraklatıyor. 30 küsur yıllık müzik kariyerindeki ilk solo albümü… Geç mi? Yani söz konusu Beth Gibbons olunca pek de değil. Onun az ve öz üretmeyi sevdiğini biliyorduk zaten. Portishead’in de toplamda üç albümü olduğunu düşününce… E peki 2002 çıkışlı Out of Season da solo albüm sayılmaz mıydı? Hmm doğru, onu Rustin Man’le birlikte yaptıkları için ilk solo albüm ‘resmî’ olarak Lives Outgrown oluyor. Arada bir de 2019 yılında Henryk Górecki: Symphony No. 3 (Symphony of Sorrowful Songs) gelmişti. Polonyalı ünlü besteci Henryk Górecki’nin Symphony No. 3 adlı eserini Krzysztof Penderecki şefliğinde Polonya Ulusal Radyo Senfoni Orkestrası ile birlikte sahnede seslendirmişti Beth Gibbons. Bahsettiğimiz albüm de bu konserin bir kaydıydı.

İç sesimizin ve detayların arasında kaybolduktan sonra başa saracak olursak… Evet, Beth Gibbons ilk solo albümü Lives Outgrown ile karşımızda. Henüz pek taze olan bu albüm (bu yazı yazılırken albüm sadece birkaç günlüktü) bizi Beth Gibbons’ın zihninin içine bırakıveriyor. Ve oraya girmek gerçekten cesaret istiyor. Albümün ilk şarkısı Tell Me Who You Are Today usul usul başlayan gitarlarıyla sanki dinginlik yayacakmış gibi gelse de ilerleyen birkaç saniyede birazdan çok farklı duygulara doğru koşturacağımızı anlayıveriyoruz. Albüm içinde daha fazla yol kat etmeden önce şöyle bir durup dinlenmekte fayda var.
Beth Gibbons aslında yeni bir solo albümle geleceğinin haberlerini ilk 2013 dolaylarında vermişti bize. Yani yaklaşık bir 11 sene önce… Başta da dediğimiz gibi, fulfors üretimleriyle sürekli göz önünde olan biri değil Beth Gibbons, o yüzden şaşırmayı bıraktık zaten. Ama o zamanlar 50’lerinde olan Beth Gibbons artık 60’ına yaklaşıyor ve bu süreç içerisindeki kişisel deneyimleri, duyguları, halleri bu albüme de yansıyor. Bu beklenen albümün ne hakkında olacağını geçtiğimiz Şubat ayında kendi imzasıyla yayınladığı mektubunda biraz anlatmıştı Beth Gibbons: ‘‘(Lives Outgrown) her zamanki gibi içimde olup bitenleri yansıtıyor. 50’lerim bana yeni ama bir taraftan da oldukça eski bir ufuk getirdi. Aileme, arkadaşlarıma ve hatta eskiden olduğum kişiye vedalar ettiğim bir dönem oldu benim için, şarkı sözleri ve dolayısıyla Lives Outgrown da benim bu endişelerimi ve uykusuz gecelerdeki düşüncelerimi yansıtıyor. Hayatlarımızdaki duygusal ve psikolojik geçişler değil sadece sebep; bu gezegeni terk edeceğimiz o zamanı ve bilinmezliğe olan yolculuğumuzu düşünmekle de ilgili.’’
Albüme ve Beth Gibbons’ın zihnine girmek cesaret istiyor derken tam olarak neyi kastettiğimizi bu cümleler daha iyi anlatmıştır muhtemelen.
Grubu Portishead ile birlikte 90’ların ilk yıllarında trip-hop türünün dünyaya yayılmasında öncülük eden Beth Gibbons’ın kalbin en ince yerlerini titreten vokallerinde tekinsiz bir şeyler var her zaman. Güler yüzüne güvendiğiniz birinin sizi türlü belalara sürüklemesi gibi… Yumuşacık sesi huzur verecek sanabilirsiniz ama hayır, o anlattıklarıyla canınızı yakacak biraz. Onun bu vokalleri Portishead’in aksak ritimli parçalarıyla birleştiğinde nasıl bir etki yarattığını hepimiz biliyoruz zaten. Lives Outgrown’da bu vokaller birlikte coşkuyla akıp giden enstrümanlar eşliğinde bizi peşine takıyor, ardından da kör kuyularda çaresiz bırakıyor. ‘‘Umut yokken hayatın nasıl olduğunu anladım’’ dediği bir dönemin eseri bu neticede. Çok mu iç sıktık? Biz suçlusu değiliz ama duygusal mazoşizm olabilir biraz. Bu arada Lives Outgrown sadece ölümlülük üzerine değil, annelik ve menopoz gibi konularda da Beth Gibbons’ın sözünü söylediği, hikayelerine ortak ettiği bir albüm.
Enstrümanların gürül gürül akıyor olması arkasında dev bir kadro varmış gibi hissettirse de albümün tamamı üç kişilik bir ekipten çıkıyor: Evet, Beth Gibbons’ın kendisi, Talk Talk’un eski davulcusu Lee Harris ve multi-enstrümantalist ve prodüktör James Ford. Albümdeki pek çok enstrümanı da James Ford’un bizzat kendisinin çaldığını not düşelim. Bridget Samuels’in yönettiği Londralı yaylılar topluluğu Orchestrate de iki parçaya eşlik ediyor; Tell Me Who You Are Today ve Burden of Life.
Yüreğinizi de yanınıza katıp Lives Outgrown’u dinlemeyi tamamladığınızda kendinizi biraz değişmiş hissedebilirsiniz. Etrafta kimseciklerin olmadığı ağaçlarla çevrili bir kulübede, Beth Gibbons’la baş başa günler geçirmiş ya da bir arabada yan yana uzun bir yolculuğa çıkmış ve bu yolda kimselere rastlamamış gibi… Beth Gibbons anlattıklarıyla gerçekliğinizi bir süreliğine teslim alıyor, sizi dış dünyadan koparıyor, yaylıların ve gitarların arasında hayat üzerine düşüncelerine ortak ediyor.
Biz şimdi bu yazıyı yayına aldıktan sonra bir süre oynak bir şeyler dinleyerek gerçekliğimizi yeniden inşa etmeye çalışacağız.